RÖPORTAJ

ALEVİLERİN SORUNU BİR KİMLİK SORUNU DEĞİL, TEMEL DEMOKRATİK HAK VE ÖZGÜRLÜK SORUNUDUR, diyen Yazarımız Kazım EROĞLU ile ÇAĞDAŞ ALEVİ BİRLİĞİ adına ALEVİLİK ve SORUNLARI üzerine söyleştik:

ÇAB: ALEVİLERİN DEVLETTEN BEKLENTİLERİ NELERDİR? İSTENİLEN SÜNNİLİK KARŞISINDA EŞİT HAK VE YETKİ Mİ?

K.E. : Bu sorunuzun yanıtına 2003 yılında yitirdiğimiz, özellikle Anadolu Uygarlığı üzerine sayısız eserler veren, Aleviliğe de ilgisiz kalmayan aydın bir eğitimci, araştırmacı yazar İsmet Zeki Eyüboğlu’nun şu sözleriyle başlamak istiyorum:
“Alevilik, günümüzde, yasal kurumlarda Sünnilik karşısında eşit yetkiler isteme biçiminde görülüyor. Bu yanıltıcıdır, konuyu yüzeysel bir ortamda düşünmektir, nedeni de bütün istekler yasal ölçüler içinde yerine getirilirse yapılacak başka bir iş kalmaz izlenimini uyandırmasıdır. Bu görüşü doğuran kaynak, Aleviliğin bir akım değil de inançlara dayalı bir uygulamalar toplamı diye yorumlanmasıdır.”
Eyüboğlu’nun 95 basımı ‘Günümüzde Alevilik’ eserindeki bu söz, Aleviliği Sünnilik ile bir kıyaslama içine sokan, Aleviliği İslam dinine eklemlemeye çalışan günün Alevilerine ders niteliğindedir.
Cumhuriyet rejimi, Türk etnisitesini ve Sünni-İslam’ı Ulus-Devlet inşasının milli öğeleri olarak benimseyip desteklerken diğer kimlikleri yok saymış ve asimilasyona tabi tutmuştur. Bu tekçi yaklaşım, bir yandan yurttaşlar arasında eşitsizliği ve ayrımcılığı, diğer yandan esas olarak laik bir devlet anlayışının ötelendiği “laik bir devlet dini” diyebileceğimiz devlet güdümlü bir dinsel yapıyı getirmiştir. Her iki durum da Alevilerin yaşamını olumsuz etkilemiştir.
Alevilerin devletten beklentisi Sünni vatandaşlarla yarışmak, onlara sağlanılan olanakların kendilerine de sağlanması değildir, böyle bir şey zaten laikliğe aykırıdır ve Alevilerin kendi düşünceleriyle çelişir.
Alevilerin istemi; devletin farklı kimlik ve kültürleri dışlamaktan, din ve inançları yönetmekten ve yönlendirmekten vazgeçmesi, tüm vatandaşlara ayrımsız, eşit yaklaşması, evrensel normlarda demokratik ve laik bir yönetim anlayışının benimsenmesi ve temel hak ve özgürlüklerin sağlanılmasıdır.

ÇAB: ALEVİLİĞE BİR DİN-İNANÇ TEMELİNDE BAKMADIĞINIZ ANLAŞILIYOR, O HALDE ALEVİLİĞİ NASIL TANIMLAMAK GEREKİR?

K. E.: Alevilik, esasında, geçmişin kimi doğa inanç ve kültürünü barındırır, ancak bu doğaüstü (metafizik) bir inancın değil, tümüyle doğanın (evrenin) kendisine içkin olan bir inancın kabullenişidir. Bundan dolayı da din-inançlar gibi idealist değil, materyalist bir dünya görüşünü taşır; yaratılışçı değil, varoluşçudur. Varlıkların özde bir ve aynı, farklılığın ise sadece görünüşten ibaret olduğunu, evrende aşkın bir varlık olmadığını savunur.
Bu bakımdan Alevilik özde bir din-inanç kültürü olarak ve bu bağlamda da İslam’ın bir mezhebi ya da yorumu olarak değerlendirilemez. Esasında Devlet’ de Aleviliği böyle değerlendirmiyor. Tek parti dönemi CHP’nin Prof. Hasan Reşit Tangut’a yaptırdığı raporda şunları okuruz:
“Aleviliği İslam’ın bir mezhebi veyahut bir tarikatı sayanlar tamamiyle yanılmışlardır. Alevilik Müslümanlık değildir, onu Şiilikle karıştırmak da hata olur.”
Bunun ötesinde, yakın tarihimizde Alevileri Selçuklu ve Osmanlı feodal toplumun monarşik ve teokratik yapısına ve sömürü ilişkilerine karşı aydınlanmacı, özgürlükçü ve paylaşımcı bir dünya görüşünün de savunucusu ve günümüze kadar taşıyıcıları olduğunu görüyoruz. İşte, Aleviliği de bu bağlamlar içinde tanımlamak gerekir.

