UYGARLIKLARA YÜKLENEN ANLAM

Kral Tanrılar ve Peygamberler, dünya insanlarının bilincine öyle bir zehirli, yanlış, sahte bilgi soktular ki, her türlü insanlık dışı vahşiliğe sahip insanı, Âdem Havva masalıyla her şeyi bilen, düşünen üstün insan gösterdiler. Ve modern insan buna inanarak yaşam kültürünü şekillendirdi. Halbuki insanların anaatası Homo Sapienler, Neolitik Çağ’a kadar hayvanlar gibi tamamen içgüdüsel egoyla yaşadı. Neolitikle biraz insanileşme gerçekleşirken fazla uzun sürmeden, Sümerlerle yeniden yarı düşünen süperegoist hayvanlık, tüm dünyaya hâkim kılındı. İşte modern insanların büyük çoğunluğu, bu iğrenç tarihleriyle yüzleşmekten hep korktuğundan okuyup örenmek istemiyor. Korktuğu bu tarihsel gerçeklerin üzerini ise dogmatik, masalcı, yalancı, ütopik kutsal saplantılarla kapatarak teselli bulmakta.

Uygarlıkların başlangıcından günümüze kadar insanlar, sahip oldukları yarı düşünce ve yetenekleriyle, belirli araçları kullanarak her türlü egoist içgüdülerine hizmet eden, çarpık kentsel yaşamın adını uygarlık koymuştur. Bu tanımın; kısmi düzenli kent yaşamının dışında, insani anlamda hiçbir doğruluk payı bulunmuyor. Çünkü insanın yaşamsal pratikleri ele alınıp gerçekçi değerlendirmeye tabi tutulduğunda, ortaya çıkan insan davranış ve tutumu, tahmin edilenden daha fazla iğrençliklerle doludur. Buna uygarlık değil yamyamlık demek daha doğru olacaktır. Ve dikkat edilirse uygarlık adıyla başlayan insan yaşamında, düşüncesini insani ölçülerde kullananlar hem azınlıktadır hem de toplumlar tarafında, en ufak değer görmezler. Hatta yoksul, cıbılın teki biçiminde değerlendirilir. Öte yandan her çağda toplumların çoğunluğu egoist, bencil, karakter yoksunu kral, peygamber, imparator, siyasetçi ve yöneticilere öykünerek, doğru yaşadığına inanmaya devam ediyor.

Hem bu uygarlıkların hem de bunlara öykünüp özenerek yaşayan toplumların öteki yüzleri, tamamen iğrençliklerle dolu. İnsanlık tarihi boyunca bitmek bilmeyen savaş, çatışma, talan, hile ve yolsuzluklara rağmen adalet, ahlak ve namustan bahsetmekse, çok yüzlülüktür. İstisna noktaların dışında uygarlıkların düşünce, bilinç ve kültürlerini objektif şekilde incelediğimiz zaman, insanlıktan uzak olduğunu rahatlık gözlemleyebiliyoruz. Bu bakımdan uygarlıkla ilgili bizim bakış açımız her konuda eleştireldir. Ve bunu şu gerçeklere dayanarak ifade etmekteyiz.

Uygarlıkların hemen hemen tüm politikaları insanlık ve doğayı yok edecek şekilde gerçekleşirken, hızından taviz vermeden bunu sürdürüyor olması. Örneğin kral tanrı ve peygamberler öz kardeşlerinden tutalım, oğullarının karıları da dahil en yakın akrabalarıyla gerçekleştirdikleri endogami evlilik kültürü. Yine aynı kandan olan kardeşler arasında güç ve makam kavgaları. Kral Tanrılara ve kutsal mabet yerlerine insan kurban edilmesi. Birbirlerinin canına kıymak gibi daha nice ahlak ve insanlık dışı olaylara uygarlık demek, vahşiliği yüceltmekten başka bir anlama gelmiyor. Eldeki tüm kaynaklar bu şekildeyken, uygarlığa hak ettiğinin üstünde anlam yükleyen anlayışlar, özellikle tek tanrılı dinlerle başlayıp modern devlet ve toplumlarla devam ettirilmektedir.

Bunlar içerisinden en aymazlarıysa İslam ve İslam’a inanan toplumların, ortaya koydukları dinsel yaşam anlayışıdır. İslam kendinden başka herkesi, cahil ve akılsız gösterirken, dünyanın gerisinde yaşamaktan da kurtulamamaları, esasında gerçek yüzlerini göstermeye yetiyor. İslam’dan önceki tüm yaşamları putperest, akılsız ve cahiliye dönemi olarak gören İslam, kendisine en uygar toplum İslam’dır derken, kadını şeytanla eş değer, erkeğin her hizmetinde köle ve cinsel obje görmeyi uygarlık olarak savunması, dünyada 2 milyar insanın nasıl bir hastalıklı ruha sahip olduğunu çok güzel özetliyor. Benzer şekilde ukala, çok yüzlü mantıkla hareket eden başka bir anlayış ise, burjuva kapitalizmdir.

