ALEVİLERDE GELİŞEN GERİCİLİK ve TARİKATLAŞMA

Tarikatlaşma; Alevilerin anladığı gibi yalnızca inanılan dinin simgelerini taşıyıp, kurallarını uygulamak değildir. İnsanın gerçek yaşamına dokunmadan, farklı güçlerin sahte demokrasi, laiklik, modernliğine bağlı, retorik ifadelerle oyalanıp pasif yaşamakta gericileşip tarikatlaşmadır.

 Özellikle Türkiye’de yaşayan Aleviler, bugün kimlik, düşünce, ulusal, inançsal, sınıfsal ve siyasal özgürlüklerine sahip olmadıkları halde, sırf söylem ve retoriklerle hümanist evrenselci, demokrat görünüp, inançsal birtakım ritüellerle yetinmek kendini oyalamaktır. Şu gerçek unutulmamalı.

Özgürlük elde edilmeden ırkçı sistemin tanıdığı kadarıyla inancını, kültürünü yaşatmak, zedelenmiş onurla yaşamaktır. Çünkü modern ve gerici her diktatörlük, çıkarlarına uygun düşecek şekilde toplumun inanmasını dayatır. Öz kültürüne ve onuruna sahip çıkmayan bir sistemin, başkalarına vereceği tek şey yalan, hırsızlık ve sahtelikten başka bir şey olamaz. Aleviler en az bin yıldır mevcut hırsız, ahlaksız sistemle birlikte yaşadıklarından, öz değerlerini büyük ölçüde kaybetmiş durumdalar. Bunları Aleviler iyi sorgulamalı.

 Aleviler; gerçek komünal, direnişçi ve devrimci özlerinden uzaklaşıp, tarikat tarzı sırf ritüellerle yetinen yapıya, 1500 yılında icat edilen Betaşilikle başladılar. Bektaşiliğin temel inanç yapısı ise, tek tanrıcı İslam’ın Şii Mezhebini rehber alıp, İslam, Hıristiyanlık ve Aleviliği özünden saptıran en etkili soysuzlaştırma aracıdır. Osmanlı gibi kimliksiz ve kişiliksiz yapılar, her ne kadar tek tanrılı dinleri yücelten söylem ve pratiğe sahip olsalar da esasında maddi, makam ve cinsel çıkarlarında kullandıkları kutsal araçtan başka bir anlam yüklememişlerdir. Bektaşiliği kurup yönlendiren bu anlayışın, icat ettiği birtakım ritüelleri sürdürmek Osmanlı’yı yaşatmaktır. Dini her şeyin üstünde görüp düşünmeden, düşündürmeden toplumları yöneten devletlerde, insanın ne kadar değersiz, kişiliksiz bırakıldığını, bu ülkelerin yolsuzluk, hırsızlık ve katliamcı yaşamlarından biliyoruz.

 İnsanı silikleştirip iradesiz, korkak, kul ve köle derecesine getiren anlayış, mülkiyetçi Tanrı Krallar ve bunu daha da ileri aşamalara taşıyan Tek Tanrıcı Peygamberliksel devletlerden başkası değildir. Geçmişte ve günümüzde paraya biçilen değerden anlaşılacağı gibi mülkiyet tanrı demektir, tanrı da paradır. Bu hastalıklı inanç yapısı, Bektaşilik adıyla Alevilere de kabul ettirildi. Dünyadaki tüm servet sahibi burjuvazinin elinden tanrı ve dini alın, anında intihar ederler. Mülkiyet, tanrı ve dini yüceltmeyen hiçbir ticaretçi zengin olamamıştır. Mülkiyet+Tanrı+din = Para demektir. Bu formül üzerinde her insan bugüne kadar olduğundan daha fazla tartışıp inceleme yapmalıdır.

Osmanlı kendisi Sünni İslamcı olduğu halde, Bektaşilik adıyla Şii İslam’ı Alevilere dayatıp bunu Alevi vb. halkların gözünde büyütmesini, Aleviler neden sorgulamaz?  Bununla Aleviliğin gerçek felsefesi olan komünal, eşitlilçi, devrimci Enel Hak ilkesinden nasıl uzaklaştırıldığını, Aleviliğin gerçek somut tarihine bakarak anlamaya çalışalım. Bektaşiliğin, Aleviliği özünden saptırdığını, Alevilerin yaşattığı birçok inançsal ritüelden rahatlıkla anlayabiliyoruz.

