TÜRKİYE AYDINI ve SORUMLULUK DUYGUSU

TÜRKİYE AYDINI ve SORUMLULUK DUYGUSU
Bir toplumun nitelikli, yeterli sayıda aydına sahip olması, siyasi politikacıların makam ve askeri güce dayanarak, yapacakları her türlü olumsuzluğun önündeki en büyük doğal frendir aydınlar.

Aydın Kelimesi: Türkçe ay, ayıd kelime kökünden türetilmiştir. Ay ışığının dünyayı aydınlatmasıyla bağlantı kurularak, bilgili insanın çevresini bilinçlendirmesi demektir.

Aydın Sorumluluğu: Bilgi ve ahlaki yeterliliğe sahip kişi veya kişilerin, haklı olan her düşünce, kültürden insanların yanında olmayı, kendisine doğal görev sayan insani duruştur. Basit, bireyselci çıkar çevrelerine öncülük yapıp akıl vermek, aydın değil bilgi ve maddi tüccarlıktır.

Aydının diğer bir özelliği ise, ülkeyi yöneten siyasetçilerden daha derin bilgiye sahip olup, siyasetçilerin topluma yaşatacağı tehlikeleri öngörerek, resmi görev beklemeden buna engel olmayı gösteren irade gücüdür. Tam bu noktada Türkiyeli Aydınlar ile, demokrasi mücadelesi vermiş aydınlar arasında, uçurumların olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor.

Her insan duygu ya da düşünsel çerçeveden yaşamı değerlendirip, bilgi birikimine göre sorumluluk hisseder. Yeterli, doğru, bilimsel birikime sahip olmayan birey ve toplumlar, her zaman duygu ağırlıklı yaşarlar. Türkiye’de siyasal, ekonomik, eğitim, hukuk ve bilimsel alanlarda duygusal feodal geleneksellik hakimdir. Türkiyeli aydınlar bu geriliği aşmadan modernleşeceklerini düşünürler hep.

Dünya toplumları on binlerce yıldır ekonomik zorluklar, eğitim yetersizliği, insan gücüne dayalı duygu temelli düşünerek, yaşamlarını idame ettirdiler. İnsan psikolojisindeki en yüksek duygu, anaya bağlılıkla başlayıp, din ve baba soylu kutsallıkla sürdürülmüştür. Duygu yüklü yaşam, evrimci bilimsel düşünceye dönüştürülmediği sürece, baba soylu (Ataerkil) kan bağına dayalı feodalizmdir. Temelindeki mantıksa, soyun genişleyip büyüyerek hem sürekliliği devam ettirmek hem de çevreye egemen olmaktır. Feodalist gelenekselcilik içerisinde çağdaş düşünen kişi veya kişiler, bu geriliği taktir etmez ise yaşama şansı bulamazlar. İşte Türk ve Müslüman Aydınların çoğu, ifade edilen soy, din üstünlükçü feodalist yapıyı eleştirmeyi, hiçbir zaman göze almadılar. Bu da feodalist gelenekçi yapılarda haklılık payı olduğu duygusunu uyandırıyor halkta.

Bilindiği üzere feodalist duygu temelli toplumsal yaşam, 1500’lü yıllara kadar dünyanın her yerinde devam etti. Avrupalı Aydınların büyük çoğunluğu canlarını ortaya koyarak, duygu yüklü yaşamın artık insanlığı uçuruma götürdüğünde hemfikir oldular. Bunu da önce din, tanrı kutsallığı, devletin bilgi kaynaklarına inanmayıp, bağımsız araştırmalarla başlattılar. Devamında Hıristiyanlığın Orta Doğu’dan ithal bir kültür olduğu, Avrupa’nın özgün kültürünü ciddi anlamda yozlaştırdığını kanıtlarken, felsefi bilimsel icatlarla, kralların bilincinde derin çelişkiler uyandırdılar. Aynı zamanda toplumu doğru, gerçekçi sendikal örgütlemeye yönlendirip, reoform ve Rönesanslarla düşünsel, modern, seküler, laik yaşam inşa edilmiş oldu.

Teknolojik Bilgi Çağı’nda olmamıza rağmen Afrika, Asya, Orta Doğu, Mezopotamya, Anadolu ve Amerika Kıtası’nın büyük bölümünde, hâlâ duygusal temelli yaşam devam ettirilmekte. Bitirmek için henüz ciddi bir düşünce yoğunluğu görülmüyor. Türkiye toplumu ve aydınlarıysa, Orta Çağ’ın duygu yüklü kültürünü aşmak istemedikleri gibi, aydın sorumluluğu diye bir düşünceye de çok fazla inanmıyorlar.

