Ne yıldı ama

Ne yıldı ama

“Her giden gün ömürdendir” der ozan. Bir yıl daha gitti. Uğurladık! Uğurladığımız yılın kaygısı ve acısı bol bir yıldı; az sevindik, çok üzüldük. Zorlu geçti vesselam.

2020 değerlendirmesi

her geçen yıl gözden geçirilir, değerlendirilir. Adettendir. Anlatırken de önce iyi şeylerden başlanır. O da usuldendir. Yazıya başlamadan önce “İyi ne var?” diye çokça düşündüm, inanın usuma bir şey gelmedi. O zaman gelin havadan sudan bahsedelim ilk elden. Yıl boyu yağış yoktu, köylü dertli! Barajlar boşaldı, şehirliler endişeli!

Pandemi ve tarım

Türkiye’de pandemi kapıyı çaldığında hemen akabinde hükümet kırsala dair kayda değer bir önlem almadı. Üretime devam için, çiftçilerin tarlaya, bağa, bahçeye gidip gitmemeleri konusunda yönetenlerin kararsızlığı uzun sürdü. Gidilecekse sürecin nasıl yönetileceği konusunda da belirsizlik hakimdi. Yani kırsala yönelik önlem almada ve üretimin önünü açmada 2020’de geç kalındı.

Üretin!

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, “Üretin, tek karış boş yer kalmasın, gerekirse ürününüzü biz alırız… Ambarın anahtarı kimin elinde olursa güç onun elinde olur… Tarım milli savunma kadar stratejiktir” sözleriyle çiftçilere vaatlerde bulundular, motive edici sözler sarf ettiler. Çiftçiler, biraz da bu söylemlerin etkisiyle, bütün zorluklara rağmen ürettiler. Ancak ürettikleri domates, biber, patates ve daha pek çok ürün tarlada, çiftçinin eli böğründe kaldı.

Mevsimlik işçiler

Pandemi, tarımın yerli ve yabancı mevsimlik tarım işçisi olmadan zor yapılacağını açık seçik bir biçimde gösterdi. Tarımın ve gıdanın ne denli stratejik ve hayatımızın bam teli olduğunu pandemi gözler önüne serdi. Fakat ne mevsimlik işçiliğe yol açan yanlış tarım sisteminden vazgeçildi, – küçük aile çiftçiliğini ortadan kaldırma politikaları ve barış sağlanmayarak mevsimlik işçilik yapanların kendi topraklarını işlemesi ve meralarda hayvan yetiştirmesi, bu yolla ailelerini geçindirmesi- ne de tarımdaki üretimsizliği üretime döndürecek bir politika geliştirildi ve uygulandı. Klasikleşen ve yanlış olan ithalat sopasına sarılarak çözümsüzlük üretilmeye devam edildi.

İthalat sopası şakıdı

Pandemi 2020’den bütün melanetiyle sardı sarmaladı yeryüzünü. Gıda sisteminin zincirleri zayıf halkalarından birer birer koptu. Üretimin desteklenmesi bolca konuşuldu. Yerelliğin küreselleşmenin panzehir olduğu net biçimde ortaya çıktı. Ancak hükümet görünen ve ortaya çıkan bu gerçeklere uygun politika dizaynına gitmedi. Hükümet, hiçbir şey yokmuşçasına, tarımı ithalat tahrip etmemişçesine, ezberi olan dış alıma her zamanki gibi yöneldi. Bunun için 3 Nisan, 18 Nisan, 5 Ağustos, 21 Ekim, 5 Kasım, 25 Kasım, 17 Aralık ve 23 Aralık’ta arpa, buğday, mısır, ayçiçeği, mercimek, çeltik, pirinç, soğan, patateste gümrük vergileri düşürüldü. Bazılarında gümrük sıfırlamasına gidildi. Kısacası, üretimi ithalat tankına ezdirdi. İthalat atı 2020’de de şaha kalktı. Limon ihracatına engel konuldu. Piyasayı üretici ve tüketici lehine düzenlemesi gereken Toprak Mahsulleri Ofisi ithalat düzenleyici kurum olarak çalıştı(rıldı). Bütün dünya ülkeleri stratejik tarımsal ürünlerde kısıtlamaya gitti, stoklarını korumakla kalmadı, arttırdı. Türkiye’de siloların üzerinde “Kara Gün Dostu” yazılı, ama TMO, yeterli stok politikası uygulamadı. Yani üreticinin sırtında ithalat sopası şakırken, hükümet yaptığı ithalatla çok uluslu tarım ve gıda şirketlerinin eline projektör tutuşturdu. Çok uluslu tarım ve gıda şirketleri ellerine tutuşturulan projektörle kendi ülkelerinde üretimin devamlılığını, Türkiye tarımının üretimsizliğini net olarak planladı.

