MİLLİ BİRLİK Mİ, İNKARCILIK VE AYRIMCILIK MI?

MİLLİ BİRLİK Mİ, İNKARCILIK ve AYRIMCILIK MI?

Millet/ulus ya da siyasal söylemle milliyetçilik/ ulusalcılık sermayenin ülke içinde ve dışında kendi egemenliğini kurmasının ve pekiştirmesinin ideolojik bir manivelasıdır. Devlet de bu süreçte milli /ulus devlete evrilir. Ülkemizde ulus-devletin inşası cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte başlar.

“Ne demek ulus-devlet? Yasama, yürütme ve yargı erkinin ulusal bir hükümet elinde merkezileştiren ve bütün ergin yurttaşların siyasal karar sürecine-biçimsel de olsa- eşit koşullarda katılımını sağlayan devlet.
“Bu tanımdan hareketle, ulus devlet/ulusal devlet tanımı yapılır. Ulus-devlet, halkının dilsel, dinsel ve sembolik olarak güçlü bir ortak kimliği paylaştığı devlet, İsveç ve İrlanda gibi. Ulusal devlet ise, benzeri türdeşlikten uzak olan ve yönetimde özerklik dahil farklılaşmalara giden devletler: Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya gibi.” (Anayasa Prof. İ. Kabaoğlu, Hangi Türkiye)

İ. Kabaoğlu, anayasanın yurttaşlık tanımını kimlik ve soy temelinde yapan 66. Maddenin ulusal-devlet kavramını zedeleyici bulduğunu belirtir.
Anayasa 66. m. “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür…” Bu, bütün vatandaşları Türk etnisitesi üzerinden tanımlayan, diğer kimlikleri reddeden tekçi ulus-devlet anlayışıdır.

Bizdeki ulus kimliği yurttaşlık kimliği ile örtüştürülüp, yurttaşlar Türk ve İslam olarak tanımlanır. Farklı kimlikler yadsınarak Türk ve İslam kimliği içinde eritilip Türklük ve İslamlık üzerinden bir ulus-devlet inşa edilmeye çalışılmıştır. Kürtler dağlı Türkler, Aleviler de Müslüman olarak nitelenerek, sadece Gayrimüslimler Türk ve İslam çerçevesinin dışına taşınıp, Türkiye’nin nüfusunun %98’i Müslüman ve Türk olarak görülür.

Ülkemizdeki anayasalar yurttaşı değil, devleti; yurttaşın hak ve özgürlüklerini değil, devlete karşı görev ve sorumluluklarını önceleyen ve “Kaynaşmış homojen bir millet yaratma” adına farklı kimlikleri görmezlikten gelip bunları egemen kimliğe indirgeyen tekçi ve inkarcı bir anlayışla hazırlanmıştır. Anayasa, bir yönüyle devletin yurttaşlar üzerindeki egemenliğini tesis ederken, diğer yandan yurttaşlar arasında ayrımcılığı meşrulaştırır.

Cumhuriyet, “Milli birlik, bütünlük” adına Türk ve İslam kimliği üzerinde ulus-devlet oluşumunu yapılandırırken bu noktada bile yurttaşa özgürlük alanı bırakmayıp kendi Türkçüsü ve İslamcısını yaratmaya çalışır. Buna, Cumhuriyetin kendi yurttaşını yaratma çabası diyebiliriz. Milli/ ulusal birliğin sağlanılması adına oluşturulan politikaların vardığı sonuç: Milli Birlik değil, inkarcılık, ayrımcılık, tutarsızlık neticesi oluşan siyasal istikrarsızlık, huzursuzluk, şiddet sarmalı, toplumsal barışın zedelenmesi ve bir türlü tartışılır olmaktan kurtulamayan Cumhuriyet. Ve demokrasiyi ve özgürlükleri oluşturamayan daha da otoriterleşen ve askerileşen Cumhuriyetin giderek kendi değerlerine bile yabancılaşması ve kendi çocuklarını yemeye başlaması… ve siyasal islam tarafından kuşatılması…

Cumhuriyet Rejimi; ‘milliyette tek, inançta tek ve düşüncede tek’ anlayışı üzerine oluşturulurken, bunun dışında kalan farklı etnik, kültürel ve sosyal-siyasal kesimler asimile edilmeye, asimile edilemeyenler baskı altına alınarak kontrol edilmeye ve bölünmeye çalışılmış ve bu anlayışla milli birlik ve bütünlüğün sağlanacağı varsayılıp kendini farklı tanımlamaya çalışanlar, “Devlet ve millet düşmanı, vatan haini, bölücü, anarşist…” diye düşmanlaştırılıp her türlü hak arayışların da önü tıkanmaya çalışılmıştır.