 Aleviler bugün kırık dökük yaşatmaya çalıştığı ocak felsefesindeki güneş, ateş, toprak, su ve insan kavramı, M.Ö.8.Yüzyıldan, M.S.8.Yüzyıla kadar kesintisiz yaşatıldı. Kızılbaş Aleviliğin tarihsel isimleri Zervanizm, Zerdüştlük, Mazdek, Hürremilik, Ezidilik, Mani ve Babailik adıyla, İran’ın Yezd Şehrinde felsefi okulunu kurarak başlamıştır. Söz konusu imparatorluklarsa Med, Pers, Sasanilerdir. Bu krallıların yönettiği halklar ise Kürt, Pers, Asuri ve daha sonra katılan Türklerdir. Yezd Şehrindeki Zerdüştlük Müzesinde mevcut olan Ateşgah, sembol ve araçlarla birlikte, yazılı öğretiler en sağlam kanıtlardır. M.S.610 yılından itibaren İslam’ın ortaya çıkıp güç kazanmasıyla, bölgeye yapmış olduğu saldırı ve katliamlarla, Alevilerin önemli bir kesimi Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldılar. Anadolu’da bir müddet Babilik adıyla ve daha sonra Kızılbaşlık ismini alarak, büyük savaşımlar veren en devrimci topluluktu Aleviler.

Anadolu’daki söz konusu direnişlerden 1235-40 yıllarında Baba İshak ve Hünkâr Bektaşı Veli’nin, Selçukluya karşı savaşı. 1413 Musa Çelebi,1420 Şeyh Bedrettin,1519 Celaliler, 1527 Kalender Çelebi savaşlarıdır. Tüm bu direniş ve savaşlarda Aleviler büyük bir yenilgi yaşamaları neticesinde, kendi kabuklarını çekildiler. Bunu fırsat bilen Osmanlı Padişahı II. Bayezıt, 1498 yılında temelini atmış olduğu Bektaşilik Tarikatına daha da önem vererek, Kızılbaşları asimile etmeyi derin şekilde sürdürdü. Bektaşilik Tarikatının başına getirilen kişi ise, aslen Makedonyalı Hıristiyan ailenin çocuğu olan Balım Sultan’dır. Balım Sultan; Osmanlı tarafından küçük yaşta savaş ganimeti olarak alınan bir devşirmedir. Osmanlı’nın din okulu Enderun Mektebinde dini eğitimini tamamladıktan sonra, Aleviliğin Babası adıyla Hacıbektaş Tekkesi’nde posta oturtulmuştur.

Osmanlı; Balım Sultan öncülüğünde, Alevi pir ve dedelerine ya 12 İmamcı Şii dinsel tarikatı kabul edersiniz, ya da hepinizi katliamdan geçiririm tehdidiyle, tüm Alevileri buna mecbur kıldı. Celaliler ve devamında Kalender Çelebi, Osmanlı’nın tehdit ve uygulamalarına karşı, fedakârca savaşarak cevap verseler de yenilmişlerdir. Osmanlı böylece her istediğini daha acımasızca gerçekleştirdi.  Şii 12 İmamcılık esasında ne İslam ne de Hıristiyanlığa hitap etmeyen, büyük bir yalancı uydurma hikâyeden ibarettir. Dikkat edilirse Alevilerin Şiilik olarak anlattıkları hikâyeler,12 İmamların gerçek yaşamlarıyla tamamen zıttır. Osmanlı Padişahlarının, Şii Bektaşiliği bu kadar öne çıkarıp desteklemesinin gerçek nedeni, Aleviler başta olmak üzere Balkan halklarını ve muhalif birçok kültürü rahatlıkla bununla asimile edip kimliksiz, kişiliksizleştirmeyi başaracağına inandığı içindir.

Aleviler bu yapıya dayanarak 12 İmamcı, Hz. Alici veya Ehlibeytçi adlarıyla, 12 gün oruç tutmak, kurban kesmek, yerine göre camiye gitmek yerine göre cem yapmak. Kuran öğrenip cenaze vb. durumlarda kurandan dualar okumak. Daha sonra Aleviler bu uygulamalardan cesaret alarak Kuran, Muhammed, Ali bizimdir edasıyla, adeta İslamcılarla yarışır hale geldiler. Bu da yetmemiş fırsat bulduklarında cem semah ritüelinde, insanların gerçek yaşamsal sorunlarına somut çözümler üretmekten uzak, içeriği tamamen boş hiçbir etkisi olmayan gülbanglar okumak. Her hafta kurban kesmek, kurban adamak, 12 İmamlar adına 12 gün oruçtan sonra aşure yapmak gibi. Tüm bunlar İslam ve Yahudiliğin çirkin bir taklidi olup, Hızır vb. efsaneleri ritüel olarak gösterip retoriklerle yetinmek, kendini ve toplumu oyalamaktır ki, her gerici tarikatlaşma bu şekilde var olmuştur.

Aleviler bunlarla uğraşıp İslam ile yarışırcasına anlamsız, gereksiz ritüeller icat edeceğine, özgür ve insanca nasıl yaşanacağının mücadelesini vermelidirler. O zaman herkes Alevilerin ilerici, bilimden yana, evrensel ve laik olduklarına inanacaktır. Aleviler gerçekten kendilerini masaya yatırıp, tüm yapılarını sorgulamadıkları sürece en fazla 20 yıl sonra, Aleviler nasıl gericileşti? Diye büyük bir tartışma başlayacağını şimdiden bilmelidirler.

 Cemal Zöngür

 

 

 

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?