Kapitalizmin kamçısı: Borç

Sinan Araman; kapitalizm ve borç ilişkisini yazdı.

Sinan ARAMAN

Özel mülkiyet ve sınıflı toplum tarihine geçişle birlikte köleci ve feodal toplumun ataerkil/eril kültür söylemiyle dile getirilmiş meşhur bir “atasözü” vardır ya hani: Borç yiğidin kamçısıdır! Son üç yüzyılda kapitalizm hızla geleneksel bağları aşındırıp toplumu çekirdek aile, bireysel yaşam, özgür yurttaşlar, hane halkı şeklinde en ufak hücrelerine değin ayırmıştır! Tarihsel açıdan görece ilerici olan kapitalist üretim ilişkileri, küçüğünden büyüğüne üretim araçlarının sahibi olan tüm burjuva sınıfları patrona dönüştürürken, işçi ve emekçilerden oluşan halkın çoğunluğunu ise hukuki olarak kağıt üstünde “eşit” vatandaşlar olarak sermaye birikim sisteminin “özgür köleleri” haline getirmiştir. Yaşamak için borçlanmak ve çalışmak zorundadırlar, yoksa ödemeyecekleri borçları yüzünden donuna kadar soyularak kodesi boylayabilirler!

Kapitalizmin 1970’lerin sonlarından itibaren başlayan neoliberal dönemiyle birlikte borç sadece yiğidin değil, yedisinden yetmişine, kadınından erkeğine, yaşlısından gencine, işçisinden işsizine, aileden devlete, küçük aile şirketlerinden büyük holdingine vd. çok sayıda özel, tüzel kişiliklerin kamçısı haline gelmiştir artık. Evlenerek aileye adım atan mutlu çiftlerimiz, düğün masraflarından ev kiralamaya, ev kredisinden araba kredisine, mobilyadan beyaz eşyasına, kundaktaki bebeklerinin mamasından bebek bezine bütün alışverişleri kısa veya uzun vadeli taksitlerle geri ödeyecekleri kredi kartlarına yüklenmektedirler. Kapitalist ekonominin çarkları böyle dönmektedir!

TEFECİLİKTEN FİNANS KAPİTALE!
Tefecilikten finans kapitale evrilen faiz teorisi ile sermaye ve onun güdümündeki “iktisat bilimi” borçla tüketim ve sermaye birikimini kapitalist üretim ilişkilerini, emek sömürüsü ve artı-değer üretimi üzerine kurulu kapitalist düzenin çarklarını sürdürebilmek için tüm iktisadi birimleri iliğine kadar borçlandırarak varlığını sürdürebilmektedir. Böylece birey, toplum ve devletlerin geleceği ipotek altına alınmaktadır! Marx, Hegel’den aldığı “Tarihte bir olay iki kez yaşanmaktadır” sözüne şerh düşerek şunu eklemiştir: “Birincisinde trajedi, ikincisinde komedi!” Emperyalist kapitalist sistemin insanlığı sürüklediği nokta tam da burasıdır artık!

KAPİTALİZMİN BORÇLA İMTİHANI VE YENİ KÖLELİK DÜZENİ
İnsanlığın sınıflı toplum ve özel mülkiyet sistemine geçtiği uygarlık tarihi boyunca, savaş zoruyla edinilen “ganimet” ve köleler dışında toplumu borçla boyunduruk altına almak, köleleştirmek egemen sınıfların temel yöntemlerinden biri olagelmiştir. Başta toprak olmak üzere üretim araçlarına, toplumsal emeğin köleci ve feodal biçimlerine el koyarak mülk edinen yönetici sınıflar, aynı zamanda çeşitli yollardan elde ettikleri bu birikimlerini özgür yurttaşlara borç (ödünç) vererek servetlerine servet katmışlardır. Öyle ki; büyük toprak ve servet sahipleri ve devletlere borçlanmak zorunda kalıp da bu borçları geri ödeyemediklerinde malından, mülkünden, karısından, çoluk çocuğundan olmuşlar ve kendi özgürlüklerini bütünüyle kaybedip kölelerin saflarına katılmışlardır! Tefeciliğin bu korkunç yüzü (trajedisi) nedeniyle topluma yeni bir düzen ve kurtuluş yolu vadeden peygamberlerin önemli bir kısmı kutsal metinlerde faizi ve tefeciliği suç sayarak “haram” kılmışlardır. Tefeciler ise tarih boyunca egemen konumlarından yararlanarak, siyasal iktidarlara çeşitli rantlar dağıtarak düzenlerini bir şekilde sürdürmüşlerdir, örneğin Osmanlı saltanat tarihinden Galata bankerleri gibi…

