KİŞİLİĞİN ŞEKİLLENME AŞAMALARI VE ETKENLER -2-

II- Doğumdan Altı Yaşına Kadarki Dönemde Kişilik Şekillenmesi:

 Dünyaya gelmiş bir bebek, tüm sosyal ve çevresel olaylardan direkt etkilenen bir bireydir artık. Bu bakımdan o bebeği doğuran anne ve baba, bebeğin hem fiziksel hem de ruhsal olarak, normal bir gelişim göstermesi için kendi kişilik, kültür yapılarını en ufak çekinceye meydan vermeden sorguladıklarında, çocuklarına doğru hizmeti etmiş olurlar. Böylece kendilerinden daha ileri birey yetiştirebilirler. Tüm anne ve babalar, demokratik ortamın olmadığı, doğru, yeterli eğitilmemiş insanda, süperegoist güdülerin sürekli anormalce geliştiğini akıllarından çıkarmamalılar. Hatta demokratik çağdaş, evrensel hukuk kurallarına göre şekillenmemiş devlet yönetimlerinde, eğitilmiş sözde kültürlü insanlar bile süperegoist güdülerine göre yaşarlar. Hukuksal, siyasal, ekonomik, çağdaş eğitim açısından, evrensel demokratik kuralların uygulanmadığı her toplumda, bireylerin psikolojileri düşünülenden de bozuktur.

Genelde çoğu anne babalar, kendi sosyal koşullarına dayanarak yemedik yedirdik, içmedik içirdik, giymedik giydirdik, okula gönderdik, bundan daha iyi anne babalık olmaz duygusuyla, özseverlik (Hedonist) gururla kendilerine gereksiz paye biçerler. Halbuki hayvanlarda kendi sosyal yapılarına göre, yavrularına ilgi, koruma gösterirler. Bu bakımdan anne babalar, çocuklarına doğal koruma güdüsünün dışında bilinçli, bilimsel, geniş kültürel donanıma sahip olduklarında, doğru çocuklar yetiştirebilirler. Şunu unutmamak gerekir, en iyi ortam ve koşullarda hizmet veren anne babalarda dahi, birtakım eksiklikler vardır. İstisnaların dışında, bu eksiklikler çocukların kişiliğini anormalleştirecek etkiye sahip olmadığından, çokta önemli görülmez.

Kişilik bozukluğu ve yetersiz anne babalığın en fazla görüldüğü ülke Türkiye’dir. Bunun sebebiyse modernizm ile Orta Çağ kültürü arasında net bir seçim yapmamasıdır. Yarı modern, Orta Çağcı, sakat laikliğin hüküm sürdüğü Türkiye’de, birbirini anlayacak ve anlatacak kapasite gelişmediğinden, din ve etnik milliyetçilik her zaman dikte ettirilir. İnançta dahil her şeyin devlet baba tarafından belirlendiği toplumlarda, yetişmiş anne babalar yetersiz, yanlış, eksik, geri kültüre sahip olunduklarını kabul edilip alternatif oluşturmalıdırlar. Bu şekilde ancak kişilik bozuklukları minimalize edilebilir. Çağ gerisi, “iki arada bir derede” kalmaya devam eden devletin, çocuklara ve anne babalara vermiş olduğu eğitimle, çocukların iyi bir kişilik kazanacağını beklemek, kendi kendini avutmaktır. Bazı batılı ülkelerin gelişmiş noktalarını saymazsak, dünyadaki devletlerin çoğunluğunun eğitim sistemleri, her zaman tartışma konusudur. Bu yüzden dünyada gerçek bir barış ortamı sağlanmış değil. Dünya devletlerinin çoğunluğu dışa karşı göstermelik, çağdaş ve demokrasici görünürken, iç uygulamalarda statücü, güce tapınan, kulluk mantığına göre hareket etmektedirler.

Kendi kültür, kişilik yapısı başta olmak üzere devleti sorgulayarak, bilimsel değerlere yakın mantıklı hareket eden anne babalar, ne hazindir ki dünya toplumları içerisinde çok az bir sayıyı oluşturuyor. Nicelik ve nitelik açısından toplumların doğru kişilik kazanmamasının birinci sebebi, mevcut devletlerin hak ve adalet adına, en büyük ahlaksızlıkları meşrulaştırarak resmileştirmesi. İkincisi ise ailelere verilen yanlış, eksik eğitim ve uygulamalarında bilerek anormallikler yaratıp, insanların çoğunluğunun bunu fırsat bilerek değerlendireceğini, gelişmemiş devletlerin hepsi hesap ederek yönetirler toplumu.

