“Aileyi Koruma” Lafının Altından Yine Nefret ve Düşmanlık Çıktı!

Fotoğraf: Evrensel

Sevda Karaca
@sevdakaraca

skaraca@evrensel.net

Sevda Karaca

Tüm yazıları
Kılıçdaroğlu’nun ‘başörtüsüne yasal güvence’ diyerek kanun teklifi sunacaklarını açıklamasından sonra, Cumhurbaşkanı grup toplantısında “Anayasa değişikliği yapalım” diye el yükseltmiş ve ek olarak “Aile kurumunu güçlendiren ilave değişiklikler de yapalım” demişti.

“Ailenin güçlendirilmesi” lafzı altında yeni bir saldırı paketi geleceğini, geçmiş deneyimlerimizden yola çıkarak zaten tahmin etmiştik.

Nitekim Çekya ziyareti dönüşünde sorular üzerine “Aile filan hepsi bu işin içinde” dediği adımlarla, LGBTİ’lere yönelik nefret kampanyasına, kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırılara sırtını yaslayarak muhalefeti sindirme, yeni saldırıların zeminini güçlendirme hedefi olduğunu alenen ortaya koydu.

Hatırlayalım;

2020’de Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinselleri hedef alan açıklamasının hukuka ve insan haklarına aykırı olduğunu belirten barolar ve meslek örgütleri “İslam düşmanı” olarak yaftalandı. Bu, baroların bölünmesine zemin yapıldı.
Kadınların şiddete karşı yükselen mücadelesi ve iktidarın bu şiddet karşısında failleri teşvik eder tutumuna yönelik eleştiriler toplum nezdinde büyük bir meşruiyete kavuştuğunda, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik iktidar saldırıları sözleşmenin “Eşcinselliği teşvik ettiği için” yürürlükten kaldırılması gerektiğine yoğunlaştı.
Kadınların yasal kazanımlarının tek tek hedefe konması “Ailenin korunması ve güçlendirilmesi” süslü laflarıyla meşrulaştırılamayınca, evrensel ilkelere uygun olarak içerik kazandırılan 6284 sayılı yasa, çocuk istismarını önlemeyi gündem eden Lanzarotte Sözleşmesi, medeni kanunun gibi unsurları “kadınla erkeğin fıtratlarını, dini, örfü, geleneği, kutsalları tanımıyor, yaradılışımızdan gelen özellikleri bozuyor, çocukları eşcinsel özentiliğine itiyor, aileyi tehlikeye atıyor” vurguları çoğaldı.
Boğaziçi Üniversitesine kayyum atanmasına karşı öğrencilerin ve akademisyenlerin direnişinin meşruiyetini kırmak için LGBTİ’lere yönelik nefret söylemlerine ve din bezirganlığına sarıldı.
Ülkenin dört yanında sanatçılara “dil koparma”, tutuklama tehditlerinin somuta dönüşmesi, festival yasaklarının gerekçeleri hep LGBTİ nefretinden beslendi.
Kampüslerde öğrenci topluluklarının kapatılması, mezuniyet törenlerinin iptali, kadın eylemlerine “gökkuşağı bayrağı taşınıyor” diye saldırılar, Onur Yürüyüşleri’nin büyük bir tehdit olarak yasaklanmasında da mevzu hep bu noktadan ele alındı.
Aylardır sürekli önümüze sürülen bu söylemlerle iktidar, kısa vadede toplumu kutuplaştırmanın kullanışlı bir aracını yaratmanın rahatlığını yaşarken, orta vadede karşısına çıkan her türden muhalefete yönelik baskı ve saldırılara da kendince bir meşruiyet zemini yarattı. Uzun vadede ise devlet eliyle örgütlenen bu nefret, toplumsal hayattaki farklılıklara ve hak taleplerine yönelik büyük bir tahammülsüzlük, hatta düşmanlık yaratırken, bunun üzerinden toplumsal hayata ve insanların özel hayatına yönelik büyük müdahalelerin de zemini yaratılmış oldu. “Makbul” olmayan herkesin ve her kesimin düşman haline getirildiği bu zeminde, en ortak sorunlarımız, en büyük ortaklıklarımızın değil, farklılıkların her şeyin önüne geçtiği, bir toplum olmanın sacayaklarının kırıldığı bir nefret iklimi yaratılıyor.

Dünyada da çok benzer bir biçimde yükselen kadın düşmanı, homofobik, ırkçı ve sermaye dostu hareketler, “Aileyi dinsizliğe, değerlerin yok edilmesine, homoseksüelliğe karşı savunmak” iddiasıyla ekonomik, siyasal, toplumsal krizlerin ağırlaşan etkisi altında giderek daha kaygılı hale gelen halk kesimlerini gerici güçlere yedeklemeye çalışıyor. Yıkım politikalarına, yükselen diktatörce uygulamalara zemin sağlamanın, rıza üretmenin bir yolu olarak en gerici değerler her an ortaya saçılıyor.

“Aileyi koruyoruz” kod adıyla yürütülen tüm politikalar sonucunda adım adım eşit yurttaşlık hakkımız, şiddete karşı korunma hakkımız, fikrimizi ifade etme hakkımız, örgütlenme, eylem yapma hakkımız, haber alma hakkımız, inanç ve inanmama özgürlüğümüz, kılık kıyafetimize karışılmaması hakkımız, ekonomik haklarımız da boğuluyor.

İşte böylesi bir bütünlük içinde baktığımızda iktidarın LGBTİ’lere yönelik sistematik nefret söylemi ve her vesileyle “ailenin korunması” adı altında bu nefreti kurumsallaştıran yasal düzenlemelerin neden basit bir gündem saptırma olarak ele alınamayacağını görebiliriz. Bu nefretin hepimize yönelik ağır saldırı furyasının önemli dayanaklarından biri olduğunu daha çok konuşmalıyız.

Kaynak: Evrensel

 

Haber
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?