Nato Hedef Büyütüyor

NATO Hızlı Hazır Askeri Birliklerinin mevcudu 40.000’den 300.000’e yükseltilecek. Ukrayna’ya askeri yardım olarak artık güvenli haberleşme sistemleri, yakıt ikmal sistemleri ve drone savarlar da temin edilecek.
DÜNYA
23.07.2022 09:44
Abone Ol
google-news
Oğuz TÜRKYILMAZ

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, ABD’nin başını çektiği kapitalist ülkeler, SSCB’nin başını çektiği sosyalist yönetimlere karşı caydırıcı bir silahlı güç olarak NATO’yu kurdular. Kurulduğu günden başlayarak, NATO emperyalist saldırganlığın aracı ve simgesi oldu. 1990’larda sosyalist sistemin çözülmesinden sonra, varlık nedeni olan komünizm tehdidi zayıflayınca, “kitle imha silahları bulundurduğu” yalanıyla, Irak gibi ülkeler yeni tehdit unsurları oldu. 2010’a gelindiğinde, NATO belgelerinde “Rusya ile NATO arasında sahici bir ortaklık kurulmasından” söz edilmekteydi. Şimdi ise, yıllardır Ukrayna ve Rusya Federasyonu arasındaki ilişkileri geren NATO’nun, stratejik yaklaşımı kavramı ve belgelerine, soğuk savaş dönemimin anlayışı tekrar egemen oluyor ve “RF, NATO üyelerinin güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlanıyor. NATO, RF’yi dolaylı yollarla ve doğrudan tehdit, müdahale, saldırı ve ilhak yöntemleriyle egemenliğini arttırma girişimlerinde bulunmakla suçluyor. Bu tezleri öne sürdükten sonra da, rahatlıkla NATO’nun Rusya için bir tehdit oluşturmadığı ve çatışma istemediği de söylenebiliyor.

NATO’nun yeni söyleminde, “Çin’in hırslı ve zorlayıcı iddia ve politikalarının, NATO üyelerinin değerlerine, çıkarlarına ve güvenliğine meydan okuduğu” öne sürülüyor. Çin’den gelen tehdidin, kötü niyetli siber operasyonlar, dezenformasyon, temel teknolojilerin ve sanayi sektörlerinin kontrolü ve Rusya ile gelişen işbirliği vb. ögeler içerdiği iddia ediliyor.

NATO’nun yeni stratejik kavramı, bölgedeki gelişmelerin, Avrupa-Atlantik hattının güvenliğini de, doğrudan etkileyebileceği düşüncesiyle, Hindistan Pasifik bölgesindeki müttefikleri, olan ve liderleri ile Zirveye katılan Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve Güney Kore ile diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesini de kapsıyor. Bu planlar, ABD’nin RF ve Çin’i çevreleme ve zayıflatma politikası nı yoğun bir şekilde sürdürmeye karar verdiğini ve soğuk savaş döneminin geri döndüğüne dair yorumları da beraberinde getiriyor.

NATO, böylece bir kez daha kendini tekrarlıyor, varlık nedenini her seferinde saldırgan ötekiye, bugün RF, yarın ÇHC , sonra Brics vb. bağlamaya devam ediyor.

Rusya Federasyonu’nun (RF) Ukrayna’yı işgale yönelmesi sonrasında, ABD, AB ve NATO’un başını çektiği kapitalist blok, RF’ye karşı, Putin Yönetiminin analizlerinin ötesinde, uluslararası sermaye denetimindeki medya desteğini de kullanarak, her düzeyde ekonomik ve siyasal bir izolasyon politikasını içeren çok sert bir mücadele başlattı. Bu çok yönlü saldırılarda, kapitalist ülkeler oyunun kurallarını ihlal ettiler. RF’yi uluslararası bankacılık ödeme sisteminin dışına çıkardılar. RF Merkez Bankasının ve Rus sermayesinin kapitalizme duydukları güvenle, batı ülkeleri bankalarında tuttuğu büyük kaynakları, önce bloke ettiler, sonra el koymaya yöneldiler. Rus zenginlerinin mal ve mülklerine ve özellikle lüks yatlarına el konuldu. Rus bankalarının düzenlediği kredi kartları ansızın geçersiz kılındı, turist olarak Avrupa ülkelerinde bulunan yüzbinlerce Rus turisti parasız ve çok zor durumda kaldı. Kapitalist sistem, Ukrayna’daki faşist katil çetelerini görmezden gelip, da RF ve Putin’i şeytanlaştırmaya yönelirken, diğer tarafta her zaman dile getirdikleri hukukun üstünlüğü söylemini unutup, kapitalist hukuk sisteminin bazı temel değerlerini de yok saydılar. Pek sevdikleri kapitalizmin mal, mülk, serbest ticaret sermaye özgürlüğü gibi söylemlerinin de ne kadar ikiyüzlü olduğu net bir şekilde ortaya çıktı.