ÇAB: DEVLET, ALEVİLİĞİ İSLAM’IN BIR KOLU OLARAK GÖSTEREREK KENDİLERİNİ OCAKZADE DİYE TANITAN BİRÇOK DEDEYLE DE BERABER HAREKET EDIYOR, BU KONUYU NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?

K.E.: Alevi düşüncesini ve ütopyasını yok edemeyen ve Alevileri istediği kalıba dökemeyen tekçi cumhuriyet aklı, son süreçte, Aleviliği “İslam’ın bir yorumu” kerhen kabulüyle din-inanca dayayarak Alevileri İslam’a ve sisteme entegre etme işine soyunur.
Yönetenler, Alevi düşüncesini yozlaştırmak ve Alevileri bölüp parçalamak için her yola başvurmaktadır. Bunlardan en bilineni ve etkin olanı Aleviliği içerden kemirmektir. Aleviliği yolundan saptırıp İslam inancına bağlamanın etkili bir yolu da Ocakzade denilen Dedeler aracılığıyla olur (diyanet aracılığıyla dedelerin Kerbela ve haca götürülmek istenmesi bu bakımdan anlamlıdır). Ne yazık ki geleneksel yapılar içinde kendilerini bir adım ileriye taşıyamayan veya bilinçli olarak ikbal yolunu seçmiş olan kimi dedeler bu politikanın aracı olabilmektedir. Ve Aleviliği din-inancın etkisine sokup bilimsel yöneliminden uzaklaştırmaya ve yozlaştırmaya çalışırlar.
Buradaki devlet aklı, Aleviliği dar bir inanç kimliği alanına hapsedip Alevilerin demokrasi ve emek güçleriyle birleşmelerini engellemeyi ve ülkedeki temel demokratik hak ve özgürlük taleplerini etkisizleştirmeyi hedeflediği açıktır.

ÇAB: ALEViLERiN DEMOKRASi VE EMEK GÜÇLERiYLE BiRLEŞMESiNi BiRAZ AÇARMISINIZ? BURADA KiMLERiN ÇIKARI OLABiLiR?

K.E.: 1923’te kurulun Cumhuriyet rejimi baskı, şiddet ve anti demokratik uygulamalar ile nispi burjuva demokratik uygulamaların iç içe yürüdüğü açık ya da gizli bir dikta, faşist yönetim anlayışına sahip olmuştur. Batılı anlamda bir burjuva hak ve özgürlüklerinin olmaması oligarşik yapı dışında kalan hemen tüm sınıf, tabaka ve kimlikler için temel hak ve özgürlük talepleri gündemde her zaman yerini korumuştur.
Demokrasi, laiklik, düşünce, örgütlenme ve ifade özgürlüğü, yaşam, sağlık, eğitim hakkı gibi temel hak ve özgürlükler Alevilerin talepleri olduğu kadar tüm emekçilerin, esnafın, köylülerin, sanatçıların, yazarların, öğrencilerin de temel hak ve özgürlük talepleridir.
Dolayısıyla ortak talepler birlikte mücadele etmeyi gerektirir. Yönetenler sorunları inanç alanına, kimlik mücadelesine kaydırarak halkı bölmeye ve halkın hak ve özgürlük taleplerini etkisizleştirmeye çalışır. Burada tek çıkarı olanlar emekçileri sömüren, ülkeyi yağmalayan sermaye güçlerinin, asalak kesimlerin, su başlarını tutan yönetim erkinin sahipleridir.

ÇAB: DEVLET ALEVİLERİ SİSTEME NASIL ENTEGRE ETMEK İSTİYOR, ALEVİ DEDELERİ VE KURUMLARININ BUNA YAKLAŞIMLARI NASIL ?

