Şehir Hastaneleri ile soygun sürüyor

05 Eyl 2021

13 Şehir Hastanesi için bugüne kadar ödenen rakam yaklaşık 27 milyar lira. Diyarbakır Şehir Hastanesi’nin ihale bedeline baktığımızda, şirketlere 3 yıl içinde ödenen rakamla en az 20 adet Şehir Hastanesi yapılabileceğini görüyoruz

Yusuf Gürsucu

Diyarbakır 1000 yataklı Şehir Hastanesi işini, AKP iktidarının kanatları altında bulunan şirketlerden Limak Holding 1 milyar 350 milyon 617 bin 295 liraya aldı. Türkiye’de Kamu İhale Yasası’na (KİY) göre ihale edilen Diyarbakır dahil Şehir Hastaneleri sayısı 9’a yükselmiş durumda. Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) ile ihale edilen hastaneler Mersin, Adana, Bursa, Isparta, Yozgat, Kayseri, Manisa, Eskişehir, Elazığ, Bilkent, Tekirdağ ve Konya’da inşa edildi. KİY ile ihale edilen hastane inşaatları ise yeni başlarken, bu hastaneler içinde 1000 yataklı olanlar Diyarbakır, Sakarya, Denizli, Antalya. 950 yataklı hastane Aydın, 900 yataklı hastaneler ise Samsun, Trabzon, Ordu olurken, Urfa Şehir Hastanesi ise 1700 yataklı olarak inşa ediliyor.

Sermaye her türlü mutlu!

KÖİ ile ihale edilen Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde 1 yatağın maliyeti (524 bin ABD dolar), yaklaşık 4 milyon 500 bin liraydı. KİY ile yapılan ihalelerde ortalama yatak maliyetinin ise 1 milyon 500 bin lira civarında olması garip bir durumu ortaya çıkarıyor. Ancak bu gariplik KİY ile yapılan Şehir Hastaneleri için hasta garantisi verilmiyor gerekçesiyle bir algı yaratılıyor. Şirketlerin KİY’e göre hastane işlerine girmeleri hem kârlılık hem de yatırım maliyetlerine katlanmayacakları için her zaman olduğu gibi onlara çekici geliyor. KİY ile yapılan hastaneler için iş bitirme ve bankalardan alacakları teminat mektupları da yeterli geliyor.

30.3 milyar dolar ödenecek

Bakanlık KÖİ ihaleleri için 2018 yılında 2.2 milyar lira, 2019 yılında 5 milyar lira, 2020 yılında 8.7 milyar lira kira ödemesi yaparken, 2021 yılında ise temmuz ayına kadar yapılan ödeme 6.6 milyar oldu ve bu tutarın yılsonuna kadar 11 milyar lira civarına çıkması bekleniyor. Bu ödemeler her yıl katlanarak artmaya ve 25 yıl boyunca ödeme yapılmaya devam edilecek olması ise nasıl bir soyguna tabi kılındığımızın açık göstergesi. KÖİ ile yapılan ve faaliyete girmiş olan 13 Şehir Hastanesi için bugüne kadar ödenen rakam yaklaşık 27 milyar lira. Diyarbakır Şehir Hastanesi’nin KİY ile yapılan ihale bedeline baktığımızda ise Şehir Hastaneleri’ni işleten şirketlere sadece 3 yıl içinde ödenen rakamla en az 20 adet Şehir Hastanesi kurulabileceği gerçeği ile karşılaşmaktayız. 18 KÖİ sözleşmesiyle yapılan ve yapılacak olan hastanelere toplam ödenecek tutar 30.3 milyar dolar, yani bugünkü kurla 260 milyar liraya ulaşacak.