Birçok AB ülkesi, Ukrayna’ya yüklü miktarda silah yardımının yanı sıra, büyük maddi destekler sağladı. Emperyalist odakların temposunu hızla yükselttikleri savaş tamtamları, militarist eğilimleri iyice açığa çıkardı. Birçok sözde solcu, en has NATO savunucularına dönüştüler. Barışçı, militarizm karşıtı diye tanıtılan ve halen Almanya’da iktidardaki koalisyonun ortağı olan Yeşillerin Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, hırsla Rusya’yı mahvetmekten söz ediyordu.

ASKERİ HARCAMALARDA BÜYÜK ARTIŞ

7.7.2022 tarihli Foreign Relations’ta yayınlanan, Nan Tian, Diego Lopes da Silva, ve Alexandra Mark Steiner imzalı ve Ukrayna savaşı sonrasında askeri harcamalardaki yükselişi konu alan “Büyük Küresel Yeniden Silahlanma” başlıklı inceleme yazısı önemli hususlara işaret ediyor. “Savaşın başlamasından bugüne 29 AB üyesi ülke, askeri harcamalar için 209 milyar dolar kaynak ayırırken, AB Komisyonu, eksilen askeri ekipman stoklarının yenilenmesi gereğini işaret etmekte. 1999’da dünyada kişi başına 118 dolar olan askeri harcamalar 2021’e gelindiğinde, iki kattan daha fazla artarak 268 dolara yükseldi. 2021’dedünya gayri safi hasılasının yüzde 2,2’si askeri harcamalar için kullanıldı. Bu rakamların RF’nin Ukrayna’yı işgali sonrasında, daha da artması bekleniyor. RF’nin Kırım’a 2014’te müdahalesi sonrasında NATO üyesi ülkeler GSMH’lerinin ‘%2’sini askeri harcamalara ayırmayı taahhüt etmiştiler. Bugün %2’likbu eşiği geçen ülke sayısı ikiden sekize yükseldi. Halen GSMH’sinin %1,4’ünü ayıran Danimarka %2’ye 2033’te ulaşmayı, Belçika ise halen 5,9 milyar dolar olan askeri harcamalarını ikiye katlamayı hedefliyor. Halen GSMH’sinin %1,4’ünü askeri harcamalara ayıran Hollanda, bu yıl bu 5,2 milyar dolar ilave harcama ile eşiği geçmeyi planlıyor. RF’nin askeri harcamaları, 2021’de 65,9 milyar dolarla ülke GSMH’sinin %4,1’ini oluşturdu. ÇHC’nin 27 yıl boyunca sürekli artan askeri harcamaları 293 milyar dolara ulaştı.

İktidarlar, artan askeri harcamalara yüklü miktarda kaynak ayırırken, iklim sorunları ve gıda arz güvenliği için kullanılabilecek kaynakları ise alabildiğine kısıyorlar. BM FAO, Tarımsal Gelişme İçin Uluslararası Fon ve Dünya Gıda Programına göre, dünyada açlık sorununu sona erdirmek için gerekli kaynak yılda 265 milyar dolar. Bu rakam gözünüze büyük görülmesin çünkü 2021’de yapılan askeri harcamaların yalnız yüzde 12’si.

Alman Şansölye Olaf Scholz şubat ayında yaptığı konuşmada savunma harcamalarına 100 milyar avroluk bir ekleme yapılacağını duyurdu. Scholz, “Özgürlüğümüzü ve demokrasimizi korumak için ülkemizin güvenliğine daha fazla yatırım yapmamız gerektiği açık. Bundan böyle her yıl gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde ikisinden fazlasını savunmamıza ayıracağız” dedi.

2014’teki NATO zirvesinde yüzde 2 hedefine Avrupa’da sadece Birleşik Krallık ve Yunanistan ulaşıyordu. NATO istatistiklerine göre bu oran 2018’de beşe, 2020’de ise 9 Avrupa ülkesine yükseldi.

