İNSANI KİŞİLİKSİZLEŞTİREN ETKİLİ İKİ YAPI

Çoğu insan varlık ve yokluk içerisinde bulunduğu sosyal yapının, kişiliğini nasıl etkilediğinin bilincinde olmadan, alışılmış ve geleneksel kültürle yaşayıp, iyi bir insan olduğuna inanır. Bu da yeni düşünsel kültür üretmeden, sürüleştiren geleneklerle yaşamak demektir.

Kültürel sosyal yapının sebep sonuç ilişkilerini masaya yatırıp, kendisini sorgulayarak ortaya çıkan sonucun gereğini yapan insan kültürlü, demokrat ve çağdaştır. Bunu yapmayan her birey düşünce ve duygularında birçok olumsuzluğu barındırırken, kendisini sütten çıkmış ak kaşık görendir. Çoğu insandaki bu psikoloji, aşağılık veya yükseklik kompleksinin sonucudur. Bilindiği üzere herhangi bir konuda, kişilere yöneltilen eleştiriler bomba etkisi yaratır. Bu yüzden eleştiri özeleştiri kültürü çoğu toplumlarda doğru düzgün oturmuş değildir. Türkiye’de eleştiri, özeleştiri retoriğini en çok sol, sosyalist ve Aleviler kullanmasına rağmen, bunlarda da oturduğunu söyleyemeyiz. Diğer ırkçı ve dinciler için böyle bir mantık, kültür zaten bulunmuyor. Şu nokta iyi bilinmelidir. Eleştiri ve özeleştiri kültürü, demokratik yöntem olsa da kültürel alt yapısı uygun olmayan toplumlarda, çoğu zaman kişi ve düşünceleri birbirine düşmanlaştırandır. Sürekli karşılaşılan bu durumu ortadan kaldırmanın yolu, kişinin kendi kendisini sorgulama kültürüne sahip kılmaktır.

Temel eğitimle kişinin kendisini eleştireceği düşünce, bilgi, mantık ve kültür topluma oturtulmuş olsa, her anlayış bunu rahatlıkla kabul edecektir. Çünkü birey ve toplumlar, kendisini eleştirme kültürüyle daha nitelikli olacağı duygusuyla, bundan heyecan duyar. Bugüne kadar yapıldığı gibi iyi niyetli eleştirilerin çoğu, insanlarda tepkisellik yaratmıştır. Sonuçsa eleştiri yönteminin fazla bir işe yaramamış olmasıdır. Günümüzde kendini sorgulama kültürünü yine Avrupalılarda görüyoruz. Başkalarının eleştirisinden korkan veya bunu kendisine yapılmış hakaret gören eğitimli eğitimsiz her insanı, bu psikolojiden kurtarmak gerekiyor. Bunun yoluysa politik argümana boğmadan, kişi kendisini eleştirebilme kültürüne sahip kılınarak, mevcut sosyal yapıların yarattığı olumlu olumsuz etkilerini anlamasını sağlamaktır.

İnsan karakterini kişiliksizleştiren birden çok etkenin mevcut olduğunu çoğu insan biliyor. Ancak hepsini içinde barındıranlardan, “Yoksul ve Orta Halli Sosyal Aile ile, Zengin Sosyal Aile Yapısı” temel belirleyicidir. Varlık ve yokluğun insanda yarattığı kişilik bozukluğunu hesaba katmadan yaşayan insanı, felsefeciler düşünen hayvan olarak ifade etmişlerdir. Doğada tek düşünen canlı biz olduğumuza göre, hayvanlardan farklı olabilmenin yolu, sahip olduğumuz maddi manevi her şeyi sorgulamaktır. Genelde bunu yapmadığımız için düşünen hayvan olarak nitelendirmiş felsefeciler bizi.

Nasıl ki doğada canlı cansız varlıklar temel yapılarında birçok farklı özelliklere sahipse, düşünme biçimleri ve düşüncenin kendisi de önemli farklılığa sahiptir. Düşünmenin insana has olduğu gerçeğinden hareketle, insanın düşünce niteliği, kültürel yapısına göre değişirken, bunun hayvan mı, yoksa insan mı olup olmadığını netliği de açığa çıkarıyor. Genelde insanlar düşünmeyi temel egoist çıkarlarını giderme de gördüklerinden, düşüncede nitelik arama gibi bir duygudan uzaklar. Her toplumda bireylerin çoğunluğu zengin ve fakir yapılardan derin şekilde etkilendiği, bunun açıklamasını şu iki noktayla daha net yapabiliriz.

