ALEVİ AYDINLANMACILIĞI ve GÜNÜMÜZ SOSYALİSTLERİN TAVRI

ALEVİ AYDINLANMACILIĞI ve GÜNÜMÜZ SOSYALİSTLERİN TAVRI

Din, inanç dahil tüm manevi kültürler ezen ezilen sınıf karşıtlığı ve mücadelesi içinde şekillenir. Devletin dini olmuş Hıristiyanlık, İslam gibi örf içi kültür fenomenleri ezen sınıfın ideolojik ve siyasi argümanlarını oluştururken bu geleneğin dışında kalan Pavlukenlik, Karmatilik, Alevilik gibi örf dışı kültürel fenomenler ise ezilen sınıfın ideolojik ve siyasi argümanları olarak biçimlenir.

Kitlelerin bu gelişmeleri ve olguyu anlayabilmesi ve bilince çıkarabilmesi uzun erimli bir aydınlanma sürecini gerektirmiştir. Bu aydınlanmada Mazdek, H. Mansur, H. Karmat, Bogomil, H. Sabbah, B. İlyas, H. Bektaşı Veli, Ş. Bedreddin, T. Müntzer gibi halk bilgelerin, devrimci önderlerin temel işlevi yadsınamaz. Örneğin, H. Mansur’un İslam devletinin tanrıbilimsel öğretisini “Enel Hak” sözleriyle sarsıp ezilen bölge halklarının kuramsal devrimci öğretisinin temelini atması, karanlığa yakılan bir meşaledir. Enel Hak sözü ezilenlerin aydınlık meşalesi olurken, günümüz modern sosyalist fikirlerin de geçmiş referanslarını oluşturmuştur.

Siyasi yönetimlerin, Aleviliği din-inanç bağlamı içinde İslam’a bağlayıp aydınlanmacı-devrimci yönünü törpülemeye çalışmalarını anlamak mümkün. Asimilasyona uğramış, yeterli tarihi bilgi birikiminden yoksun Alevi kitlesinin Ali ve 12 imamlar üzerinden Aleviliği algılamaları da anlaşılabilir. Bunun yanısıra, siyasi ikbal ve ekonomik çıkarlar nedeniyle Aleviliği resmi tezlere paralel okuyan düzenin dedeleri ve kurum yöneticilerini de anlayabiliriz. Ama, Aleviliğin devrimci oluşumlarını; ilerici, aydınlanmacı kültürel fenomenlerini din-inanç bağlamında gerici bir kategori düzleminde değerlendirip ezenlerin gerici tarihi mirası içine aktaran günün dar kafalı sosyalistlerini anlamak pek mümkün değildir.
Bakın Engels Avrupa’daki Köylüler Savaşı üzerine ne diyor:
“Genellikle feodalizme karşı yöneltilen tüm saldırıların, her şeyden önce kiliseye karşı olacağı, toplumsal ve siyasal tüm devrimci öğretilerin, aynı zamanda ve her şeyden önce, tanrıbilimsel sapkınlıklar olacağı açıktır…”

Hadi bu dar kafalı sosyalistler Aleviliğin tanrıbilimsel sapkınlık olduğunu bilmezler; peki, Anadolu’da Babailerin, Bedreddinlerin devrimci eylemlerini ve devrimci bir teori olmadan bu devrimci eylemlerin olmayacağını neden bilmezler? Bizim sosyalistler o kadar ilerlemişler ki görünmüyorlar canlar!

Kapitalizm öncesi bütün yönetimler kendilerini Tanrı’yla ilişkilendirerek “Yeryüzündeki Tanrı krallıkları”nı kurur. Bu, ezilen kitlelerin devrimci girişimlerine karşı bir bariyerdir. Dönemin dinsel doğmalarına karşı devrimci bir öğreti geliştirmeden bu Tanrı krallıklarının bariyerleri zorlanamazdı (Gelişen tarihsel süreçte nesnel koşulların oluşmasına paralel önderliği de ele geçiren burjuvazi bu bariyerleri yıkacaktı). İşte, ezen- ezilen sınıf mücadelesinde Aleviler de ancak kendini İslam dini dışında bir öğretiyle donatarak devrimci bir eyleme geçebilirlerdi. Bu tanrıbilimsel sapkınlığı oluşturan Alevilik dediğimiz devrimci öğreti, kimi inanç kabuğunu barındırsa da devrimci özünden hiç bir şeyi kaybettirmez.

Kapitalizm ve sosyalizmden başka bir şey bilmeyen, her şeyi bu kavramlarla tanımlayan bizim dar kafalı sosyalistler kendilerinden başka herkesi gerici görür. Alevilik onlara göre İslam gibi gerici bir din-inançtır, dolayısıyla bundan uzak durmak gerekir. Müslümanlardan uzak dur, Alevilerden uzak dur, peki bunlar, sosyalist devrimi kiminle yapacak merak ediyorum doğrusu. Ateistler ile yapmayı kafaya koymuşlarsa boşuna uğraşmasınlar, çünkü ateistlerin devrim diye bir dertleri yoktur.

Laikliği benimsemiş Müslüman dostlardan “Aleviler olmasa bu ülke Arabistan’a dönerdi” biçiminde kimi sözler duyarız. Tarihsel olgular bir yana, bu söz bile Alevilerin tarihten gelen aydınlanmacı bir yönünü açıklar niteliktedir. Günümüz sosyalistlerinin veya aydın geçinenlerin bu tarihi mirasa sahip çıkıp bunu günün çağdaş ilişkileriyle yoğurup ülke aydınlanmasının bir unsuru olarak geleceğe aktarmaları gerekirken buna burun kıvırması kendi gerçekliğiyle örtüşmez.

Aleviler, Müslümanlar, Türkler, Kürtler…tüm ezilenler öncelikle kendi tarihi gerçeklikleriyle yüzleşmelidir. Ülkemiz aydınının görevi hiç bir şeye seyirci kalmadan dünü ve bugünüyle tüm toplumsal, siyasal gerçekliklerle yüzleşmede topluma öncülük etmek, tarihteki olumsuzlukları ayıklamak, olumlu yönleri biriktirmek ve ülkenin meşalesi olmaktır.
Kazım Eroğlu – 30/07/2022

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?