Geçen ay yayınlanan NATO tahminlerine göre, Hırvatistan, Estonya, Yunanistan, Letonya, Litvanya, Polonya, Slovakya ve Birleşik Krallık bu yıl hedefe ulaşacak. Romanya ve Fransa ise yüzde 0,1’den daha az bir sapma gösterecek. Türkiye ise 2021’de 16 buçuk milyar dolarlık harcaması ile yüzde 2’lik hedefi yakalayamadı ve yüzde 1,6’da kaldı.

Geçen ay Madrid’de düzenlenen NATO zirvesinde “Yüzde iki giderek bir tavan değil, bir taban olarak görülüyor” diyen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg 2024’e kadar 19 üyenin belirlenen oranı aşacağını tahmin ettiklerini dile getirdi.

Bu süreçte, GSMH’sinin %3,8’ini askeri harcamalara ayırarak, tüm NATO üyeleri içinde ilk sırada yer alan komşumuz Yunanistan’ın Fransa’dan 24 adet Rafale savaş uçağı ve üç adet fırkateyn satın alarak hava ve deniz kuvvetlerini güçlendirdiği de gözlemleniyor. ABD ile yaptıkları yeni bir askeri anlaşma ile birçok üssü ABD’nin kullanımına tahsis etmeleri de ilginç ve anlamlı.

AVRUPA’DA AMERİKAN ASKERİ VARLIĞI GÜÇLENİYOR

Ukrayna savaşı, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığı ve hareketliliğini arttıran gelişmeleri hızlandırdı. Basında yer alan haber ve değerlendirmelerde, Biden’ın 29.6.2022 tarihli NATO zirvesinde, ABD’nin Almanya’daki birliklerinden, Polonya ve Romanya’ya kaydırmalar yapacaklarını; denizlerdeki gücü arttırmak için de, güney kanadına daha çok destroyer göndereceklerini söylediği belirtiliyor. ABD 5.Ordusunun, Polonya’da ileri kumanda merkezi ve ordu garnizonu olarak hizmet verecek yeni ve sürekli bir yapılanmaya gideceği, NATO’nun doğu kanadını güçlendirmek için Romanya’da ek birlikler bulunduracağı ve Avrupa’nın güvenliğini arttırma gerekçesi ile yeni özel operasyon birlikleri, zırhlı araçlar, hava savunma sistemleri temin edeceği bildiriliyor. Ayrıca İngiltere’de F-35 bombardıman uçaklarından iki filo ve İspanya’da Rota deniz üssünde iki destroyer daha konuşlandırılacak. Biden’ın, Şubat ayında onayladığı 20 bin Amerikan askerinin daha Avrupa’ya gönderme kararı da uygulanacak.

NATO Hızlı Hazır Askeri Birliklerinin mevcudu 40.000’den 300.000’e yükseltilecek. Bugüne değin Ukrayna’ya askeri yardım esas olarak anti-tank silahlar, zırhlı araçlar, topçu bataryaları vb. oluşurken artık güvenli haberleşme sistemleri, yakıt ikmal sistemleri ve drone savarlar da temin edilecek. Bu yeni gelişme ve planlamalar, 1991de SSCB ve Varşova Paktının dağılmasının ve izleyen yıllarda Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan’ın NATO’ya üye olmasından sonra, ABD’nin Avrupa’da ki asker sayısını, 60.000’e düşüren geri çekilme politikalarından vaz geçildiğini, tersine sayıca fazla, silah gücü yüksek ve hareket kabiliyeti yüksek yeni bir yapılanmaya yönlendiğini gösteriyor.

ABD, NATO VE TÜRKİYE

Türkiye- -NATO ilişkilerini ABD’den soyutlamak mümkün değil çünkü başlangıcından bugüne ABD, ülkemizin NATO ile ilişkilerinde etkin ve belirleyici bir rol üstlendi.

Atatürk Araştırma Merkez Dergisi Mayıs 2020 sayısında yayınlanan Sinan Kıyanç’ın imzalı kayda değer araştırma inceleme yazında çok önemli saptamalar var.

