Yansın bu karanlık geceler!

Yansın bu karanlık geceler!

Ayşen Şahin

Yarın 21 Aralık. Yılın en uzun gecesi.

Bunca karanlık içinde insanın umursayası gelmiyor değil mi en uzun gecenin karanlığını?

Yeni yılın coşkusu yok, kimseyi göremeyeceğiz, kalabalık sofralar kuramayacağız, sokaklarda kol kola yürümeyeceğiz, hediyeler veremeyeceğiz. Pandemi bir yana zaten para da yok. Yasak çok, dört gün evdeyiz, içmeden oturmamız buyuruldu. İçki satışı dört gün yasak. Zaten millette dört günde dört bira içecek para da yok.

Kaç senedir araştırma sonuçlarında çıkan acı bir gerçek: Bizim artık hayal kurma yeteneğimiz yok.

Eskiden olsa eve kapandığımız dört günde bulurduk yapacak bir şeyler.

Evde normal oyun oynanırdı mesela, internetsizliğin en güzel yanı belki de evde eğlenceli şeylerin birlikte yapılmasıydı.

Dama, satranç, iskambil oynardık, ortaya atılan kelimelerden şarkı sözü yazmaya çalışır, ipuçlarından başı anlatılan hikayenin sonunu bulmakla uğraşırdık. İsim şehir hayvan bitki oynanırdı en kötü.

Sonra kutu oyunları çıkmıştı, tabu kelimeyi söylemeden kartta yazanı anlatabilme, scrabble denen kelime oyunu, savaş stratejisi: Risk oyunu.

Biz bildiğin hep birlikte iyi vakit geçiriyormuşuz bir zamanlar evde. Şimdi elimizde kocaman bir dünya tutuyoruz telefonda, geri kalan hiçbir şey o kadar cazip gelmiyor.

İnternetteki milyonlarca oyun, ekrandaki binlerce film ve dizi seçeneği bilmiyorum eskisi kadar hayal gücümüzü çalıştırabiliyor mu yoksa bizi sadece eğliyor mu? İnternetteki oyunlar tartıştırmıyor insanı. Mesela kelimelik oyunu kabul etmedi diye “atar” kelimesi hayatımızda yok mu?

Size de zaman zaman internetin dibini görmüşsünüz de her şey tükenmiş gibi geliyor mu? Sizin de zaman zaman evdeki kimseyle konuşasınız gelmiyor mu?

Biz neden unuttuk hayal ve diyalog kurmayı? Sosyal medyada hep neşemizi dağıtan birilerinin ya da bir şeylerin olmasından mı yoksa bu iktidarda tozdan bir dağa dönüşen hayal kırıklıklarımızdan mı?

Eskiden N harfi ile başlayan hayvan ismi uydurup tartışmaya açabilirken şimdi en basit hayallerimizi söylemeye korkuyoruz. Var işte Nil timsahı diye bir hayvan.

Biz hep küçük düşünüyoruz artık.

10 yıl sonrayı değil yarını, haydi bilemedin önümüzdeki ilk seçime kadarı.

Hiç gitmediğimiz ülkeleri değil yazın bir hafta da olsa memlekete gidebilmenin, neresi olduğu önemli değil de yazın ayağımızı bari suya sokabilmenin planlarındayız.

Gençlere soruyorsun hayalin ne? İş, maaş, bir ev, ikinci el bir araba. Öyle hayal olmaz, onlar yaşamın gereği, olmazsa olmazı, olmadığında dünyalar yakılası.

Asgari ücret tartışıyoruz, 3 bin 250 mi olsun 3 bin 500 mü, brütü net verseler kurtarır mı?

Benim aklım almıyor bu nasıl bir kabulleniştir önümüze koydukları hayatı? Bu nasıl bir karanlıktır sinmiş üzerimize, hep o belirliyor oyun alanımızı.

Taleplerimiz hep ufacık, derdimiz hep kaybedilenin birazcık da olsa geri kazanımı.

Büyük hayaller kurmalı.

Hasan Ali Yücel Eğitim Bakanı olduğunda yıl 1938’di. O sene ülke, kurucusunu toprağa verdi.

Köy enstitülerini 1940’ta kurdu 1946’ya kadar çalışmaya devam etti. İkinci Dünya Savaşı 1939-1945 arasındaydı.

O kadar bahane hazırda beklerken Hasan Ali Yücel’in hayali 6 senede 17 bin 251 köy öğretmeni yetiştirebildi onca karanlık içinde.

