Dil, Din ve Milliyetçiliğin Karaktere Etkisi

Dil, Din ve Milliyetçiliğin Karaktere Etkisi

Kişi ve topluluklar, asimilasyona maruz kalmadıkça asla anadilinden vazgeçmez. Ancak baskı olmadan insanlar, çıkarları için tanrı ve dinlerini yok sayıp inkâr ettiği gibi dindar da olabiliyor. Demek ki insani karakterin kaynağı anadildir. Felsefi anadil yerine tanrı, din üstünlüğüne inanarak yaşamak, düşünme yeteneği sakat demektir. Tanrı ve dinler korkuyla birlikte çıkara dayalı icat edilirken, dil bilinçli bilinçsiz doğal, biyolojik gelişen temel yapıdır. Önemli bu farkı göremeyen kişi ve topluluklar içgüdüsel yaşarlar.

İnsanlığın varoluş tarihi tüm yönleriyle gerçekçi, doğru öğrenilmediği sürece, insanlar varsayımlar üzerine içgüdüsel düşünürler. İçgüdüsel duyguyla yaşam, kişinin kendisiyle ve çevreyle devamlı çatışmasına sebep olur. İnsandaki bu içgüdüselliği tedavi eden tek kaynak, dil ve felsefedir. Dikkat edilirse insanlık ve dilin evrimini çarpıtan tek anlayış, semavi dinlere inananlardır. İnsana kimlik, kişilik kazandıran dilin ilk tarihi ile, semavi dinlerin tarihi incelendiğinde, ikisi arasında altmış bin yıl fark vardır. Dil; başta insana kendisinin ne olduğunu öğretendir. Dil ve dile bağlı felsefesi gelişmeyen insanın yaşamı, eğitilmiş hayvanın yaşamı kadardır. İnsanlaşma tanrı, dinle değil, dil ve felsefeyle gerçekleşmiştir. Dilin gelişimiyle ilgili özet tarihe bakmak yeterlidir.

Maymunlar içerisinde insansı özelliklere sahip Hominidler, M.Ö.15 milyon yıllarından itibaren evrimleşme gösterenlerdir. Hominidler birtakım düzensiz ses, işaret ve kokuya dayanan içgüdüsel şekilde iletişim sağlıyorlardı. Beyin kapasitelerindeki bazı zekice hareketler, insanlaşmanın önemli işaretleriyken, yaşamları hayvan türlerinin aynısıydı. Hominidlerin kısmi insansı özellikleri M.Ö.500 bin yıllarına kadar sürdü. Tanrı ve dinleri çağrıştıran en ufak kavramdan eser bulunmuyordu.

M.Ö.65 bin Paleolitik Çağ’a gelindiğinde, düzensiz karmaşık harfsel seslerle ancak konuşmaya başladı Homo Sapiens. Düzensiz harflerin gelişmesi sonucunda yağmur, güneş, su, yıldız, toprak, ateş gibi varlıklar Totemik mantıkla yüceltildi. Dildeki bu sözel evrimleşme M.Ö.30 bin Mezolotik Çağ’da Animist duyguyla üst aşamaya taşınmış oldu. Kısa özetten anlaşılacağı gibi, dil düzensiz tarihsel aşamaları tamamladıktan sonra, hiyeroglif ve çivi yazısına geçilmesiyle tek tanrı, kitaplı din, millet vb. kavramların temeli atılabildi. Dil, din ve milliyetçiliği incelediğimizde, hangisinin insan karakterine olumlu temel kaynaklık ettiğini daha net anlayabiliyoruz.

Dilin Karaktere Etkisi: M.Ö.5 binlerden itibaren ortaya çıkan Sümer Uygarlığının, resim (Hiyeroglif) yazıyı icadıyla, insanın ve yaşamın ne demek olduğu biraz daha net anlaşıldı. Bunun devamında M.Ö.1570 yıllarında Fenikelilerin modern alfabeyi bulup yazılı dil ve felsefi düşünceyle, insan yaşamı içgüdüsellikten çıkıp somut gerçek yaşamsal kavramlara sahip oldu. Alfabeye dayanan yazı dilinin gelişmesi, her şeyden önce insanın duygu (Amigdala) merkezindeki güdüleri hareketlendirirken, en çok düşünsel sorgu yeteneğini yükseltti. Modern dil ve felsefi düşünce önce Mezopotamya, Anadolu, Yunanistan, devamında Avrupa’da gerçekleşti. Teknik bilimsel üretimlerle, dünya insanlık yaşamı tamamen değişmiş oldu.

