KİŞİLİĞİN ŞEKİLLENME AŞAMALARI VE ETKENLER -1-

İnsanın kişilik kazanmasında onlarca sosyal yapının etkisi var. Bunlar içerisinden daha çok temel değer taşıyanları ele alıp, doğruya yakın bir kişilik çözümlemesi yapmak mümkündür. Konu çok derin ve teferruatlı olduğundan, üç dizi şeklinde incelenmesi daha yararlı olacağı düşünüldü. İnsan denen canlı, biyolojik olarak kan, et ve kemik açısından, diğer hayvanlardan hiçbir farkı bulunmuyor. İnsanı insan yapan ya da iyi bir karaktere sahip olmasını sağlayan temel eken, beyin yapısı ve nöron fazlalığıdır.

Nöronların fazlalığı, beyindeki diziliş, hareket özelliğiyle meydana gelen konuşma, (Dil) ve düşünceyle, insanı diğer canlılardan farklılaştırırken aynı zamanda kişilik kazandırandır. Ancak şunu da unutmamak gerekir, dil ve düşünce en büyük etkiye sahip olmasına rağmen, kişi anadili başta olmak üzere diğer sosyokültürel değerlerini mantıklı, özgürce öğrenip kullanmadığı sürece, bu defa çarpık konuşan, yanlış düşünen süperegoist karaktere sahip insan sürüleri oluşmaktadır. Doğru ve çarpık karakterin hangi temel ekenlere bağlı nasıl gerçekleştiği, üç aşamada ele alınıp incelemiştir. Bunlar sırasıyla şöyledir.

 1-Ana karnında kişiliğin şekillenmesi.

2-Doğumdan 6 yaşına kadarki dönemde kişilik şekillenmesi.

3-Altı yaşından 20 yaşlarına kadarki dönemlerde oturan kişilik.

Her üç dönemi tek tek ele aldığımızda, doğruya daha yakın bir kişilik çözümlemesi rahatlıkla ortaya çıkarabiliyoruz.

 1-Ana Karnında Kişiliğin Şekillenmesi:

 Bitkisel varlıklarda dahil böcek, hayvan ve insanın yumurta dönemleri, aşağı yukarı benzer oluşum özellikleri taşırlar. Yumurtaların farklılaşarak kendi öz genetiğine göre şekil alması, hayvan ve insanlarda ana rahimine ulaşmasıyla başlarken, bitkilerde tomurcuk dönemi olarak ifade edebiliriz. Dünyadaki bitki ve canlı türlerin bu ortak yaşam özelliği kısa sürüp, her varlık kendi öz genetiğine doğru evrilirken, bulundukları çevresel koşullardan etkilenerek şekil, (Morfoloji) tat, renk gibi özelliklere sahip olurlar. Bitki ve hayvanlar çevreden almış oldukları etkiye karşı, olumlu olumsuz tepkisellikleri genetik olarak doğal ve bilinçsizdir. İnsan yavrusunun ya da yumurtasının tepkisi ise, ana karnında dahi çevreye karşı bilinçli bir uyarıma sahiptir. Bunu belirleyici şekilde gerçekleştirense, nöron fazlalığı, beyin yapısı ve anadır. Ana karındaki bebeğin bilinçli tepkimesine yardımcı olan daha temel faktörse, ana ile duygu, his, düşünce ve sosyokültürel olarak birbirine bağlılığıdır.