Milli birlik ve bütünlük söylemleri, inkarcılık söylemleriyle birlikte yürütülmüş; milli birlik ve bütünlük kavramı, emperyalist işgale karşı Milli Mücadele günlerinde ulusal dayanışmanın adı olmaktan çıkartılarak Türklük, İslamlık ve Kemalist düşünce dışında kalanların asimilasyonuna hizmet eden bir argümana dönüştürülmüştür. Türklük, İslamlık ve Kemalizm zemininde türdeş bir ulus yaratma ütopyası, topluma büyük bedeller ödettirdiği gibi ülkenin demokratik gelişimini de engellemiştir.

Modern anlamıyla ulus kimliğinin oluşumunda dinin bir dahili olmazken bizde ise ulusal kimliğin oluşumunda din vazgeçilmez bir unsur olarak yer edinir. Türklük olgusunun yanında İslamlık olgusuna da ulus kimliğinin (ulusal birliğin) oluşumunda temel bir rol biçildiği görülür. Bir yabancının gözüyle bunun nasıl formüle edildiğine bakalım:

“…Din, Türk ulus inşasında önemli bir rol oynamıştır…Toplumu bir bağ olarak bir arada tutan İslamiyet, erken cumhuriyet dönemindeki Kemalist millileştirme politikalarının da örtük bir öğesi olmayı sürdürmüştür. Bahsi geçen milli ve dini birlik perspektifinden bakınca, Alevi farklılığı izah edilip kontrol altına alınması gereken bir sorun olarak algılanmıştır. Dolayısıyla Alevilerin Türk toplumuna entegrasyonu… ana akım kimlik söylemi içerisinde asimile olmaları beklentisiyle yürütülmüştür. Bu beklenti çerçevesinde, Aleviliğin Türk ve İslami bir karaktere sahip olduğu tezini sorgulayan her türlü Kızılbaş-Alevilik yorumu… milli birlik ülküsüne yönelik bir tehdit olarak görülmüştür.” (Markus dressler- Türk Aleviliğin İnşası)

Dışarıdaki bir gözlemci durumu kavrıyor da bizim Atatürk hayranı akıllı (!) Aleviler bir türlü olayı kavrayamıyor, ne edersin ki! Cumhuriyet yönetimleri, kendi özgün yapılarıyla farklı kimlikleri “Milli Birlik” oluşumuna karşı bir sorun, bir tehdit olarak algılamıştır. Bu sorunun ortadan kaldırılması için nasıl ki Kürtlerin Türkleştirilerek asimile edilmesi gerekiyorsa, Alevilerin de İslamlaştırılarak asimile edilmesi gerekiyordu. Alevilerin kendilerini İslamiyet dışında karakterize etmeleri, “Milli Birliğe” yönelik bir tehdit olarak değerlendirildiğinden Cumhuriyetin kalıplarına uymayan Aleviler düşmanlaştırılmaya çalışılır. “Alisiz Alevilik” gibi kimi etiketlemelerle bu açıkça yapıldı.

İşte, Aleviliğin ve Alevilerin kendi özgünlükleriyle resmi olarak tanınmaması, baskılara, katliamlara maruz bırakılmaları, fişlenmeleri, ayrıştırılmaları, yönetim birimlerinden dışlanmaları ve en temel yurttaşlık haklarından mahrum bırakılmalarının altında yatan neden. Devletin Alevileri nasıl karakterize etmek istediği bilinmesine karşın kendini Alevi olarak gören kimi kişi veya kuruluşlar, rejimin payandası olmayı “Milli Birliğe” katkı sanıyor olacaklar ki Aleviliği, küçük bir üslup farkıyla, Ali ve Ehli Beyt üzerinden İslami olarak karakterize etmenin uğraşı içindeler. Bu da Alevilerin içinde Alevilere karşı oynanan bir oyundur.
Kazım Eroğlu 15-08-2022

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?