Biz ise en fazla 20 sene geriye gidebilmeyi diler olmuşuz. Sanki ’90’ların hiç ahı, hiç karanlığı yokmuş gibi…

Büyük düşünelim, karanlıkta hayatta kalmanın değil karanlıktan çıkmanın hayalini kuralım.

Bu iktidarın ezberi dışında, nasıl bir ülkede yaşamak isterdik?

Asgari ücret mesela öyle mi olsun böyle mi olsun değil, işçi nasıl yaşasın onu konuşalım.

Akdeniz, Ege sahillerinde İngiliz kamyon şoförlerini, Rus fabrika işçilerini, Alman emeklilerini şık otellerde ağırladığımızda Turizm Bakanı sayısal verilere bakıp gülümserken yurttaşı olan işçiler için bu bütçeyle kuru ekmek mi yoksa yanına soğan da var mı pazarlığı yapılır mı?

Dünyanın en iyi 500 üniversitesi içinde bir tanecik okulumuz kalmamış, hayalimiz çocukları yurt dışında okutabilmek mi olmalı?

YÖK kalkmasın mı? Özerk üniversitelerde eşit, parasız eğitim hak olmasın mı?

Şimdi biz bir devlet üniversitesinin eylül ayındaki festivalinde İnti İllimani dinleme hayali kurmayalım mı?

SMA hastası bebekler için destek veren sanatçılara bakıp “Aslında ne iyi insanmış” diye teselli bulmak yerine devlet karşılasın talebi yükseltmek gerçekçilik ama Macaristan bile SMA tedavisi yapabiliyorken dünyada bu işi başaran ülkelerden biri olup kendi çocuklarımızı kurtarmakla kalmayıp dünyaya sağlık hizmeti verebilmenin hayalini kurmayalım mı?

Bunu yaparken tüm sağlık hizmetlerinin herkes için eşit ve ücretsiz olduğu, özel hastanelerin kamulaştırıldığı hayalini de yan cepte tutmayalım mı?

Eskiden ana akımda gazetelerin cinsel sağlık eki reklamları dönebiliyorken biz şimdi kalkıp “daha çok sığınmaevi” hayali mi kuralım yoksa el büyütüp toplumsal cinsiyet rollerini, patriyarkayı yıkmaktan, kadının cinsel devriminden dem vurmayalım mı? Biz bu ülkeyi, bir sırt çantasına koyduğumuz birkaç emprime elbise ile tek başımıza boydan boya gezebilmenin hayalini kurmayalım mı?

Haydi seçimle gitmeyizleri, seçimle gitmezcileri görmezden gelip yeni bir rejim hayal edelim de hayalimize takım elbiseli aynı adamları mı sokalım?

Sendikanın karşısında devleti temsilen mesela Kamil Kartal gibi işçi önderleri olmasın mı? Ulaştırma işinde kimse güvenirsiniz parasıyla Michigan Üniversitesinden belge almış olana mı yoksa oğlunun ardından bir gün susmamış Mısra Öz’e mi?

Hayallerimize gürzle daldılar, üzerinde tepinip kendi hayallerini ve hatta yalanlarını gerçekmiş gibi anlattılar 20 yıldır.

Şimdi ben “Türkiye’de çalışan bir işçinin de ömründe en az bir kere yurt dışına tatile gitmek hakkıdır” desem üzerime kalkar binlerce insan, nerede yaşadığını sanıyor bu kadın?

Ama aynı insanlar, dünyanın en kadim şehirlerinden İstanbul’u boydan boya yaracak bir kanalın, bu şehrin görünümünü tüm fiziki haritalarda değiştirecek, doğayı mahvedecek bir planı konuşuyor yıllardır.

Ben miyim yanlış hayal kuran, ben miyim gerçeklikten kopan?

Cumhurbaşkanı yardımcısı çıkıp 1150 odalı Saray’da yaşayan Erdoğan için “Milletin adamıdır” deyince oluyor da benim hayallerimin mi ayakları yere basmıyor?

Yılın en uzun gecesinde, hayal kurun dilerim, bizi oyalayan oyunlardan kafayı kaldırıp oyun bozma hayalleri kuralım. Kurulmayan hayalin gerçekçiliği tartışmaya açılamaz. Önce büyük hayaller kuralım. Bizi karanlıktan mum yakmak kurtarmayacak, hayallerimizin ateşi ile çıkarız ancak.

Yansın uzun geceler!

İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?