Çocuk ana rahmine düştüğü andan itibaren, yumurta kişiliği diyebileceğimiz karakteri oluşmaya başlar. En başta ananın beslenme şekli, sevinç, üzüntü, ses, koku, korku, gürültü, gereğinden fazla sessizlik gibi direkt, dolaylı sosyal olaylar, ilk etkiyi yapandır. İkinci aşamadaysa anne ve babanın birbiriyle, çevreyle kurmuş oldukları olumlu olumsuz ilişkilerin yanında maddi, manevi sıkıntı ya da rahatlıklar, bebekte her türlü etkiyi gösterir. Psikoloji biliminin temel uygulamalarından hatırlanacağı gibi herhangi bir insanın, kişiliği üzerinde çözümleme yapılmak istendiğinde, genelde kişinin çocukluğuna inilerek sonuç elde edilir. Esasında bu uygulama daha da gerilere götürülerek, ana rahmindeki dokuz aylık dönemde, anne ve babanın nasıl bir sosyal yaşama sahip oldukları uzunca incelenmelidir. Çünkü anne; bebeğine hamile kaldığı günden itibaren, yaşadığı olumlu olumsuz her türlü sosyal yapı, bebeğin karakterinin o doğrultuda biçim almasını sağlamaktadır.

Örneğin ana rahmindeki bebek yavaş yavaş şekillenmeye başlarken, milyonda bir ortaya çıkan doğal fiziksel ve beyinsel engelin dışında, her bebek normal sağlıklı yapıyla doğar. Fakat bu demek bebeğin olumlu bir karaktere sahip olacağını asla ifade etmez. Sebebine gelince, başta annenin o dönemlerde yaşadığı sıkıntı ve de stresler, bebeğin asabi veya daha farklı agresif bir kişiliğe sahip olmasında çok büyük etkisi olduğu akıldan çıkarılmamalı. Hamilelik döneminde anne dengeli beslenme, yeterli ekonomik olanaklar, temizlik, anadil, bu dille var ettiği kültür eğitimini doğru, özgürce alıp ifade etmesi, bebekte düşünülenden daha fazla olumlu bir karakter şekillenmesini sağlar. Anne ve baba yaşadığı çevre ve toplumda duygu, düşüncelerini özgürce ifade etmeleri, ana karnındaki bebeğin hücreleri ona göre dizilerek, tepkisel karakter kazanır. Olgunluk dönemini tamamlamış insan, normal yaşamında sürekli olumsuzluklarla karşılaşıp, doğal olarak buna karşı agresif tepki verdiğinde, nasıl ki sinirli bir kişi oluyorsa, ana karnındaki bebekte de aynı durum söz konusudur.

Her toplumda anne ve babanın düşüncesini belirleyen anadil ve sosyokültürel yapı hem çok önemli hem de düşünülenden yüksek derecede karakter niteliğini belirliyor. Yanlış, yasak, baskı, haksızlık ve çeşitli engellemeler, ana karnındaki bebeğin karakterini iki kat daha fazla olumsuzlaştırır. Böyle bir ortamda dünyaya gelip, benzer sıkıntıların katlanarak devam ettiği her toplumda, bireylerin %95’i normal olmayan bir kişilikle süperegoist karakterle yaşar. En önemli etkenlerden ekonomik dengesizlik, anadil, inanç, düşünce ve sosyokültürün yasaklar altında yanlış öğrenildiği Türkiye gibi devletleri düşünelim. Böyle bir devlet ve toplumda üst düzeydeki kişilerde dahil, büyük çoğunluğun bozuk, sakat, karaktere sahip oldukları hakaret değil, sosyokültürel bir tespittir. Daha çarpıcı örnek, Türkiye’de asırlardır devam eden iç ve dış çatışmalar, hırsızlık, haksızlıkların yükselerek devam etmesi, her türlü cevabın özetidir.

Dilin oluşturduğu sosyokültürel yapılardan inanç, din, felsefe ve siyaset, çağına göre her toplumda öncelik, sonralık kazanan olgulardır. Bunlardan hangisi bir toplumda öncelikli ya da önemli görülmüşse, o toplum ve bireyler birincil kültüre göre şekillenerek karakter kazanır. Örneğin Müslüman toplumlar hâlâ din ve inancı her şeyin üstünde görüp, duygu düşüncelerini buna göre ifade etmeleri, bin yıldır Orta Çağ’ın edilgen kişiliğiyle yaşamaktır. Bu tarz toplumlar modern araçlara sahip olsalar dahi, bilinç yapıları Orta Çağ’daki sakat, geri, çarpık ve kul olma karakterlidir. Buna daha farlı bir örnekse, çok fazla eskiye gitmeden son iki yüz yıllık tarih ele aldığında, şöyle bir gerçekle karşılaşmaktayız.