Dil ve materyalist felsefeyi temel alanlar, bugün dünyanın gelişmiş yaşam standartları en yüksek, demokratik toplumlarıdır. Diğer çoğu toplumlarsa yazıyı öğrenmelerine rağmen, dillerini daha çok teolojik dinsel düşünce doğrultusunda kullandılar. Metafizikçi bu dil yöntemi teolojiyi her şeyin üstünde görüp, insan karakterinin gelişimini yarım ve sakat bıraktı. Teolojiyle yaşamak egoist, hazırcı, bencil, çıkarcılık ve kurnazlıktır. Çünkü felsefi dille düşünüp biraz kendisini yormak yerine, hiçbir şekilde görmediği tanrıyı çeşitli yalanlarla süsleyip insanları korkutarak, düşünmeyi engelleyip kul ve kölecilik yüceltildi. Her insan şuna kesinlikle inanmalıdır; insanın insanileşmesinin temel kaynağı, Dil (Lingustik) bilimini felsefeyle bütünleştirmektir.

Dilin evrimsel tarih gelişimi bu şekilde gerçekleşirken, bazı kişi ve toplulukların hâlâ tanrı, dini yüceltmeleri, esasında tembel, egosit ve korkuyla birlikte hükümran olmaktır. Bunun için de kişi kendisini yormadan, her türlü yalanın rahatlıkla uydurulduğu teoloji bulunmaz bir araçtır. Dilin; bilimsel (Felsefi) değil de teolojide kullanılması, içgüdüsel basite kaçmaktır. Teolojide okur yazar olmak yetiyor. Her türlü hayali yalana dayanan düzmeceleri, okur yazar her kişi rahatlıkla yapabildiği için, bilimsel felsefi vb. çalışmalar gereksiz şeytan işi görülmektedir. Teolojist dindarların evrim felsefesine sürekli karşı çıkmaları, asalaklık ve geriliklerinin üzerini kapatma içgüdüsüdür.

Dinin Karaktere Etkisi: Kişi kendisini boşlukta hissedip, mantıklı bir çıkış bulamadığı zaman, dinle oyalanıp meşgul olması faydalı gibi algılanır. Temelde ise bu fayda değil zaradır. Din deyince tek tanrılı dinler ile doğacı inançların birbirinden tamamen ayrı düşünce ürünü olduğu bilinmelidir. Totem ve Animist doğacı inançların tarihi, insan dilinin tarihine yakın olup, bu düşüncede tek üstün olan güç doğadır. İnsanın birbirine hükmedip sınıf, cinsiyet ve mevki egoizmi kesinlikle bulunmaz. Sadece bilgili, tecrübeli kişilere saygı vardır.

M.Ö.2000 veya 1500lerde icat edilen tek tanrıcı dinlerde, Agnostik yaratıcı tanrıcılıkla soy, sınıf, cinsiyet egoizmine dayanan üstünlük temel ilkedir. Bu özelliklere yakın görülen peygamberler, peygamber sülalesi ve etrafındakilerde aynı üstünlüğe sahip görülürler. Her şeyin iyisini, çoğunu tanrının bu zatlara layık gördüğü yalanıyla sınıflı, bencil, çıkarcı, kurnaz, cinsiyetçi, kendinden olmayanı aşağılayan ırkçılık, teolojik düşüncenin özüdür. Böyle bir anlayışın insan diline, düşüncesine ve karakterine kattığı tek şey din, ırk ve maddi çıkar savaşımıdır.