Kredi muslukları tıkandı

Bazı ekonomistler, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle AKP’nin özel şirketlere yaptırdığı hastaneler, bütçede büyük bir kara delik oluşturduğu ve Kamu İhale Yasası’na (KİY) geri dönülmüş olmasının önemine vurgu yapıyorlar. Ancak AKP’yi kamusal anlamda ortaya çıkan zararlar değil, bu işlerin yapılabilme kabiliyetinin şirketlerce sürdürülüp sürdürülemeyeceği ilgilendiriyor. Son dönemlerde KÖİ ihalelerini alan şirketlerin kredi bulma yollarının tıkanmış olması ve bu kredi ya da tefeci şirketlerin artık ‘devlet garantilerini’ bile kabul etmemesi üzerinden yeni bir süreç işletiliyor. Rönesans Holding’in 5 Şehir Hastanesi’ni Danimarkalı bir şirkete devretmiş olması da kredi musluklarının artık öylece ulaşılabilir olmadığını gösteriyor.

Yağma Hasan’ın böreği!

Yap-İşlet-Devret (YİP) modeliyle inşa edilen Üçüncü Boğaz Köprüsü ve Osmangazi köprülerine mayıs ayı sonuna kadar ödenen garanti ücreti 13 milyar liranın üzerine çıktı. Köprülerden biri 3 yıl, diğeri ise 14 yıl sonra kamuya devredilene kadar ödemeler artarak sürecek. Otoyollara ve müşteri garantili havalimanlarına ödenen tutarlar ve Şehir Hastaneleri ödemeleri şimdiden bütçeyi açmaza sokmuş durumda. 2020 yılı için Kuzey Marmara Otoyolu’nu işleten ortaklığa 2 milyar 150 milyon TL, Ankara-Niğde Otoyolu’na da 150 milyon TL araç geçiş garantisi kapsamında ödemede bulunulurken, yağma Hasan’ın böreği tükenmek üzere. Karayolu bakım-onarım ve yapımını üstlenen müteahhitlere ise haziran sonuna kadar 14-15 milyar TL ödenmesi gerekiyordu ve ödenip ödenmediği noktasında henüz bir bilgi paylaşılmadı. Birçok bölgede ödenek yokluğu nedeniyle yol inşaatları ise durmuş durumda.

Al gülüm ver gülüm!

Üçüncü Boğaz Köprüsü’ne her dakika 330 dolar, saat başı 19 bin 750 dolar, her gün ise 474 bin dolar geçiş garantisi verilirken, Osmangazi Köprüsü’ne ise günlük 40 bin araç geçiş garantisi ve garanti ödemesi olarak araç başı ‘35 dolar artı KDV’ ödeme yapılıyor olması hiç kimse tarafından kabul edilebilir değil. KÖİ modeli ile yapılan Zafer Havalimanı da gerçek anlamda bir kamusal yağma olarak halen açık durmaya devam ediyor. Bu havalimanı için 2021 yılında 1 milyon 317 bin kişilik yolcu garantisi verilmiş ve geçtiğimiz mayıs ayı sonuna kadar havalimanına gelen yolcu sayısının 61 yolcuda kalması sadece plansızlık olarak ele alınamayacağını gösterirken, bu anlaşmaların al gülüm ver gülüm ilişkileri için yağma amaçlı inşa edildiğinin kanıtıdır.

Yağma her yolla!

AKP iktidarının hiç ihtiyaç olmamasına karşın Şehir Hastaneleri projelerinden vazgeçmeyip Kamu İhale Yasası (KİY) kapsamında hastane işine devam ediyor olması, şirketlerin kredi musluklarının kapandığını ve yağmanın bütçe üzerinden süreceğini gösterirken, sermaye yağmasını her yolla sürdüreceklerini söylemek gerekiyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2021 yılı bütçe görüşmeleri sırasında, ilk kez Kamu Özel İşbirliği ya da Ortaklığı (KÖİ) yönteminden vazgeçtiklerini açıklamış ve bundan sonra yapılacak Şehir Hastaneleri’nin bütçe kaynaklarıyla yapılacağını belirtmişti. IMF ile imzalanan stand by programı şartlarından birisi olarak 2002 yılında kaldırılmış olan Hazine garantileri, 2012 yılında dönemin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan tarafından geri getirildi. O dönem bu yetki Bakanlar Kurulu kararıyla kullanılırken, Cumhurbaşkanlığı sistemi sonrası tek karar verici olan Erdoğan’a bağlanması bugünkü sürecin arka planına işaret etmekte.