Türkiye gibi 2. ve 3. Dünya ülkelerde insanlar dil, düşünce, inanç, ekonomi ve diğer sosyokültürlerini, evrensel ilkelere göre değil, dinlerin hüküm sürdüğü Orta Çağ mantığıyla yaşatmaktalar. Üstelik söz konusu toplumlarda bireyler, başta kendi yarattıkları dil ve inançsal dini kültürlerini dahi, doğallıktan uzak hükmeden art niyetli güçlerin, baskı ya da egolarına hitap eden şekilde yaşatırlar. Bu toplumlarda hamilelik dönemi ve daha sonrasında ekonomik, sosyal, siyasal, dil, kültürel baskı, yokluk, zorluk gibi olumsuzlukları yaşayan anne babaların bebeklerinin, iyi bir kişilik kazanması milyonda bir ihtimaldir. Ana karnında olumsuz şekillenmiş bebeğin, karakterini doğduktan sonra olumluya çevirmenin tek yolu, anne ve babanın eğitim ve de kültürel olarak kendilerini doğru tam donatmalarıyla mümkündür.

Çocuk sahibi olmak isteyen anne ve babalara naçizane öneri, bebeğin anne rahmindeki dönemine bilimsel çerçevede, mantıklı ve ölçülü önem vermelidirler. Hiçbir şeyi abartmamalılar. Her insanın şahit olduğu gibi her toplumda bireylerin %90’ı, doğru eğitilmeyip yeterli kültüre sahip olmadıklarından, edilgen kişilikle önemli önemsiz birçok araç ve maddeye tapınırcasına bağımlı şekilde yaşamakta. Örneğin lüks araba, telefon, ev, araç gereç, moda, zenginlik ve gereği olamayan keyif verici şeylere bağımlılık ya da bağımlılığa yakın alışkanlıkla yaşamak, en büyük kişilik bozukluğudur. Özetlenen şekilde yaşayan anne ve babaların çocukları ana rahminden itibaren, edilgen karakter kazanır. Daha sonrasında da aynı anormallikler devam ettiği sürece, o toplumun genelinin karakter yapısı edilgen demektir. Anormalce şekillenmiş bu bozuk karakteri, ileriki aşamalarda düzeltmenin kolay olmadığını hepimizin bilmesi gerekir. Özet olarak ana rahmindeki bebeğin karakter kazanması, ifade ettiğimiz konulara bağlı olarak doğrudan şekillenmektedir.

Cemal Zöngür

 

Kaynaklar:

Yaşamın Evrimsel Tarihi. Vikipedi sayfası.

Alâeddin Şenel. İnsanlık Tarihi. Sayfa 51,78,79

David Eaglemenn-Beyin, Domingo Yay. 

İsmet Gedik-DOM ve Toplum, Facebook Sayfası. 

Yuval Noah Hariri-Sapiens. 

Prof. Dr. Laumann Brezendine-Erkek Beyni.  

Prof. Dr. Laumann Brezendine-Kadın Beyni. 

Robert E. Park-İnsanın Doğası. 

Politzer-Felsefenin Temel İlkeleri. 

Alfred Adler -İnsanın Doğası. 

Marks-Kapital 1, 2, 3 Cilt. 

Eugene Enriquez-Sürüden Devlete. 

Doğan Cüceloğlu-İnsanın Davranışı.

Evrim Ağacı-Maymun, İnsan Arasındaki Ortaklık Oranı.

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?