“ABD yayılmacı politikası kapsamında toprakları dışında Birinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan üs ve tesis kurma çabası, İkinci Dünya savaşından itibaren artarak devam etmiştir. ABD hegemonyasının en önemli temsilcisi olan bu üs ve tesisler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan yeni dünya düzeninde ABD’nin üstlendiği rol ile yeniden şekillenmiştir. Soğuk Savaş sürecinde ABD, SSCB’nin yayılmasını engellemek (çevreleme politikası) ve çıkacak büyük savaşı topraklarından olabildiğince uzakta karşılamak için üs ve tesislerini yeniden konumlandırmıştır…

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD yanlısı bir dış politika benimsemişti. Bu kapsamda 23 Şubat 1945 tarihinde Türkiye ile ABD arasında yapılan Anlaşmanın ikinci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti hükûmeti, tedarik edebilmek vaziyetinde bulunduğu ve müsaade edebileceği maddeleri, hizmetleri, sühuletleri veya malumatı Amerika Birleşik Devletleri’ne temin edecektir” ile Türkiye’nin ABD güvenliği için önemi vurgulanmıştı. Böylece Türkiye, karayollarını, limanlarını, hava meydanlarını, demiryolları ve istasyonlarını ABD’nin kullanımına izin vermiştir. Bunun yanı sıra Türkiye’de ABD’li sivil ve askerî danışmanlar görülmeye başlanmıştır.

Türkiye’nin NATO’ya katılması (18 Şubat 1952) üzerine ülke topraklarında NATO’ya ait üs ve tesisler kurulmaya başlanmış ve NATO Antlaşması’nın üçüncü maddesine istinaden ABD ile Türkiye arasında üs ve tesislerin kurulması amacıyla ikili anlaşmalar yapılmıştır. ABD ile Türkiye arasında 23 Haziran 1954 yılında imzalanan “Askerî Kolaylıklar Anlaşması” sonrasında Türkiye’de ABD yönetiminde üs ve tesisler kurulmuştur. Soğuk Savaş döneminde sayıları sürekli değişen bu üs ve tesisler ABD’nin stratejik planları kapsamında değişkenlik göstermiştir… CIA, 19 Kasım 1980 tarihinde hazırladığı belgede ABD’nin Türkiye’de 40 üs ve tesisinin olduğu, bunların 26’sının üs olarak kullanıldığı, bu üslerden Adana-İncirlik Hava Üssü ve İzmir-Çiğli Hava Üssünün en önemlileri olduğu belirtilmiştir. ABD, Türkiye’de kurduğu üs ve tesislerden başta SSCB olmak üzere çevre ülkelere yönelik dinleme ve izleme faaliyetleri de yürütmüştür. Dinleme ve izleme faaliyetlerinin yanı sıra İncirlik Hava Üssü bir lojistik merkez hâline getirilmiştir. ABD bölgede yürüttüğü operasyonlarda İncirlik Hava Üssü’nü kullanmıştır. Bunun yanı sıra CIA arşiv belgelerinde ABD’nin üs ve tesislerinden Türkiye’de de istihbarat ve propaganda faaliyetleri yürüttüğü görülmektedir.

Soğuk Savaş yıllarında Türkiye’de kurulan NATO ve ABD üs ve tesisler Türkiye ile ABD ilişkilerinde son derece önemli bir yer tutarken, SSCB ile ABD ilişkilerinde ve Türkiye ile SSCB ilişkilerinde gerginliğe neden olmuştur.

Son Madrid zirvesinin yönünü ABD’nin NATO’dan beklentileri belirlemiş, Finlandiya ve İsveç’in katılma kararıyla NATO daha da yaygınlaşmıştır. Türkiye’nin yapım sözleşmesine taraf olduğu F-35 anlaşmasından atılması ve parasını ödediği uçaklara el konulması ile taleplerine karşılık, “Havada bulut, sen bu işi unut “denilmiştir. Oyalansınlar diye size miadı dolmuş F16 horoz şekerleri önerilmiştir.

Devrimciler, sosyalistler, ABD’nin ve NATO’nun Türkiye’ye yönelik niyet, plan ve uygulamalarına, ilk günden bu yana mücadele ettiler. Barışseverler Cemiyeti, Türkiye İşçi Partisi, 16 Şubat 1969’da ABD’nin 6. Filosunu protesto etmek için yapılan mitinge saldıran, iki devrimciyi katleden ve bir bölümü hala siyaset sahnesinde olan tescilli şeriatçı gericilere direnen sosyalistler, 6.Filonun askerlerini denize döken ve bazıları 12 Mart karanlığında e katledilen devrimci önderler, 1968’li, 1978’li,1988’li ve şimdi 1998’li devrimciler “NATO’ya HAYIR “ dediler.

Dünya çapında saldırganlığın ve terörün sorumlusu ABD’nin savaş aparatı NATO’dan derhal çıkılmalı, ülkemizdeki NATO’ya ve ABD’ye ait her tesise el konulmalı ve ulusal çıkarlar doğrultusunda kullanılmaları sağlanmalıdır.

NATO asker ABD Türkiye

Kaynak: BirGün Gazetesi

Haber
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?