K. Marx ve G. Arrighi, toprak ve köle sahipliği, toplumsal emek sömürüsü, ticaret, yağmacılık, tefecilik vd. yollardan zenginleşerek para sahibi olan sınıfların Orta Çağın sonlarına doğru yani kapitalist üretim ilişkilerinin şafağında servetlerine servet katmanın yeni bir yolunu keşfettiklerini belirtirler. Bu, çok sayıda emekçinin iş bölümü ve uzmanlaşma temelinde çalışmasını gerektiren manifaktür ve akabinde sanayi üretimidir. Sömürgecilik dönemiyle birlikte dünya pazarlarını eline geçiren büyük tüccarlar ve kapitalistler, Venedik, Ceneviz, İspanya, Hollanda, İngiltere, Fransa, Almanya vd. güçlü ulus devlet biçiminde örgütlenmiş imparatorlukların himayesinde büyük ölçekte mal üretimine, ham madde ithaline ve mal ihracına yönelerek servetlerine servet eklemişlerdir. Ulusal sınırları içinde topraktaki mülkiyet değişimiyle işinden olan toprak emekçileri (serfler) ve toprağını kaybeden kesimler (Toprağı kiralayarak işleten özgür yurttaşlar ve kimi senyörler) bu modern şehirlerin ücretli yani zorunlu “özgür” işçileri ve yoksulları arasında katılırlar. Latin Amerika, Asya, Ortadoğu ve Afrika’da kurulan kolonilerde ise milyonlarca insan ham madde üretimi için ucuz iş gücü deposu biçiminde zorunlu köleler haline getirilmiştir. Çok düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, çocuk ve kadın iş gücüyle birlikte modern şehir ve kentler artık bu üretim yerlerinin etrafında nüfusun yoğunlaştığı büyük kentlerin oluşumuna tanıklık etmiştir. Bu modern ve büyük kentlerde borç kültürü sürünerek de olsa ayakta kalmanın temel ve yaygın bir aracına dönüşmüştür.

İnsanlığın bütün tarihsel süreci boyunca borçla toplumu köleleştirmek temel araç ve yöntemlerden biri olagelmiştir. Keza, toprakta çalışan emekçiler zamanla fabrika işçisi olurken, Antik Mısır’dan Yunan uygarlığına, Roma uygarlığından Orta Çağ Avrupa’sına küçük ve orta ölçekte toprak sahibi sınıflar ise ödeyemedikleri borçları nedeniyle köleler, işçiler, işsizler ve yoksullar kervanına girmek durumunda kalmıştır. Lakin kapitalizm öncesinde doğrudan bir köleleştirme biçimi olan tefecilik yoluyla borçlandırma, kapitalist üretim süreciyle gelişerek serpilen kredi kurumları ve bankacılık sistemiyle “daha yumuşak” ve “gönüllü” bir kölelik aracına dönüşmüştür. Toplumsal emeğin sömürüsüyle elde edilen artı-değerin önemli bir bölümünün aktarıldığı faiz kategorisi ise, kapitalist üretim içinde biriken fonların tasarruflar biçiminde yeni finansal ve reel yatırımlara aktarıldığı temel bir üretim aracı biçiminde “bilimsel” hüviyetini kazanmıştır!

Toplumsal emek sömürüsüyle sermaye biriktikçe “açığa çıkan” fonlar finansal piyasalara akmakta, burada biriken fonlar ise bankalar ve borsalar aracılığıyla demir yolları, otoyollar, deniz ve hava limanları, köprüler, barajlar, büyük ölçekte üretim yapan anonim şirket, holding ve tekellerin gücüne güç katmaktadır. Böylece toplumsal emek süreciyle birikmiş taze kan sermaye düzeninin dolaşımına sokularak yeni yatırımlara yeni finansman kaynakları aktarılmaktadır.

NEOLİBERALİZM VE BORÇLA TÜKETİM!
Kapitalizm geliştikçe banka ve kredi kurumlarında biriken fonların aktarıldığı önemli alanlardan biri de tüketiciler olmuştur. Bu durum özellikle 1970’lerdeki kapitalist krizlerin aşılması amacıyla türetilen yeni finansal araç ve yöntemlerle birlikte “Finansallaşma ve borçla birikim” adıyla daha da görünür bir olgu olmaya başlamıştır. Keza, bilgisayarlara entegre edilmiş ileri teknolojilerle işçi başına verimlilik artarken, daha yoğun sömürüyle ücretler tüm dünyada aşağı çekilmiş, işsizlik artmıştır. Dolayısıyla emekçi yığınların ihtiyaçları nedeniyle peşin ödemeye gücü yetmediği ev eşyası, konut, araba ve hatta tekstil ve gıda vd. ürünlerin kredi kartlarıyla taksitler halinde satın alınması büyük bir furya halinde neoliberal kapitalizmin temel bir eğilimi haline gelmiştir. Kapitalizmin kâr ve sermaye birikim hırsıyla aşırı üretimi kredi kartları ve borçlanma mekanizmalarıyla tüketime koşulurken, hanehalkı, küçük ve orta boy firmalar ve devletlerin borç yükleri dağları aşmıştır. Bu borç ağlarının zirvesinde saltanat süren uluslararası finans tekelleri ise dünya halklarını borçla boyunduruk altına alacak bir “tefeci” konumuna erişmişlerdir! Bu halkanın diğer yönünde ise aşırı üretim ve tüketimin bilinçsiz birer nesnesi haline getirilen toplumsal bir atmosferde yıkımın eşiğine sürüklenen ekolojik denge yer almaktadır!