Bakanlık, Sayıştay’ı takmadı

Sayıştay’ın 2018 Denetim Raporu’nda yer alan bilgiye göre, Şehir Hastaneleri için özel sektöre borç üstlenim garantisi yetkisi usulsüz ve kanuna aykırı şekilde Sağlık Bakanlığı’na verildiği yer aldı. Sayıştay raporunda Bakanlığın, “Kanuna aykırı olarak borç üstlenim taahhüdünde bulunduğu anlaşılmaktadır” vurgusunu Sağlık Bakanı Koca yalanlayarak, “Bakanlık olarak borç üstlenim taahhüdünde bulunmadıklarını” söylemesi şaşkınlık yaratmıştı. Sağlık Bakanlığı’ndan Şehir Hastaneleri’nin ihale dokümanı ile yatırım ve işletme dönemine ait sözleşme ve ekleri yazılı ve sözlü olarak talep eden Sayıştay’a istenilen evrakların iletilmediği de raporda yer almıştı.

Sermayeye büyük bir kaynak

Sayıştay Raporu’nda yer alan bir tespit ise kimin eli kimin cebinde belli olmadığı bir durumu gösterir nitelikte. Mersin Şehir Hastanesi’yle ilgili her türlü ihtilafın tahkim yeri olarak İstanbul mahkemeleri belirlenirken, diğer 7 Şehir Hastanesi’nin tahkim adresi ise Londra olarak belirlenmiş olması Londra tefecileriyle kol kola bir yağmanın yürütüldüğünün açık işaretlerini vermekte. Prof. Dr. Kayıhan Pala, gazetemize verdiği bir röportajda yaşananların özetini ortaya koymuştu: “Şehir Hastaneleri ‘kamu’ adını kullanarak küresel sermayeye yeni ve büyük bir kaynak aktarmanın aracı olacak gibi görünmektedir. Kamuoyu sağlık alanında yeni bir özelleştirme ile karşı karşıyadır.”

İnsan için değil, kâr için!

Kayıhan Pala, “Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) yönteminin sağlık alanında uygulandığı ülkelerde bu uygulamaların piyasa için yeni fırsatlar sağlayan bir yaklaşım olduğu, amacının kamu yararı olmadığı bilinmektedir. Kamu Özel İşbirliği çerçevesinde çalışan hastaneler, sağlık hizmetleri sistemini eriten, özel ve kâr amaçlı hizmetler vermektedir. Burada hizmetin odak noktasını insanın sağlığı değil, elde edilecek kâr oluşturmaktadır” ifadeleri, Şehir Hastaneleri ile köprü, yol, havalimanı gibi işlerin KÖİ ile neden yapılmak istendiği ortaya koymuştu.

Tahkimin adresi neden İngiltere?

Prof. Dr. Kayıhan Pala, Kamu Özel İşbirliği ya da Ortaklığı adı verilen uygulamanın daha önce İngiltere’de başlatıldığını belirterek, “Yöntem Birleşik Krallık’ta ‘Özel Finansman Girişimi’ (Public Finance Initiative, PFI) adıyla sağlık alanında ilk olarak 1992 yılında yürürlüğe kondu. İngiltere ve Kanada gibi ülkelerdeki uygulamalar tek başına kamu sektörü ile karşılaştırıldığında; kamu-özel ortaklığı yönteminde sermaye maliyeti ve inşaat maliyetinin daha pahalı ya da aynı, işletme/çalıştırma maliyetinin aynı, işlem maliyetinin daha pahalı ve değişkenliğin daha riskli olduğunu ortaya koymuştur” diye belirtti. Tahkimin adresinin İngiltere olmasının temel nedeni, son yıllarda yüksek faizle İngiltereli tefecilere mahkûm olunduğu fakat ortaya çıkacak yüksek kârların verdiği rahatlıkla yüksek faizle borçlanılmaktan kaçınılmadığı anlaşılıyor. Tefecilerin yüksek faizli para vermelerine karşın, yine de işini sağlama almak amacıyla tahkim adresinin Londra olduğu açığa çıkıyor.

