ALEVİLİĞİN FETİŞLEŞTİRİLMESİ

ALEVİLİĞİN FETİŞLEŞTİRİLMESİ
Fetişizmi, insanın kendi yarattığı hayal ürünlerini gerçek olgular (varlıklar) sanısıyla onlara tapması olarak tanımlayabiliriz. K. Marx fetişizm deyimini ‘yabancılaşma’ genel kavramı içinde, insanın manevi ve maddi ürünlerinin kendisi dışında bağımsız birer canlı varlıklar olarak insana görünmesi olarak tanımlar. Kısacası, fetişizm olayını, bir hayalin pazarlanması ya da gerçekliğin ters yüz edilmesi olarak da tanımlayabiliriz.
Bütün dinler bir fetişleştirme olayıdır; çünkü insanın yanılsamalı sanısına dayanan din bilimsel bir veriye dayanmaz, tümüyle insan hayalinin bir ürünüdür ve insan bu verilere gerçek olgular olarak tapmaya başlar. İlk insanın doğa karşısındaki tutumu, onu canlı varlıklar olarak algılamasıdır. Diğer deyişle dağ, orman, deniz, gök cisimleri, sel, fırtına, hayvanlar ve bitkiler… doğadaki her şeyin canlı bir ruh (animizm) taşıdığına inanç insanın ilk yanılsamalı bilincidir, yani fetişleştirmesidir. Bu durum kimi soyutlamalarla tek tanrılı dinlere kadar gider.
Alevilik; sosyolojik, felsefi-inançsal, kültürel, ahlaksal ve ideolojik bir zemin üzerinde kavramlaşmış bir olgudur. Ancak bu olgu üzerinde sağlı sollu o kadar pazarlanan yanlışlıklar, gerçek sanılan hayal ürünleri var ki bunlar akıl karı değil. Kimileri (bir hayli de popüler olmuş durumda) Aleviliği insanın ilkel yaşam dönemlerine kadar (hatta epey bir zaman önceleri icat edilen kayıp Atlantis ve Mu krallığına, daha olmadı Galaksilere) götürürken, biraz insaflı davranan dostlarda Anadolu ve Mezopotamya köleci devletleri olan Sümer, Luvi ve Hitit gibi krallıklara götürürler. Göbeklitepe’deki kimi bulgular ise Aleviliğe bir tür kanıt olarak sunulur; insanın ilk tapıncını ve tapınağını Cemevi ve Cem ritüelleriyle bir nevi özdeşleştirmek gibi bir zihinsel olağanüstü müthiş bir yaratım geliştirilir. İşte tam da bu noktada Alevilik fetişleştirilir. Fetişleştirme aynı zamanda toplumun iradesinin çalınması, insanın köleleştirilmesidir.
Alevilik, fetişleştirilecek bir inançlar manzumesi değildir, tam tersine fetişleştirmeye karşı birçok boyutuyla yaşanılan dünyanın nesnelliği içinde kendini biçimlendirmiş bir başkaldırı, ezilen bir sınıf hareketidir. İnsanın ilkel sosyolojik olgusuyla Aleviliği örmek toplumbilimini ters yüz etmek, diyalektik gelişmeyi inkâr etmektir. Feodal toplum sürecinde gördüğümüz bütün batıni ya da heterodoks denilen akımlar, temel nitelikleriyle, gerici feodal düzen içinde mevcut çelişkilerinin çözümü olarak kendini ortaya koyan hareketlerdir; yoksa bunlar, eski köleci ve ilkel toplumsal yapıların bir devamı değildir. Ancak, eski toplumsal yapılardaki genelde göçebe kimi kabile-aşiret yapıları var olsa da bu yapılar tarihsel olarak nitelikleri itibariyle daha eski ve geri geleneklerin temsilcileridir ki bunları devrimci yapılar olarak görmek olanaklı değildir (bunların ortakçı ve özgürlükçü bir yapıdan gelmeleri onları devrimci kılmaz), bunların bazıları devrimci yapılara dönüşürken (Horasan bölgesi Anadolu Alevileri için ilk basamaktır) kimileri de düzen içinde erir. Aksine bir iddia bu batıni veya heterodoks hareketleri geçmiş köleci ideolojilerinin ya da ilkel yapıların devamı olarak görmektir.
