Yeni yıla girerken biraz nostalji

Yeni yıla girerken biraz nostalji

Ayşen Şahin
@temcikterelelli

aysen.sahin@mbsays.com

Sadece bizde değil dünyada da. Bir şeyleri özlüyoruz geçmişe dair ama adını tam koyamıyoruz.

Tüketimin azlığı, yüz yüze ilişkilerin çokluğu, zamanın bolluğu, ortak zevklerin varlığı gibi teşhislerim var kendimce. Her şey daha insaniydi, biz bunca kutuplaştırılmadan önce. Her gün bir yel değirmenine karşı elimize süngüler verilmediği zamanlarda, sürekli körüklenen düşmanlıklarla kuşatılmamışken.

Bu yılbaşı biraz nostaljik olacak. Evlerdeyiz ve en yakınlarımızla olacağız. Eski günlerdeki gibi, yasaklar hariç. Sokağa çıkmak yasak. Partilemek yasak. Bunlar tedbir tabii, dayanmak lazım ama içki satışı da üç gün boyunca yasak. Manasını arıyoruz haftalardır, henüz bulan olmadı. Sanki içki içen çıkıp sokakta tuttuğunu öpecek mi, saklanan verilerin bozamadığı karantinayı, iki kadeh rakı mı lağvedecek?

BİRLİKTE BİR ŞEYLERİ KUTLAYABİLMEK BİR ARADA TUTAR İNSANLARI
Benim nostaljimde yılbaşı, hevesle beklenen bir gündü. Memur çocuğuyum, hesaplı yaşamak doğamızda vardı. Yaşı yetenler bilir, Sümerbank fişlerinden giyinir, biriktirilen günlük yemek ücretlerini birleştirir, ayda iki kere ailecek dışarı yemeğe giderdik. Her sene mont, bot alınmazdı, örgü kazaklardan bıkılınca sökülür başka modelde yeniden örülürdü. Yazlar, beş yıldızlı otellerde değil memur kamplarında geçerdi. Ama çocukluğumda hiçbir şeyin de eksikliğini çekmedim. Tersten düşünürsek, hep giyecek montum, pabucum, sofrada sevdiğim yemekler, yazın iki hafta deniz tatili, restoranda yemek yeme lüksüm vardı. O zamanlar bunun adına “Devletimiz sağ olsun” dememiz istenirdi, biz ise “Ailemizin emeğinin karşılığı” derdik. Ne Sümerbank kaldı ne memur maaşıyla iki çocuğu dilediğince okutmak imkanı. Devletimiz de pek insan sağaltmadı. Asgari ücret de memur maaşı da içler acısı.

İnsanca asgari yaşama; yılda bir kez olsun tatile gidebilmek, aileni ayda bir restorana götürebilmek, canının çektiğini yiyebilmek, üşümemek ve masaya birkaç tabak eklemenin hesabını yapmadan misafir çağırabilmek dahil değil mi?

Yılbaşı muhakkak evde misafir olurdu, herkes birkaç tabak yemek getirdiğinden soframız çok zengin dururdu. Milli Piyango adı üzerinde milliydi ve bir zamanlar bu tabire güvenilirdi, bize de çıkabilirdi. O büyük masada ikramiye hayalleri kurulur, şakaları yapılır, biletlerin arkasına imzalar atılırdı. Gecenin iki başrolü vardı: tombala ve televizyon.

Her zaman televizyonda izleme şansı bulamadığımız o büyük büyük sanatçıların hepsi yer alır, gecenin sonunda muhakkak koro şeklinde şarkı söylerlerdi. Dansöz şovu zaten kesindi. Gece yarısı geri sayımdan sonra ekranda şampanya patlatılırdı, sonra da kucaklaşılırdı. Hem ekranda hem evde.

Birlikte bir şeyleri kutlayabilmek bir arada tutar insanları. O gece çocuklar bir koltukta sızana kadar ellenmez, uyku saatleri aşılır, içkinin ve kutlamanın etkisiyle gece muhakkak bir harmandalı, çiftetelli, halay coşkusu yaşanırdı. Daha rahat oynamak için orta sehpalar kenara çekilirken kendimizi çok mutlu insanlar diye görürdüm.

Varlık nedir derseniz, en varlıklı hissettiğim anlar belki de onlardı.

Kurbağanın yavaş yavaş haşlanınca piştiğini anlamaması gibi 20 yılda yanmışız ama kendimizi hâlâ çiğ sanmışız.

Bu yılbaşı evdeyiz eski günlerdeki gibi ama sevdiğimiz tek bir sanatçı merkez medya denilen kanallarda yer almayacak, sevdiğimiz şarkıyı bulmak için kanal kanal gezeceğiz. Zaten yitip gitmiş çoğu sevdiğimiz.

Arada sunuculardan enfes şakalar geleceğini sanmıyorum, kadük oldular dava açıla açıla. Ekranlar biz evde hoşaf içiyormuşuz rolü yapacak. Kim bilir kaçıncı -mış gibimiz.

Pandemi koşullarında, evden çıkmadığına, virüsle teması olmadığına emin olduğumuz dostları çağıralım desek: Verdiler bekçilere sonsuz yetkiyi, kendileri de sazda sözde akşamlayıp sabahına açıklama yaptılar: Toplu eğlence kesin yasak, kolluk müdahale edecek. Belki de umutla yeni bir yılı karşılamayı umarken eve baskın gelecek.

Devletin gelire ihtiyacı olduğunda tüm tedbirler cezaya yaslanır. Kim bilir kaç paradır şimdi cezası belki de maddiyattan daha ağır olur yılbaşı eğlencesinin cefası.

Bilemeyiz. Biz cezanın ve cefanın nereden geleceğini kestiremeyeceğimizle terbiye edildik. İnce ince açtılar ocağın altını.

Bu sene tek bir piyango bileti almadık. Alanı da duymadım etrafımda. Bir halkın parayla ilgili umudu şansa bağlaması bir zamanlar da eleştirilecek şeydi, tamam belki şansa dayalı varsıllık da bir nevi afyondu ama insanların şansa olan inancını çalmak da az buz hırsızlık değil hani, oldukça kallavi.

Sofrayı abartmayı düşünmüyorum. Kimsenin de bunca yokluk içinde boğazından geçeceğini sanmıyorum. Komşun açken tok yatma nasihatı, nostaljide kalsa da sirayet etmiş, çıkmıyor üstümüzden demek ki.

Yeni yılda o zamanlar da hediyeler alınırdı. Tüketim toplumu değildik bu kadar. Yılbaşı, ihtiyaçların karşılanması için takvimde bir hedefti. Yeni yıl hediyelerimiz de yeni bir kazak, pantolon, cüzdan vs. olurdu. Bu sene birbirimize hediye almak yerine gidip bir ailenin çocuğuna bez, barınağa mama, ormana fidan bağışlamayı tercih ettik.

Tüm canlılar için sürdürülebilir bir hayat oldu en büyük ihtiyaç.

Yaşamak değil hayatta kalmak oldu amaç.

Nostalji bize “ah”larla gelir oldu.

En küfürlü yılbaşı olacaktır, kahır rutinse küfür kaçınılmazdır belli ki içimize içimize söveceğiz.

ÇALDIRDIĞIMIZ NEŞEMİZİ GERİ ALALIM
Adettendir yeni yıldan dilek dilenir: Bitsin diyeceğim sadece, çektiğimiz zulüm bitsin.

Hele bir bitsin de sağlık, mutluluk, huzur peşinden gelir.

İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?