Türkiye gibi eğitim yapısı, yönetim sistemi, ahlak anlayışı; dinsel bağnazlığı aşmayan, inanılan dinin yarattığı Orta Çağ ve öncesi kültür kodlarına göre düzenlenmiştir. Söz konusu devletlerde demokrasi, laiklik ve sekülerlik işine gelinen noktalarla sınırlı olup göstermelikten ibaret. Bu düşüncenin kültürel genetik kodları, bilinmeyene (Tanrı) sorgusuzca bağlılık, manevi özellikleri var sayılan peygamber ve Şeyhe, maddi, askeri gücü olanlara kul şeklinde tapınmaktır. Kulluk mantığının her alanda hüküm sürdüğü devlet ve toplumları, üç kategorik aile yapısıyla incelediğimizde, doğrulara biraz daha net ulaşabiliyoruz.

a-Alt Katmanı Oluşturan Aileler: Yalnızca emek gücüyle yoksulluk içinde yaşayan ailelerdir ki, bu kesim nicel açıdan toplumun büyük çoğunluğunu oluşturur. Türkiye’de bu katmandaki anne ve babaların çoğunluğunun, eğitimi ilköğretimle sınırlıdır. Çok az bir kesim lise eğitimlidir. Ekonomik ve eğitim yetersizliği yüzünden dünyanın her toplumunda, din vb. şeylere inananların çoğunluğu bu yoksul katmandan oluşur. Bir de bazı aile ve kitlelerin, devletin resmileştirdiği dinin dışında farklı dinsel kültürünün olması. Aynı şekilde resmileştirilen ulusal dilden farklı dili olduğu halde bunu eğitim dili olarak öğrenip kullanmayan ve sürekli yasak, baskılarla yok sayılan aileleri düşünelim. İfade edilen kültürel sıkıntılar, ekonomik sıkıntılara eklendiğinde, hiçbir anne baba çocuğuna normal bir karakteri oluşturacak kültürü veremez. Ve çocuklar doğrudan devletin gerici çıkarcı, kurnaz, yalanlarıyla, ana baba kültürünü inkâr eden mantıkla yetişmek zorunda kalıyorlar.

 Anne babalarsa yaşadıkları bu sıkıntıları ya içine atarak bozuk bir karakterle devlete, dine daha çok sarılarak körü körüne kul şeklinde yaşarlar. Ya da çocuklarının kendi değerlerine yakın bir dil ve kültürle yetişmesini zorlayıp, mevcut sistemle çatışacak konuma getirmekten başka bir seçenekleri bulunmuyor. Devlet ve işbirlikçilerine karşı çocuklarının savaşmasını her aile göze alamadığından, iş çocuğun kendi iradesine kalıyor. Özetlenen bu tip devlet ve aile içerisinde yetişen çocukların, ileride olaylara agresif tepkiselliğin dışında normal tepki vermesi kolayca beklenecek bir durum değildir. Buna psikoloji biliminde, edilgen ve gerçek kimlik değerleri zedelenmiş karakterle yaşamak denir. Bunlar insana yapılan en büyük katliamdır. Toplumun bu katmanında yer alan aileler, istemedikleri halde karakter yapıları ifade edilen sebepler yüzünden derin kişilik bozukluğu ile doludur. En büyük suç anne ve babada değil devletindir.

b-Orta Katmandaki Aileler: İstisnaların dışında, isminden de anlaşılacağı gibi ekonomik, kültürel siyasal ve inançsal açıdan, belirli bir aşamaya gelmiş ancak duruma göre hareket eden, esnek bir karakteri oluşturan katmandır bu yapı. Kültürel ve ekonomik olarak her zaman üst sınıfa geçmek en büyük hedefleridir. Bunun hangi koşullarda nasıl gerçekleşeceğini bilimsel olarak hesap etmeden, daha çok devletin siyasi, kültürel yapısına göre planlarlar. Ve böylece yerine göre keskin inançlı, ırkçı görünürlerken, daha farklı ortamlarda inançsız ve demokrat olmaktan geri durmazlar. Şayet farklı dil ve inanca sahiplerse, yine maddi çıkarlarına ters düşmeyecek şekilde yerine göre öne sürerken, yerine göre inkar etmekten de çekinmezler. Çünkü en büyük amaçları bir üst sınıfa hızla ulaşmak olduğundan, diğer kültürel sorunlar çokta umurlarında değil. Bu orta sınıf kişilik yapısı, dünyanın her yerinde aynı karakteristik özelliği taşır. Orta sınıftaki aileler kendi kültürel yetersizliklerinin yanında, devletin geri politikaları yüzünden, sahip oldukları orta sınıftaki ekonomik konumlarının, nasıl bir değer taşıdığının bilincinde de değiller.

