KERBELA OLAYI VE ETKİLERİ

ÇAĞDAŞ ALEVİ BİRLİĞİ-PLATFORMU (ÇAB-P) OLARAK yazarımız Kazım EROĞLU ile KERBELA OLAYI ve ETKİLERİ üzerine söyleştik.

ÇAB-P: KERBELA OLAYI ve MAHİYETİ NEDİR?

K.E.: Kerbela Olayı, 10 Ekim 680’de, Hüseyin’in Kerbela’da Yezit’in askerlerince öldürülmesiyle oluşur. Olayın tarihi önemi Hüseyin’in Muhammed’in torunu ve Haşimilerin yetkin kişisi olmasıdır. Olayın temel mahiyeti, Arap Kureyş kabilesinin iki güçlü kolu Emeviler ve Haşimiler arasındaki çekişmenin Arap-İslam devletinde hilafet kavgasına yansımasıdır.

ÇAB-P: ALEVİLER UZUN YILLARDIR KERBELA’YI YASSI MATEM OLARAK ANMAKTADIR. BU OLAYIN ALEVİLERLE ALAKASI NEDİR?

K.E.: Esasında, Alevilerle hiç bir alakası yoktur. İslam içindeki Emevi-Haşimi ya da Sünni-Şii çekişmesi bir ideolojik çekişme değil, siyasi bir çekişmedir. Alevileri bu çekişmenin bir yerinde göstermek olanaksızdır; çünkü Aleviler ideolojik olarak İslam dışı olduğu gibi Sünni ve Şii siyasal çekişmesinin de dışındadır.
 
Ancak, “Bu bizim sorunumuz değildir” diyerek olaya tümden kayıtsız da kalmamışlar. Olayın bu coğrafyada yaşayan her kesime düşen bir payı vardır. Çünkü, tarih, ezen ve ezilenlerin kalın çizgilerle birbirinden ayrılıp cepheleştiği bir sınıf savaşımı biçiminde gelişmez; bu savaşım karmaşık bir süreçtir.

ÇAB-P: EZEN VE EZİLEN DEĞİLDE BU OLAYI NASIL GÖRMELİYİZ, ALEVİLERİN BURDAKİ TAVRI NE OLMUŞTUR?
 
K.E.: Buradaki olay, esasında, sonradan topluma Sünnilik ve Şiilik olarak yansıtılan iki egemen aristokrat güç arasındaki siyasi çekişmedir. Haşimiler Ali’nin bölünmüş iktidarı hariç hilafetten hep uzak kalır. Hüseyin’in de öldürülmesi Ali soyunu toplum nezdinde masum-mazlum konumuna getirir ve onları ezilenlerin yakınına taşır.
Aleviler Ali soyuna sempati beslemiş, bölgelerinde onlara sahip çıkmıştır. Adaletsizliğe ve katliamlara karşı çıkan Aleviler, tarihte ileri doğru atılan her adımı desteklemiştir. Bu anlayışla ki, Yezit’in pervasız saltanatına karşı Hüseyin’in, Osmanlı Sultanlığına karşı Atatürk’ün, Cumhuriyet tekçiliğine-faşizmine karşı ise sosyalistlerin yanında yer almıştır.
Alevilerin, bu üç benzemeyeni de desteklemesi kendi tarihselliği içinde bir çelişki içermez.
 
 
ÇAB-P: BU ÜÇ BENZEMEYENİ BİRAZ AÇAR MISINIZ?

K.E.: Ali-Atatürk-Sosyalist; üç ayrı kişi, birbirine karşıt üç ayrı ideolojiyi ve toplumsal yapıyı temsil eder. Aleviler tarihte her dönem ezilmişler ve katliamlara uğramıştır. Bunun yarattığı psikolojik atmosfer karanlık döneme bir mum yakan her kişiyi kendinden saymayı ve sahiplenmeyi getirmiştir. Alevilerin Ali’yi ve Atatürk’ü sahiplenmelerini de bu doğrultuda okumak gerekir, ideolojik bir yakınlık olarak değil. Sosyalistleri desteklemeleri ise ideolojik yakınlığın gereğidir.

ÇAB-P: ALEVİLERİ DEVRİMCİ BİR UNSUR OLARAK MI GÖRÜYORSUNUZ, YOKSA DEVRİMCİ OLAN YOL MU?

K.E.: Alevilik, bir bütün olarak öğretisiyle ‘devrimci bir yol’ dur. Bu yolu yaratanlar da Alevilerin kendileridir; dolayısıyla Aleviler de devrimcidir. Yol ile Yol’u yürütenler arasında diyalektik bir ilişki vardır. Aleviler yolu özümsemeden onun gereğini yerine getiremezler, tersine yolun gereğini yerine getirmeden de Alevi olunmaz.