ZENGİNLİĞİN ALTINDA EZİLENLER!
Yeryüzünü saran finansal ağlar ve irili ufaklı üretim zincirleriyle dünya kocaman bir fabrika üretimi ve pazar alanına dönüşmüştür son iki yüzyılda. Toprağı işleyenler, makine ve robotları üretenler, gökdelenleri, binaları, müzeleri, barınma, üretim ve hizmet merkezleriyle kentsel alanları, barajları, hava, deniz ve kara yollarını inşa eden milyonlarca kafa ve kol emekçisi ise ürettikleri bu muazzam birikim ve zenginliğin altında ezilmektedir! Keza, üretim araçları kendilerine ait değildir, yaşamlarını geçindirmek ve ayakta kalabilmek için bir iş bulup patronlara ve bu sistemi ayakta tutan devletlere işçi, memur ve hizmetçi olarak çalışmak zorundadırlar. Büyük bir çoğunluk maaş ve ücretleri 1 aylık geçinme ve barınma ihtiyacına yetmediği için geleceklerini ipotek altına alıp borçlanarak tüketmek ve ihtiyaçlarını gidermek zorundadırlar. Borçlu oldukları için kendilerine önerilen her işi “nimet” bilip en kötü ücret ve çalışma koşullarına razı olmak zorundadırlar. Tıpkı Soma’da olduğu gibi!

Dünyanın serveti tüm insanların daha az çalışarak kültürle, sanatla, bilimle yoğrulabilecek daha güzel bir yaşam sürmesine yetecek bir düzeyde olmasına rağmen gelir dağılımı bozulmakta yoksul daha yoksul zengin ise daha zengin olmaktadır! Toplumsal emeğin bir ürünü olan gayrisafi ulusal hasılalardan toplumun yüzde seksenlerini bulan emekçilerin payına yüzde yirmiler düşmektedir. Gelir dağılımı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte dünyada ortalama olarak bu böyledir. Neoliberalizm döneminde toplumun yüzde birini bile oluşturmayan az sayıda zengin aile dünya servetinin yüzde doksanlarına hükmeder duruma gelmiştir! Ve daha neler neler!

Bu yazıya çeşitli istatistikler vererek başlamayı düşünmüştüm ama vazgeçtim bir anda. Keza birey, aile, firma ve devletlerin içinde bulunduğu borç bataklığını sanırım artık istatistiklerle anlatamaya gerek yoktur. Yığınla borç herkesin malumudur. Yine de istatistik isteyenlere Kor Kitap tarafından yakında yayımlanacak “Türkiye’de Konut Balonu: İnşaat/Gayrimenkul Furyası, Kriz Ve Türkiye Ekonomisi” çalışmama bakmalarını önerebilirim şimdiden. Keza anılan Çalışma’da AKP’li yıllar olarak tarihe geçen son 20 yılda Türkiye ekonomisinin inşaat ve konut odaklı sermaye birikimi modeli ile nasıl tarihin en derin borç bataklığına saplandığına dair yığınla makro veriye yer verdim. İsteyenler oradan bakabilir ya da “hazreti” Google’dan hane halkı, firma ve devlet borçlarına dair tarama yaparak Türkiye’nin korkunç borç tablosuna dair yığınla veriye ulaşabilirler…

Velhasıl, uluslararası kapitalist düzen toplumları borç bataklığına doğayı ise yıkıma sürüklemektedir! 2008’den bu yana pandeminin hemen öncesine kadar Şili’den Beyrut ve Bağdat’a, Paris’ten Uzak Asya’ya milyonlarca insanın sokaklara inmesi ve finans tekellerinin önünde gösteriler yapması bir tesadüf olmasa gerek! Bu yönüyle kovid 19, pandemi krizi ve “Büyük kapatılma” kapitalizm ve dünya finans tekellerine yaramıştır en çok da! İnsanlığın bu ekonomik ve ekolojik krizlerle birlikte başka bir dünyanın kapılarını aralaması kaçınılmazdır artık!

Haber
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?