Rönesans Holding

Rönesans Holding’in elinde bulunan 5 Şehir Hastanesi’ni Danimarkalı ISS şirketine satması dikkat çekti. Özellikle Rusya’ya gerçekleştirdiği yatırımlarla tanınan Erman Ilıcak’ın sahibi olduğu Rönesans Holding’in temeli Rusya’da atılmıştı. AKP iktidarları döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Saray’ı ve MİT yerleşkesi de dahil olmak üzere pek çok ihaleyi zorlanmadan alırken, Cezayirli bir şirket ile Adana’da 1 milyar dolarlık petrokimya yatırımına hazırlanan Holding, Port-Roterdam ve Adana Sanayi Odası’nın işbirliği ile petrokimya sanayi bölgesinin yönetici şirketi oldu. Rusya’da gerçekleştirdiği onlarca işin yanında 2019’da 15 adet üniversite hastane yapımı için Rusya ile anlaşma yaptı. 5 ilde KÖİ modeli ile inşa ettiği Şehir Hastaneleri’ni Danimarkalı bir şirkete devretmiş olması ise birçok kesim tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştı.

Para makinesi hastaneler!

Rönesans Holding’in adeta para makinesi özelliğinde olan ve zarar etmesinin mümkün olmadığı ve büyük kârları ortaya çıkaran 5 Şehir Hastanesi’ni Danimarkalı şirkete niçin devretmiş olabileceği merak konusu. Rönesans Holding’in Danimarkalı ISS’ye devri için 16 Haziran’da Rekabet Kurumu’na başvurulup, ertesi gün yani 17 Haziran’da bu devir işlemine onay verilmiş olması bugüne kadar görülmüş bir şey değil. Rönesans Holding’in sahibi Ilıcak’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile AKP’li Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’a çok yakın bir isim olması dikkat çekerken, ne Rusya’da ne de Türkiye’de kendisine hiçbir engel çıkarılmadığı gibi büyük ihalelerin tek adresi olması sorgulanması gereken bir durum. Sermayenin iç içe geçmiş girift ilişkilerinin içeriğine ulaşmak zor ancak ISS’ye yapılan 5 hastane devrindeki tüm ilişkilerin birbirine değme olasılığı ise yüksek ve bu girift ilişkiler mutlaka ortaya çıkacaktır.

ISS ve Danske Bank!

2018 yılında kara para aklama suçlaması yapılan Danimarkalı Danske Bank ile ISS şirketi oldukça yakın. Danske Bank’ın kara para operasyonunu Estonya şubesi eliyle gerçekleştirdiği belirtiliyor. Danimarkalı ISS ile Danske Bank 40 yılı aşkın süredir işbirliği içinde. Danske Bank CEO’su Jacob Aarup-Andersen’ın bu yıl içinde bankadan ayrılarak ISS’nin CEO’su olması ise dikkat çekiyor. Ayrıca ISS’nin Danimarka Savunma Bakanlığı ile uzun yıllar süren çalışması 2024 yılına kadar sözleşmesinin devam ediyor olmasına karşın sonlandırılması bir başka dikkat çekici durum.

Etiketler : Yusuf Gürsucu, Şehir Hastaneleri, Adana Şehir Hastanesi, şehir hastanesi, Başakşehir Şehir Hastanesi, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi,

Haber
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?