Bütün bu fetişleştirme olayı, Aleviliği, kendi gerçek mecrasından koparmakla Aleviliğin bilimsel, devrimci tarihini yok saymakla gerçekleşebilir. Ne yazık ki, Aleviliğin de fetişleştirmeye müsait bir yönü var. Bunun temel kaynağı, egemen inanç atmosferi içinde filizlenmeye başlaması ve bu egemen inancın baskılanması karşısında kendini koruma amacıyla ya da kimi çıkarsamalarla zaman zaman takiye yöntemine başvurmuş olmasıdır. Bu takiye yönteminde kendini ‘sırlama’ denilen gerçek düşüncelerin sıradan üyelerinden gizlenmesi olduğu kadar, aleniyette egemen düşünceye benzeme olarak da kendini gösterir. Batıni tüm akımlarda bu yöntemin kullanıldığını söylemek yanlış olmaz. Tabii ki bu yöntem bir zaman sonra gerçekliğin üzerine örterek kendisi gerçek olgu haline gelmeye başlayabilmektedir. Bu noktada da bir fetişizmle karşı karşıya gelinir.
Bir felsefe, düşünce din alanına kaydığı zaman onun fetişleştirilmesi kaçınılmaz olur. Bunu Aleviliğin İslami inanç kulvarına çekilmesinde görmek olası. Örneğin Alevilikteki “kırklar” mitozunun nesnel bir olay olarak görülmesi bu fetişleştirmenin bir boyutudur. Buradaki amaç Alevi öğreti, ritüel ve geleneğinin Halife Ali kanalıyla İslam’a bağlamaktır. Alevilik İslam’a, diğer deyişle din-inanç boyutuna sürüklendikten sonra fetişizm tüm boyutlarıyla kendini tamamlamış olur.
Alevilik kendi maddi gerçekliğinden koparıldığı zaman fetişleştirilir; fetişleştirilince de Alevilik kendi gerçekliğinden saparak anlaşılmaz hale getirilir. Bunu kimi bilinçli olarak yapmakta kimi bilinçsiz olarak, ama ikisi de sonuç olarak aynı kapıya çıkmaktadır.
Alevilik anlaşılmaz bir öğreti değildir. İlahiyatçıların Tanrı merkezci düşüncelerine karşı, Aleviler insan merkezci bir düşünceyi koymaktadırlar. İlahiyatçılar varlıkların ayrılığını, Tanrıya tabi olarak kulluğunu savunurken, Aleviler varlıklar arasındaki tüm çelişkileri kaldırarak varlıkların birbirine kul olmadığı birliğini savunurlar. İlahiyatçılar dünya düzeninin tanrıya ait olduğunu, yönetip yönlendirdiğini ve meşru olduğunu savunurken, Aleviler dünyanın dünyaya ait olduğunu, düzenlerin insanların icadı olduğunu, bozuk düzenlerin değişmesi gerektiğini savunurlar. İlahiyatçılar görüşlerinin tanrı ayetleri olduğunu söylerken, Aleviler görüşlerinin insan ayetleri olduğunu söyler. Görüldüğü gibi Alevilik sislerle, sırlarla kaplı bir inanç-düşünce değildir. Alevilik denilen bu düşünce sistematiği de sislerle kaplı bir tarihi dönemde değil, feodal toprak köleliği düzeninde bu düzene karşı verdiği mücadele içinde oluşmuştur.
Aleviliğin fetişleştirilecek bir yönü olmasa da bazı Alevi kardeşlerimiz ne yazık ki onu birçok kılığa sokuyor. Bazen insanın aklına 30’larda ortaya atılan Güneş Dil Teorisini getiriyor. Kimi Alevi dostların ‘Alev’den yada ‘Luvi’ den Aleviliği üretmeleri Türklerin ‘kart-kurt’ teorilerini bile gölgede bırakıyor. GDT, Türklere ait olmadık hayali teoriler ve ne kadar hamaset geliştiriyorsa kimi popüler Alevilerin de o nispette teori ve hamaset ürettiklerini görmek olası. Örneğin bu arkadaşlarımız bütün insanlığın bir zamanlar Alevi olduğunu pekala söyleyebiliyorlar. Bir de bir takım sırlı, kadim türü kimi beylik laflar edince Aleviliği büyük bir din gibi büyük sisler arasına sokuyorlar. Tabii ki o sisler içinde Aleviliği anlamanın da olanağı kalmıyor…
Kazım Eroğlu 29-12-2019

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?