a-Yoksul ve Orta Halli Sosyal Aile Yapısının Karaktere Etkisi: Mideyi günlük doyurmanın dışında diğer duygu, düşünsel yapıyı geliştirecek maddi manevi imkanlardan yoksun aile çocukları, bilinçaltında hep maddi varlıklara sahip olma uktesiyle büyürler. Ve çevresinde durumu iyi olan kişilerin yaşamına özenip, bunu gerçekleştirmek için her türlü yolu denemekten çekinmezler. Böyle bir sosyal aile ortamındaki çocuklar, yakın çevresinde doğru, bilinçli yönlendirme yapılmadığında, genelde niteliksiz düşünce ve de kültüre sahip olurlar. Yoksul, orta halli aile çocukları, her zaman şu iki yolu tercih etmekten kendilerini alamazlar. Bilinçaltında sürekli varlıklı olma hedefine kısa yoldan ulaşmak için, ya her şeye isyan eden ideolojik vb. farklı oluşumlar içerisinde çözüm ararlar. Ya da aile ve devlete sığınarak her desteği bunlardan bekleyen edilgen karakterlidirler. Ve her fırsatı çıkarlarında kullanırken, doğru düzgün ilke, ahlak değeri tanımazlar.

Daha önemli bir nokta; eleştiri özeleştiri retoriğini kullanan çoğu sol, sosyalist ve Aleviler, kültürel alt yapılarını doldurmadıklarından birbirinin farklılıklarını kabullenmeyip, sürekli hizipleşme ve ayrıştırıcı egoizmle yaşarlar. Çoğu birey ve siyasi yapıda yaşanan bu olaylar, bireylerin yoksul ya da zengin aile yapılarının bir sonucudur. İstisnaların dışında sol, sosyalist ve Alevilerin çoğunluğu, aşırı derecede kariyerist, bazı şeylere tapınmacı oldukları halde, bunu hiçbir zaman kabul etmezler. Zedelenmiş bu kişilik yapısını düzeltmenin yolu, elde edilen veya edilecek maddi, makam, mevki gibi imkânlarda görülüp, üzeri ideolojik argümanlarla kapatılır. Söz konusu anlayıştaki topluluğun, hayatları boyunca yaşattıkları en büyük kişilik sorunlarından birisidir. Benzer sosyal aile yapısı içerisinde büyüyen sağ, dinci ve liberal çocuklarsa, daha çok devletin politikalarına dayanarak hareket ederken, sürekli devleti, dini yüceltip maddi, makam, mevki vb. kariyere tapınan, öz iradeden yoksun edilgen karakterlidirler.

b-Zengin Sosyal Aile Yapısının Karaktere Etkisi: Mantıklı, kültürlü, bilimsel şekilde kendisini yetiştiren istisna kişilerin dışında, zenginlik içerisinde büyüyen çocuklar bilindiği gibi her şeye sahip, her istediği anında hizmetkârları tarafından yerine getirilen ukala, şımarık karakterlidirler. Zengin ve bürokrat çocuklar tüzel ya da kamu hizmetinde bulundukları sırada, çocukluktan sahip oldukları emredici, her şeyin en iyisini, en çoğunu çıkarlarında olacak şekilde yürütürler. Toplumun çoğunluğu yoksul bırakılıp, devlet ve sermayecilere muhtaç, tapınmacı duruma getirildiklerinden,  devlet ve sermayeciler bunu ahlaksızca kullananlardır. Dünyanın her toplumunda azınlıkta olan bir grubun, sınırsız varlık, makam, mevki ve şatafat içerisinde ukala yaşadığı bir gerçek olduğuna göre, bu kişiliğin tanımı yarı düşünen hayvanlar demektir. Diğer çoğunluksa sürekli yoksulluk içerisinde, bundan kurtulma psikolojisiyle her yöntemi mubah görerek hareket ettileri için, bir o kadar tehlikeli hayvani kişilikle yaşamaktır. Gerçek adalet, insanca yaşamın olmadığı her toplumda varlıkta, yoklukta insanların karakterini kişiliksizleştiren en büyük düşmandır. İstisnaların dışında, bu gerçeklikler içerisinde kişiliği oturmuş insandan bahsetmek neredeyse imkânsız.

Cemal Zöngür

Kaynaklar

Doğan Cüceloğlu- İnsanın Davranışı- Remzi Kitapevi

Donna Rosenberg- Dünya Mitolojisi- İmge Yay.

Williem Reich- Kişilik Çözümlemesi- Pavel Yay.

Erick From- İnsandaki Yıkıcılığın Kökeni- Pavel Yay.

Sigmund Freud- Günlük Yaşamın Psikolojisi-Pavel Yay.

Rober B. Cialdini- İnsanın Psikolojisi-Medya Cat.

David Eagleman-Beyin- Dovingo Yay.

Dr. Loumann Brezandini- Erkek Beyni- Say Yay.

Dr. Loumann Brezandini- Kadın Beyni- Say Yay.

Alfred Adler-İnsanın Doğası-Pavel Yay.

Alaeddin Şenel- İlkel Toplumdan Uygar Topluma- Birey Toplum Yay.  

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?