ÇAB-P: TEKRAR KERBELA OLAYINA GELİRSEK BU OLAYDA TARAFLAR NASIL ŞEKİLLENDİ, HÜSEYİN NEDEN YALNIZ KALDI?

K.E.: Kerbela olayı, esasında, bir iktidar mücadelesinin direk yansıması değildir. Ali soyu Ali’nin ölümünden sonra büyük ölçüde güçten düşmüş ve iktidar iddialarını yitirmişti. Hüseyin, Küfeli eşrafın iteklemesiyle İslam hilafetine soyunur. Küfeliler Hüseyin’i Yezit’e karşı bir pazarlık kozu olarak kullanırlar; Yezit’ten istediklerini koparınca da Hüseyin’e sırt çevirirler. Diğer yandan Hüseyin Küfe dışında da bir destek bulamaz…
 
ÇAB-P: KERBALA VAKASINDA HÜSEYİN OYUNA GETİRİLİP KANDIRILDI MI DİYORSUNUZ?
 
K.E.: Bunun anlamı şudur: Arap büyük feodalleri, esasında, Yezit’in iktidarını destekliyordu. Yezit’e karşı idealist-inançlı Müslümanlar arasında belirli bir muhalefet olsa da harekete geçebilecek güçte ve istekte gözükmez. Üstelik Haşimoğulları’ndan da en yakınları dışında Hüseyin’in yanında yer almazlar, kardeşi Muhammed bile yanında değildir. Hüseyin, gelişmelerin nereye varacağını biliyordu; buradaki olay bir hilafet davasının ötesinde Yezit’e biat edip etmemek olayına dönüşür. Hüseyin Yezit’e biat etmeyerek onurlu bir duruş sergiler. Kerbela iki ordu arasındaki bir savaş olmadığı için de bir kıyım olarak tarihe geçmiştir.

ÇAB-P: BAZI KAYNAKLAR HÜSEYİN’İN BİZİ BIRAKIN EN UZAK TÜRKMEN ELLERİNE GİDELİM SİZİNLE İŞİMİZ OLMAZ, DEDİĞİ SÖYLENİR, BUNA NE DİYORSUNUZ?

K.E.: Böyle rivayetler var. Yezit halifeliğini ilan edince Medine valisi Velid’den Hüseyin’in biatının alınmasını, aksi halde başının kesilip kendisine gönderilmesini ister. Hüseyin biat vermez, ancak Medine’de kendisine bir destek bulamayınca da burada da barınamaz. Mekke’ye gitmek üzereyken Küfe eşrafının kendisini destekleyeceği yönünde mektup alınca Küfeye doğru yola çıkar ancak Kerbela’da kuşatılır. Yezit’in derdi, Hüseyin’den biat alarak iktidarını İslam toplumu nezdinde meşrulaştırmaktı. Hüseyin biata yanaşmayınca öldürülür ve Yezit için hilafet yolu kanla temizlenir.

ÇAB-P: İSLAM TOPLUMUNDA BU OLAYIN YANKISI NE OLDU, BİR İZAHI VAR MI?

K.E.: Peygambere salavat getiren İslam askerlerinin, onun torununun başını kesip Küfe sokaklarında teşhir etmeleri inançlı Müslümanların izah edebileceği bir olay değildir; ama egemenlik adına oğlun babayı, kardeşin kardeşi boğazladığı, toplumsal eşitsizliğin kutsandığı ve dinin araçsal olarak kullanıldığı teokratik bir düzende İslam devleti açısından bir izahı vardır. Bu düzende duygusallığa yer yoktur. Efendilerin çıkarları her şeyin üzerindedir.
Haraççı-yağmacı Arap-İslam devletinin hakkını Yezit veriyordu; onun içindir ki büyük Arap feodalleri Yezit’in ardında saf tutmuşlardı. Ali ve Hüseyin ise idealist bir yaklaşımla kendini adeta sınıflar üstü bir konumda tutmaya çalışıyordu. Ali ve soyunun bu iktidar oyununda kaybetmelerinin en büyük nedeni buydu; yani ne tam olarak Arap feodallerine ne de yoksul Arap kabilelerine yaranan tavır.
 
ÇAB-P: ALİ VE AİLESİ İÇİN GÜNÜMÜZ ANLAMINDA LİBERAL DİYEBİLİR MİYİZ?
 
K.E.: Günümüz CHP’sine benzediğini söylemek daha doğru. Ali esasında liberal değil, aksine her türlü bidatı reddeden, İslam birliği zedelenmesin diye her türlü ödünü veren fanatik bir İslamcıdır. Ali için söylenecek en olumlu yan İslam düzeninin elverdiği ölçüde “eşitlikçi”, “ayrımsız” bir yönetim anlayışı göstermesidir. Buna yağmacı, haraççı, adil ve eşit olmayan Arap-İslam düzenini sürdürülebilir kılma siyaseti diyebiliriz.
Ali soyu, iktidar isteklerinden uzak kaldıkları sürece saygı görmüş, yönetimlerce desteklenmiş ve birçok imtiyazdan yararlanmıştır. Bu durum, pek tabi, Ali soyu için liberal bir anlayışın ve şatafatlı bir yaşamın kapısını aralıyordu.