K.E.: Devletin bu konudaki tavrı bir bütün ve net olmamakla birlikte, Diyanet çatısı altında, Alevilere bir masa açıp, kimi dedelere maaş bağlamak ve cemevlerine kimi yasallıklar kazandırarak sorunu çözmek isteyen bir taraf var. Bu konuda İ. Doğan devlet yetkililerin kendisine söz verdiklerinden de bahseder. Ancak burada da sorunlar var; çünkü İslam tarikat ve cemaatları diyanetin dev pastasından bu sözde Alevilere de bir pay kaptırmak istemiyor.
Ne yazık ki, Aleviler içinde devletin bu politikasına oldukça çanak tutanlar var (Cem Vakfı çevresini saymıyorum). Açık ya da gizli, diyanetin pastasından pay almak ve sistem güvencesi içinde bir mevki-makam kapmak derdinde olan dedelerin ve Alevi kurum yöneticilerin varlığı sır değil.
Sağı ve soluyla tüm sistem partileri de bu devlet politikasına bir tür paralel bir siyaset yürütürler. Günümüzde CHP başta olmak üzere, yerelde belediyeler aracılığıyla yasal bir statü tanınmış gibi cemevlerinin yapımı ve donanımında sağlanılan kimi destekler bu politikaların bir sonucudur.

ÇAB: SİZCE, ALEVİLER, BİR KİMLİK MÜCADELESİNİN Mİ YOKSA DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN Mİ SAVUNUCUSU OLMUŞTUR?

K.E.: Esasında kimlik sorunu ile demokratik hak ve özgürlükler sorunu birbirinden ayrılmaz. Hak ve özgürlüğün olmadığı yerde kimlik sorunları her zaman yer edinmiştir, özellikle azınlık kimlikler açısından. Alevilerin, her türlü olumsuzluğa karşın ehveni şer mantığıyla; Cumhuriyet yönetimini-Atatürkçülüğü desteklemelerinin altında onların özgürlükçü düşünce dünyaları ve demokrasi anlayışı yatar. Cumhuriyet döneminde ve öncesinde Aleviler kendi kimlik sorunlarını önceleyerek bir siyaset gütmemişlerdir. Her zaman demokratik hak ve özgürlük çerçevesinde bir siyasetin bileşenleri olmuşlardır. Ne zaman ki direk Alevilere yönelik katliam boyutuna varan açık saldırılar oluşmaya başlar o zaman kendilerini savunma amacıyla kimlik sorununu öncelediklerini görürüz. Bu noktada devletin bir tür iteklemesini de söylemeliyiz. Sivas katliamı bu bakımdan da değerlendirilmesi gerekir.
Alevilerin sorunu hiç bir zaman dar bir kimlik sorununa indirgenemez. Alevilerin hak ve özgürlük arayışları, aydınlık bir Türkiye özlemi geçmişten bu yana sürmektedir. Dolayısıyla Alevilerin sorunu temel demokratik hak ve özgürlükler sorunudur; bu sorun aynı zamanda farklı kimlikleriyle ülkedeki tüm demokrasi ve emek güçlerinin de sorunudur. Kimlik sorunu ise ülkedeki demokratik hak ve özgürlükler sorununun sadece bir parçasıdır. Bilinmelidir ki demokratik hak ve özgürlüklerin olmadığı yerde kimliklerin hiç bir güvencesi yoktur, aksine kutuplaştırma siyasetinin bir aracına dönüştürmeye hazır bir potansiyel de oluşturur.

ÇAB: PEKİ SON ÇÖZÜMLEMEDE ALEVİLER NELER YAPMALI, NELER ÖNERİRSİNİZ?

K.E.: Aleviler öncelikle Aleviliği doğru kavramalıdır. Bilim dışı alanlardan, köhnemiş söylem ve geleneklerden sıyrılarak bir aydınlanma kültürü olan Alevi yolunu din ve inançların etkisinden arındırmalı ve bilimle yolunu aydınlatmalıdır. Hünkarın deyişiyle bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Aleviler karanlığa düşmemeli, ülkemizde ve bölgemizde yeterince karanlık yaşanıyor zaten.
Alevilik sorununu dar bir kimlik sorununun sözde kabulüne indirgeyen sistemin kimi makbul partileri, ülkedeki demokratik hak ve özgürlük sorununu öteleyerek esasında cumhuriyetin temel paradigmasını sürdürmek istiyorlar. Aleviler ve tüm emek ve demokrasi güçleri önümüzdeki seçim sürecinde birlikte sistemin onarımını değil, devletin demokratikleştirilmesini, demokratik hak ve özgürlük taleplerini yükseltmelidir.
Bu doğrultuda Aleviler cemevlerini pratik kazanım olarak değerlendirip bu alanları demokrasinin hak ve özgürlüklerin birer mevzisine ve demokratik yaşam alanlarına dönüştürmelidir.
ÇAB: Bu roportaj için teşekür ederiz.
K.E. Ben de bu röportajı hazırlayan ve tanımakla ve birlikte çalışmaktan mutluluk duyduğum Ali SÖNMEZ kardeşim sizlere ve ÇAB’nin tüm değerli emektarlarına teşekkür ederim. Aşk İle

Kazım Eroğlu

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?