Aslında gerçek iktisat bilimi; ekonomik kaynakların paylaşımı ve değerlendirilmesinin temelini, orta sınıfın sahip olduğu seviye en doğru olanıdır. Çünkü orta sınıf ekonomik yaşam mantığında, toplumun tümü bundan faydalanabilmektedir. Demokratik kültürden uzak toplum ve ülkelerde, orta katmandaki anne babalarda da ciddi kültürsüzlük söz konusu. Bu yüzden devletin dayattığı şekilde düşünerek hareket edip, sürekli bir üst sınıfa geçmek tek ve en büyük hedefleridir. Bunun için de her yolu mubah görürler. Esasında ekonomik olarak orta derecede yaşamak dünyadaki tüm insanların sahip olması gereken mantıklı ve önemli bir aşamadır. Kendi sınıfının öneminin bilincinde olamayan orta sınıf aileler, ikilemli gelgitlerle kendilerini ve çocuklarını ciddi karasızlık içerisinde, maddiyattan başka şey düşünmeyen maddi hastalığa yakalanmış şekilde yetiştirirler. Maddi hastalığa yakalanmak demek yolsuzluk, haksızlık, talan gibi her türlü arsızlığı yapmaktır ki, dünyadaki tüm savaşlar bu hastalığın sonucunda gerçekleşmektedir. Orta sınıf kişiliğinin şekillenmesinin özeti kısaca bu gerçeklere göredir.

c-Üst Katmadaki Aileler: Bu aileler dünyanın her toplumunda nicel açıdan küçük bir grubu oluşturdukları halde, siyasal ve iktidar açısından en büyük etkiye sahiptirler. Aynı zamanda maddiyattan (Para) başka hiçbir şeye inanmazlar. İnanmış görünüp yaşattıkları her şey sahtelikten ibarettir. Tanrı, din ve peygamberleri paradır, para kazanıyorlarsa bunlara inanır görünürler, şayet para kazanmayacaksa bir numaralı ateist kesildiklerini herkes bilmelidir. Çocuklarını da bu mantıkla eğitip yetiştirirler. Zengin sınıfta yer alan ailelerin tümü, sorunlarını para gücüne dayanarak çözerler. Paranın çözemediği yerlerin olduğunu bilmelerine rağmen, yine de paradan başka büyük bir güç tanımazlar. Yaşadıkları ülke ve toplumda ikna edilmesi gereken güçleri dahi, direkt ya da dolaylı yine parayla satın alarak her türlü engele aşarlar.

 Şayet paraya dayanan kültürleri kendilerini istedikleri gibi tatmin etmeyip yetersiz kalırsa, sadece çeşitlilik ve ego tatmini için birtakım kültürel faaliyetlerde bulunurlar. Bu konuda da samimiyetten uzak, para kazanacağı zemini oluşturmak amaçlıdır. Devletin yönetim şeklinin belirlenmesinde, bu sınıfın etkisi tahmin edilenlerden daha büyük ve belirleyicidir. Böylece mevcut devlet ve toplumda ahlak, namus, hukuk, eğitim, şan, şöhret, kariyer, itibar gibi değerler, para hastalığının kişiliklerini şekillendirdiği bu güçlerin eseridir.

Orta ve alt sınıfın yücelterek şahlara çıkardıkları tanrı ve din gibi kutsal değerleri, zengin ailelerin belirlediği ve müsaade ettiği kadar olduğunu bilmelidir. Doğduktan sonra özellikle altı yaşına kadar, yetiştirilmeye çalışılan çocukların temel kültür kodları, zengin ailelerin biçim verdiği kadardır.  Bu siyasal ve kültürel yapılarda, normal insani bir kişiliğin oluşması istisnalara kalmıştır. Yüzde bir ihtimalle iyi yetişmiş kişiliklerin ortaya çıkıp, toplumu kurtaracağını beklemek, “susuz gölde kurbağanın suyun gelmesini beklediği gibi susuzluktan ölmektir.” Her üç örnek aile yapısından anne ve babalar dersler çıkararak, çocukları doğmandan kendilerini yeniden donanımlı şekilde var etmelidirler. Bunu yapmayan anne ve babaların, çocuklarının iyi bir kişilikle şekilleneceğini düşünmeleri kendilerine ve çocuklarına en büyük kötülüktür.

Cemal Zöngür

Kaynaklar:

Yaşamın Evrimsel Tarihi. Vikipedi sayfası.

Alâeddin Şenel. İnsanlık Tarihi. Sayfa 51,78,79

David Eaglemenn-Beyin, Domingo Yay. 

İsmet Gedik-DOM ve Toplum, Facebook Sayfası. 

Yuval Noah Hariri-Sapiens. 

Prof. Dr. Laumann Brezendine-Erkek Beyni.  

Prof. Dr. Laumann Brezendine-Kadın Beyni. 

Robert E. Park-İnsanın Doğası. 

Politzer-Felsefenin Temel İlkeleri. 

Alfred Adler -İnsanın Doğası. 

Marks-Kapital 1, 2, 3 Cilt. 

Eugene Enriquez-Sürüden Devlete. 

Doğan Cüceloğlu-İnsanın Davranışı.

Evrim Ağacı-Maymun, İnsan Arasındaki Ortaklık Oranı.

 

 

 

 

 

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?