Kapitalist düşünce de İslam gibi kendisini medeni, modern ve birbirinin sınırlarını tanıyan hukuka sahip bir düzen olarak gösterirken, emperyalist katliamları sürdürmesi, İslam’ın yeni versiyonu gibidir. Kapitalist burjuvazi, egemenliğine aldığı toplumları modern köle yaparken, alamadıklarını sürekli birbiriyle savaşacak şekilde içlerine nifaklar sokup aç, perişan bırakmaları uygarlık ve modernizm ise, yerin dibine girsin o modernlik. Kapitalizmle birlikte hareket eden Yahudilik ve Hıristiyanlıkta asla suçsuz, temiz değildir. İslam’daki ukalalığa benzer şekilde kendilerini diğer tüm kültürlerden üstün görürken, kutsal ruh adına insanları hayvani yaşamdan daha kötü koşullara mecbur etmeyi sürdürmektedirler. Yahudilik, Hıristiyanlık ve burjuva kapitalizmi, geliştirmiş oldukları modern teknik araçları insanlığa en büyük hizmet olarak gösterip, suçlarını hafiflettiklerini düşünüyorlar. Örneğin sınırsız ve gereksiz birçok teknik araçlardan tutalım nükleer çalışmalar, doğa başta olmak üzere insani duyguyu yok edecek sınırı çoktan aşmıştır.

Dünya insanlarının büyük çoğunluğu tarafından uygarlıklara yüklenen bu gerçek dışı anlamların hepsi, ciddi eksilik, yanlış ve derin çelişkiler barındırıyor. İnsanlık tarihini ve sözde modernleşmeyi bağımsız şekilde incelediğimizde, her türlü çirkinliği rahatlıkla görebiliyoruz. İstisnaların dışında insanlık tarihindeki düzenli düzensiz tüm yaşamsal pratikler, hep ihanet ve zalimliklerle doludur. Uygar ve modern insan, ilkel insana göre düşüncesini daha fazla kullanırken, bunu sürekli belirli çıkar gruplarının yüksek menfaatini korumak için katliam yaparak gerçekleştirmesi, insandaki insani özelliğin öldürüldüğünün en sağlam kanıtıdır.

Paleolitik dönem insanı en yakın tarih olarak M.Ö.65 bin ve öncesinde, yalnızca taş, ağaç ve kemikleri kullanarak ilkel, içgüdüsel şekilde sadece karnını doyurup çiftleşerek yaşamını sürdürmüştür. Sırf karın tokluğu ve üremesini sürdüren ilkel insanın, uygar insandan daha kötü olduğu anlamına gelmez. Uygar insan 60 bin yıllık pratiklerden çeşitli tecrübeler edinip, tarımdan birçok aletlerle şehirsel düzende yaşasa da birbirine karşı uyguladığı katliam vb. davranışları, arada bir icat ettiği güzel şeyleri de silip süpürmektedir. Kaldı ki günümüz modern insanı her geçen gün ilkel insandan daha canavar, bencil, egoist ve katliamcılıkta adeta birbiriyle yarışır durumda. Uygarlıklar Sümerlerle başladığına göre, sonrasında var olan diğer tüm uygarlıkların yaşamlarında insanlıkla ilgili doğru düzgün bir kültür izi bulamıyoruz. Kendilerine uygar ve modern diyen toplumlar geliştirdikleri akıl, düşünce, yazı ve teknolojiyi, her zaman süperegoist hayvani amaçlarda kullanmalarını, insanlığa hizmet olarak asla gösteremezler. Uygarların birbirine karşı yaşattıkları insanlık dışı katliam, saldırı, işkence, köleleştirmeler, uygarlık öncesi ilkel topluluklarda görülmez. Uygar, modern insan sözde akıl, düşünce, teknik gibi her şeye sahipken, toplumları ve bireyleri insanlıktan çıkaran davranışlarda bulunmanın cevabını, henüz kimse verebilmiş değil.

Zorluklar ve mecburiyetin dışında, kendi cinsine karşı en ufak kötülüğü düşünmeyen ilkel insan ile, her şeye sahip olduğu halde kendi cinsini köleleştiren, katliam uygulayan uygar insana baktığımızda, ilkel insansıları daha insancıl görebiliriz. Direkt ve dolaylı toplumları egemenliği altına alıp, her türlü egoist güdülerinde kullanmak uygarlık ve modernlikse, bu uygar modern kültür bir saniye dahi düşünülmeden yok edilmelidir. Uygar insanla ilgili daha birçok vahşiliği ileriki konularda örnekleriyle ortaya koyup, uygarlıkların öteki yüzünün saldırı, ihanet, yalan, talan olduğu gerçeğini gün yüzüne çıkarmak bir insanlık görevidir. Yeni jenerasyonlara bu gerçekler anlatılmadan insan olmalarını beklemek, bizlerin kendi evlatlarımıza yaptığımız en büyük kötülüktür. Tarihi gerçekler acı ve ağırda olsa bununla hesaplaşmadan, dünyada gerçeğe yakın insanlığın var olması mümkün olmayacaktır.

Cemal Zöngür

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?