SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN İŞLEVİ ve NİTELİKLERİ

Devlet yönetimleri, toplumların üst aklı olma gücüne sığınarak, istediği her şeyi tabulaştırıp her an diktatörleşen mekanizmalardır. İşte bu anlayışı zayıflatıp engellemek için mesleki, kültürel, sanatsal ve düşünsel ilkeleri olan özgün sivilizasyondur, sivil toplum örgütleri.

 Esasında devletlerin sivil toplum örgütlerine ihtiyaç duymasının tarihsel kaynağı, Helenistik Çağ’da felsefi düşüncenin gelişmesiyle, Yunan Şehir Devlerinden etkilenerek var edilmişlerdir. Günümüzde yüzlerce modern devlet, Helenlerin bu demokrasi düşüncesinden yararlanarak, federal veya konfederal yapılar şeklinde yerinden yönetimi uyguladıkları halde, sivil toplum örgütlerine büyük anlam yüklemişlerdir. Bu gerekliliği var edense, çağa uygun daha mantıklı yaşayabilmek için siyasal, kültürel, ekonomik, mesleki sorunlara özerk ve özgür şekilde destek sağlamaktır.

Şu nokta iyi bilinmelidir ki ister uzun ömürlü ister de kısa süreli olsun, sivilizasyon yapılanmaları mutlaka temel bir gereksinim sonucunda var olurlar. Bunlar içerisinden psikolojik ve siyasal açıdan dinsel inançlar, ilk icat edilenlerdir. Daha sonraları düşüncenin gelişimi, buna bağlı üretim, nüfus artışı, ticaret, ekonominin çeşitlenmesi, siyasal gelişmeler, bildiğimiz sivil toplum örgütlerinin var olmasındaki ana kaynaklardır. Buraya kadar sivil toplum örgütlerinin tarihsel açıdan var oluş ve amaçları belirlendikten sonra, Türkiye’deki sivilizasyon yapılarının hem işlevselliklerini hem de kime hizmet ettiklerini anlamak büyük önem taşıyor.

Sivilizasyon mantalitesinin böyle bir temel işlevi olmasına rağmen mesleki, demokratik görevlerini yerine getirmede, mevcut devlet yapılarının yaşama bakışı ve kendilerine biçtikleri role göre değişmektedir. Devlet kendisini tanrı şeklinde yüceltiyorsa, çoğu zaman sivil toplum örgütleri isim ve tabela kirliliğinden başka bir anlam taşımaz. Bu gerçekliği Türkiye’de daha net görebiliyoruz.

 Herhangi bir devlette sivil toplum yapılanmasının oluşması, nicel açıdan nüfus oranı, yaşanılan ülkenin üretim, gelişim, ulaşım vb. olanaklarına göre, gereklilik ve farklılıklar gösterir. Bu noktada karşımıza şöyle bir soru çıkıyor. Sivil toplum örgütlerine daha çok demokrasi noktasında bocalayan ya da samimi olmayan devletlerde ihtiyaç duyulması. Diğer taraftan dünyanın gelişmiş toplumlarının da sivil toplum yapılarına ihtiyaç duyup, önem vermesinin nedeni nedir?

Belirli gelişimi sağlamış demokratik ülkelerde, sivilizasyon örgütlerine değer biçilmesinin birinci nedeni, devletin her an yanlışa sapacağı tehlikesini önleme amaçlıdır. İkinci zaruriyetse, toplumun kültür seviyesini geliştirip, çağa uygun nitelikte yaşatmaktır. Kültür seviyesi yüksek toplumlarda sivilizasyon yapıları, temel araçlar içerisinde görülüp, asla savsaklanmasına müsaade edilmez. Sivilizasyonla ilgili işlevsellik ve anlamlar kısaca bu şekildeyken, Türkiye gibi ülkelerde sivil toplum örgütlerine biçilen rol, derince incelenmeden kime, neye hizmet ettiğini anlamak oldukça zordur.

Müslüman ülkeler içerisinde, tüm olumsuzluklarıyla sivil toplum örgütlerinin kısmi önemi yine Türkiye’de mevcuttur. İslam Şeriatıyla yönetilen ülkelerde istisna mesleki yapıların dışında, sivil toplum örgütlerine bakış açısı, birey ve meslek erbabı kişilerin özel uğraşısı ya da hobisi şeklinde görülür. Sivilizasyon konusunda Türkiye’yi, Müslüman ülkelerden farklı kılan diğer bir nokta da sivil toplum yapılanmasının, bir zaruriyet olduğu ve bunları teşvik ederken, kendi ideolojine göre şekillendirip kukla araçlara dönüştürmesidir. Bunu da Orta Çağ mantığıyla tek din, tek tanrı, tek devlet, tek dil, tek ırk ve tek düşünce diktatörlüğüyle gerçekleştirir. Türkiye’nin bu anlayışında şu gerçeklik ortaya çıkarıyor. İstisna direnerek var olan birkaç sivil toplum örgütün dışında, diğerleri devletin sıradan kullandığı maşa ve tabela kirliliğinden başka bir anlam taşımıyor.

Örneğin Türkiye’de sendikalar başta olmak üzere diğer alandaki çoğu sivilizasyon yapılanmaları, her zaman devletin sahip olduğu tekçi mantıkla örgütlenerek sözde demokrasiye katkı sunduklarını düşünürler. En can sıkıcı nokta ise kendisini sol, demokrat, laik gösteren inanç, kültür, parti, meslek kurumları, tekçilik ve ırkçı dezenformasyonu uygulamakta dünya birincisi olmalarıdır. Bu yüzden toplumsal çoğunluk mevcut sivil toplum yapılarına itibar etmediği için, yüzyıldır yerlerinde sayıyorlar. Ondan sonra da demokrasi bu ilkede neden oturmuyor? Diye dert yanılması, tam bir ikiyüzlülük ve cahilliktir.

Gerçek anlamda ortaya çıkmış sivil toplum örgütleri, ne pahasına olursa olsun her koşula devletin olumsuz işleyiş ve politikalarını engelleyen demokrasi kalkandır. Amacı demokrasi ve insanca yaşamak olan sivilizasyon kurumları, her koşulda devletlerin her türlü olumsuzluğunu eleştirip deşifre etmekten çekinmemesi gerekir. Türkiye’deki mesleki, siyasal, ekonomik, kültürel, inançsal ve sınıfsal sivil toplum örgütlerin çoğu, devletin temel yapısına toz kondurmayan, devletten daha devletçidirler. Böyle bir anlayışa sahip sivil toplum kurumlarını, demokrasinin yedek güçleri olarak ifade etmek, ya siyaset ve yaşamdan bir şey anlamamaktır veya bilerek gerçekleri çarpıtmaktır. Aklı başında olan sivil toplum yapıları, Türkiye’nin resmi ideolojisine güvenerek asla hareket etmemelidir. Herhangi bir sivil toplum örgütü, kendi gerçekliğine güvenip ayakta durabildiği sürece, demokrasiye katkı sunabilirler. Başka türlü hiçbir inandırıcılıkları söz konusu olamaz.

 Cemal Zöngür

 

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?