Çiftçi borçları katlandı

Çiftçilerin Tarım Kanunu’na göre hakları olan destekleri, 2020’de de alamadı.

Çiftçilerin kredi borçları katlandı; 2002 yılında 2 milyon 600 bin çiftçinin 2,5 milyar borcu varken, BDDK’nin 2020 verilerine göre 2 milyon 83 bin çiftçinin borcu 128 milyar TL’ye dayandı, yani 53 kat arttı (Orhan Sarıbal). Bu borç sarmalı çiftçinin ödeme gücünü iyice aştı ve icra takipleri başladı.

İklim değişikliği

Çiftçiler için 2020 yılı afet yılı oldu, 70’ten fazla ilde iklim değişikliğine bağlı sorun yaşandı. Sorunları giderici, kayıpları telafi edici bir mekanizma oluşturulmadığı gibi iklim değişikliğini körükleyen maden işletmeleri ile RES, JES, HES, termik santrallerin inşası hız kesmedi. Onlara pandemi sürecinde bile çalışma yasağı getirilmedi, kesintisiz biçimde çalışmaları sürdü.

Muhalefet ve iktidar

Orhan SARIBAL: “AKP iktidarında ülke tarımımız her yıl geriye gitti. Çiftçi her geçen gün yoksullaştı. Yanlış tarım politikalarının cezasını sadece üretici değil bütün ülke çekti çünkü çiftçi ürettiğinden kazanamazken, tüketici de pahalı gıda yedi. Bakınız, AKP döneminde 35 milyon dönüm arazi tarımdan çıktı. Çiftçi fakirleşirken, ithalata önem verildi. 18 yıllık AKP döneminde 112 milyar dolar ithalat, 82 milyar dolar ihracat yapıldı. 30 milyar dolar açığımız var. 2007 yılından beri çiftçiye verilmesi gereken 211 milyar TL destek verilmedi.” dedi, yaptığı basın açıklamasında. Hükümet ise tersini söyledi, “Her şey güllük gülistanlık” diye açıklama yaptı. Çiftçiler kredi borçlarını ödeyemez duruma geriletildiği için traktörleri haczedildi. Üstelik, haczeden kurumun iştiraki olan bir fabrikada yolsuzlukların, basın ve sosyal medyada açıklanmasının ardından…

Toprak kiralama

Bilindiği üzere geçmişte 99 yıllığına kiralanan 780 bin 500 hektar arazi var. 2020 yılında Nijer’den toprak kiralamak için de görüşme yapıldı. Görüşme sonrasında yapılan açıklamada, “1 milyon hektar arazinin kiralanması için anlaşmaya varıldığı” söylendi. Peki, Türkiye’de hangi kurum kiralayacak bu arazileri? Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, yani TİGEM. Ancak TİGEM sahibi olduğu bazı çiftlikleri çoğunu kendisi işletmiyor. Yap-İşlet-Payver yöntemiyle şirketlere kiralıyor. Bir başka gerçeklik de Sudan ve Nijer gıda konusunda kendine yeterli değil. Halkı açlık çekiyor. Bunu bütün dünya biliyor. Halklar aç, yönetenler şirketler için toprak alaveresinde. Ayrıca Türkiye’de çiftçiler 4 milyon hektara yakın araziyi ekemediğinden boş bırakıyor, ama hükümet başka ülkelerden toprak kiralama yoluna gidiyor. Anlayan beri gelsin.

Üretim Girdileri ve Döviz

Türkiye tarımında kullanılan girdilerin çoğunluğu ve ham maddelerin tamamına yakını ithal ediliyor. Malum ithal edilen tarımsal girdiler döviz ile yapılıyor. Dolayısıyla dövizin artması çiftçi maliyetlerini otomatik olarak artıyor. Çiftçilerin ürettiği ürün fiyatları ise baskılanıyor, bu yüzden zarar ediyorlar. İşte geçtiğimiz 2020 yılı, döviz kurlarının dizginlenemediği bir yıl oldu. Hülasa tarım politikamız yanlış, sorunlar çok. Tarımı anlatmaya, bırakın bir yazının kâfi gelmesi, üç gün üç gece bile yetmez. Fakat, ne üstünden atlamaya ne de ıskalamaya gelmez. Önemli. Çünkü yanlış tarım politikalarının ceremesini hem üretici hem bütün halk çekiyor.

Abdullah Aysu

Köşe Yazıları
İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?