Toplum ve devlet yönetimindeki duygu yüklü anormallikleri görüp, eleştiren bilimsel alternatifler sunan Aydın, Türkiye’de iki elimizin parmak sayısını geçmiyor. Diğerlerinin aydınlık adına uyguladıklarıysa çoğu zaman, kendi çıkarı doğrultusunda birtakım kişi ve kuruluşlara bazı bilgileri vermeyi, aydınlık olarak görmeleridir. Şu nokta bilinmelidir ki Aydını; Aydın yapan bilgi birikimiyle, menfaat beklemeden gerekli yerde toplumu bilgilendiren fedakâr insan olmasıdır.

Türkiye Aydını, duygu yüklü sıradan insanın yaptığı gibi bireysel, çıkarcı davranarak, bilgi ve tahsil tüccarlığı yapan politikacı niteliğine sahiptir. Sorunların dağ gibi büyüdüğü toplumda, aydınlar politika yapacaksa, ya aydına gerek yok veya politikacıya. Aydın ile politikacının düşünce temelinde önemli farklılıklar olmasına rağmen, ikisinin aynı işi yapması, o toplumun devlet ve kültüründe büyük anormalliklerin olduğunu gösterir.

Aydınlar aynı zamanda doğal gönüllü öğretmenlerdir. Bu mantıktan hareketle bireyleri bilinçlendirerek her meslek ve katmanın doğru, gerçekçi sendika, siyasi parti, kültürel kurumlarda örgütlenmesini sağlayandır. Her meslek, sanat ve kültür katmanının doğru gerçekçi örgütlenmesi, devletin mantalitesini zorlayacağı için, yöneten ve yönetilenleri mecburen ortak bir noktada buluşturup, asgari çözümlerin gerçekleşmesini sağlar. Ancak Türkiye’de sendikalar, siyasi partiler, kültür dernekleri, devletin kendisi ihtiyaç duyup dayatması sonucunda oluşanlardır. Bu örgütlülük, örgütsüzlükten daha kötüdür. Aydınlar, devlet ve sermayedarların bu oyununu görüp toplumu doğru bilinçlendirip, artniyetli politikacılara engel olma sorumlulukları olduğunu bilmelidirler.

Türkiye Aydınını, çağdaş aydından uzaklaştıran diğer bir faktörse, yaşadığı toplumun iliklerine kadar din, etnik ırkçı, erkek cinsiyetçi duygu ve din, tanrı kutsallığından koparılamayacağına inanmalarıdır. Bilimsel analiz, bağımsız araştırma ve objektiflikten uzak, genelde devletin ortaya sürdüğü bilgi ve kaynaklarla yetinerek düşünüyorlar.

Türkiye bir Asya ülkesi olmasına rağmen, Orta Doğu Arap İslam kültürüyle ölçüsüz bir şekilde iç içe girmesi, büyük karışıklıklara neden olmuştur. Türkiyeli Aydınlar özgün farklı kültürler ile, Arap İslam kültürünü birbirinden ayrıştırmak yerine, daha çok İslam’ın etkisini kabul eden bir sorumsuzlukla hareket edendir. Bunun en sağlam kanıtı, Türk İslam Senteziyle toplumu uyutmalarıdır. Halbuki bir toplum ulusal değerini önce dil ve bu dille yaratılan özgün kültürünü geliştirmekle mümkündür. Sağ aydınların İslami ümmetçilikten kopmamaları, sol aydınlarınsa somut ayrışma yaparak sağlam birliktelikler oluşturmak yerine, sol ilkelerin her şeyi çözeceğine inanıp kalmalarıdır.

Gerçek Aydın, İslam gibi egemen yapılara hakaret etmeden, İslam’ın bir Arap kültürü olduğunu kabul edip, bunu diğerlerinden ayrıştırma görevi olduğunu bilmelidir. Ve Avrupalı Aydınlardan daha çok çalışıp araştırma yapmalı. Tersine Türkiyeli Aydınlar sürekli genelleme yapıp, devletin objektif olmayan bilgileriyle yetinmeleri sonucunda, İslami ırkçı düşünceyi aşacak hiçbir çözüm üretmemişlerdir. Bu anlayışa en büyük etki yapan psikolojik nokta ise, Orta Doğu toplumlarının karakterine yerleştirilen körü körüne tapınmacı ruh halidir. Türkiyeli her insanın bildiği gibi maddi, makam ve rütbe olarak bunlardan birisine sahipsen, hiçbir şey bilmesen de toplum sana tapar ya da dediklerine daha kolay inanır. Türkiye Aydını toplumun bu ruh halini düzeltmek yerine, siyasetçiler gibi hareket ettiklerinden, toplum düşünülenden de geri noktadadır. Kısacası Aydınlar aydın sorumluluğu yerine, politika yapmaya devam ettiği sürece, toplumda değişim dönüşüm, çözümler, yine politikacıların merhametine kalmıştır.

Cemal Zöngür

İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?