ÇAB-P: HÜSEYİN’İN ÖLDÜRÜLMESİ SONRASI NE GİBİ GELİŞMELER YAŞANDI?

K.E.: Hüseyin’in öldürülmesinden sonra Ali soyu tümüyle kendi kabuğuna çekilmişti; ama Ali soyu adına muhalefet bayrağını yükselten birçok grup ortaya çıkar. En başta da Hüseyin’e yardım etmedikleri için pişmanlık duyan ve onun intikamını almak için yola çıkan Tevabın (tövbe edenler) grubudur.
685’te Muhtar El Sakafi, 740 Zeyd, 743 Abdullah ve 750’de Emevi iktidarına son verecek olan Eba Müslüm Ali soyu adına güç devşirecek etkili hareketlerdi. Abbasi egemenliğinde de Ali simgeselliğini kullanan İsmaillileri, Fatimileri, Karmatileri söyleyebiliriz.
Anadolu’da Babailer ve Şeyh Bedreddin hareketlerine Ali’nin gölgesi düşmezken, bu durum, Safeviler dönemiyle değişir.

ÇAB-P: ALEVİLER’İN İSLAM İNANCINI Şİİ PERSLERDEN Mİ ALDIĞINI İMA EDİYORSUNUZ?
 
K.E.: Evet. Aleviliğin İslam etkisi Şiilik kanalıyla oluşmuştur. Aleviliğin Şii bir kabuğa bürünmesi Safevilerle girilen ilişkilerle başlar. Bu durum ilerleyen süreçte bir asimilasyon etkisi yaratır.
 
Alevilerde, Hüseyin’in sahiplenilmesi ve “yassı matem” de bu dönemle başlar. Direnişin ve boyun eğmeyişin semboli haline getirilen Hüseyin efsaneleştirilir.
Yaratılan efsanelerin gerçek olgulara dayanması gerekmiyor; önemli olan bu duygularla toplumun uyarılmasıdır. Kendi yaşadıklarıyla özdeşleştirilen bu duygular, toplumu ajite edip moral değerlerini ve direnme güçlerini yükselterek toplumu ayakta tutmayı amaçlar. Günümüzün değer yargılarıyla bunu anlamak elbette zordur.
Büyüklerimiz Mahirler, Denizler için, “Oğlum bunlar imam Hüseyin’in süreğini yürütenlerdir” derlerdi. Bu duyguyu anlamak gerekir. Hüseyin İnan’a sorarlar ipe gideceksin korkuyor musun dede derler? Hüseyin de “biz korkuyu Kerbela’da bıraktık” diyecektir. Sosyalistlerin bile bu durumdan etkilendiklerini ya da bunu kullandıklarını söyleyebiliriz.

ÇAB-P: KERBELA OLAYININ TOPLUMA VERDİĞİ DERS NEDİR?
 
K.E.: Kerbela olayının öğrettiği; dünyevi ihtiyaçların ve sınıf çıkarlarının son tahlilde her şeyi belirlediği, insanları harekete geçiren şeyin esas olarak yaşanılan nesnel durumlarının olduğu, dinin egemenliğin bir aracı olarak kullanıldığı ve servet sahiplerinin kaypak, dönek ve iki yüzlü olduğu gerçeğidir.
 
ÇAB-P: ALEVİLERİN KERBELA OLAYINI BİR MATEME DÖNÜŞTÜRMELERİ KENDİ GERÇEKLİKLERİYLE NE KADAR UYUŞUR?

K.E.: Kerbela katliamını “Yassı-matem”e dönüştürmek ancak Şii Büveyhogulları devletiyle (945-1055) başlar. Şiiliğe uyar ama Alevilikle uyuşmaz; çünkü Aleviler ile Ali soyu veya Şiiler arasında bir yakınlık olmadığı gibi Alevilikte esasında ‘yassı matem’ de yoktur; çünkü Alevilikte ölüm yok, devri daim vardır; ölüm, yaşamın değişik bir formudur. Elbette olayın ahlaki boyutuyla sahiplenilmesi ve kınanması doğaldır. Ancak, tarihlerinde onlarca ağır katliamlar yaşayan Alevilerin, Kerbela olayını her şeyin üzerine çıkarıp bununla dövünmeleri kendi tarihlerine yabancılaşmadır.
Kendi tarihine yabancılaşmak yoluna da yabancılaşmaktır!

ÇAB-P: Bu röportaj için teşekkür ederim can. Aşk ile.
 
K.E.: Ben teşekkür ederim, Ali SÖNMEZ can sizlere ve Çağdaş Alevi Birliği’ne. Aşk ile.
22-07-2022

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?