Tek Tanrıcı dinlerin yüceltildiği toplumlarda her türlü gerilik, çatışma, savaş, hırsızlık ve ahlaksızlığın sürmesi, teolojinin ne olduğunun somut kanıtıdır. Diğer taraftan dinlerin etkisinin zayıflatıldığı toplumlarda dil, felsefe, eğitim, teknik vb. teknik vb. şeyler gelişirken, dinin hükmettiği her yerde insanların dilenciliğe  (Sadaka) sürüklediğini gösteriyor. Özellikle İslam toplumlarında tanrı ve din her şeyin üstünde görülüp, yaşamın buna uyarlanması dil, düşünce, eğitim ve üretimde geri kalmadaki en büyük sebeptir. Bunun sonucudur ki, sürekli kendi içinde ve çevresiyle çatışır İslamcılar. Teolojiye aşık toplumlar felsefi dile düşmanca bakarken, kullandığı dilin kapasitesi yalnızca tanrısallık ve cambaz tüccarlığa hitap eden kavramlarla doludur. Başkalarının icadı olan araçları kullanmak, dil ve düşüncenin geliştiğini asla göstermez. Tanrıcılık ve dinin insan karakterine etkisi, özetiyle bu şekildedir.

Milliyetçiliğin Karaktere Etkisi: Milliyetçilik tek tanrıcı dinleri yücelten toplumların, kendi içinde üstün gördüğü şahıslara bağlı inanç ve soyu (Irkı) yaşatmak anlamındadır. Bu anlayışta insanı insan yapan dil genelde semboliktir. Dilin yerini tanrı, din ve soy üstünlüğünü ifade eden milliyetçilik (Irkçılık) alır. Onun içindir ki, milliyetçi birey ve toplumlar içine kapalı, farklı topluluklarla ilişkiyi reddeden bağnazdırlar. Kendilerinden ayrı düşünen toplumlarla savaşmayı en büyük kutsal emir sayan tanrı, din ve ırkçılığın, insan karakterine yerleştirdiği en büyük kötülüktür.

1500 ile 1700 yıllarına kadar egemenliğini sürdüren tek tanrılı milliyetçi dinler, toplumların dil, inançlarını asimile edip maddi varlıklarına el koymalarını, felsefeciler faşizm olarak tanımlandı. Böylece Hıristiyan Avrupalı emekçiler, dinlere karşı isyanlarla dini bağnazlıkları önemli derecede zayıflatmayı başardılar. İnsanın en büyük yaşam kaynağı dil ve kültür olduğu, sanayinin uluslararası etkisi de eklenerek, insan haklarının tanındığı demokratik çağdaş ulusalcı devletlere geçildi. Peki dil, din ve ulusalcılıkta Türkiye ne yaptı?

Anadolu’ya egemen olan Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet yönetimi, bölge halklarının ana dillini basit gereksiz görüp, Arapça başta olmak üzere yabancı dile aşık bir anlayışla, toplum karakteri çorbaya dönüştürüldü. Anadolu halkları kendi kimliği (Dil) yerine, Arap İslam din, dil, kültürüyle kim olduklarını hâlâ çözmüş değiller. Bugün Türkçeye, Türkçe diyebilmek için yüz bin şahit gerekir. Çünkü yabancı dillerin kelime yoğunluğu altında boğularak yaşayan Türkiye halkları ezberci, taklitçi, şekilci yapıyla, maymunların zekâ seviyesini aşmış değildir. Her insan; yaşadığı devlette konuştuğu dilin felsefi derinliğine, din ve milliyetçiliğin etkisine bakarak, karakterinin niteliğini anlayabilir.

Cemal Zöngür

Kaynaklar :

Ali Püsküllüoğlu- Büyük Türkçe Sözlük
İ. Zeki Eyupoğlu- Türkçe Sözlük
Ali Kemal Meram- PadişahAnaları
Yalçın Küçük- Türkiye ÜzerineTezler 5 Cilt
Yalçın Küçük- Aydın Üzerine Tezler 5 Cilt
Nutuk
Rıza Nur- Hayat ve Hatıratım
Şevket Süreyya Aydemir- Tek Adam 3 Cilt
Cemal Zöngür- Türkleri Yeniden Tanımak
Mehmet Ali Şevki- Osmanlı Tarihinin Sosyal Bilimle Açıklanması
Doğan Avcıoğlu- Türklerin Tarihi 3 Cilt
Halil Berktay, Ümit Hassan, Ayla Ödekan, Sina Akşin- Osmanlı Devleti’ne kadar Türkler
İsmail Beşikçi- Türk Tarih Tezi
İsmail Beşikçi- Doğu Anadolu’nun Düzeni
İbrahim Kafesoğlu- Türk Milli Kültürü
Muharrem Ergin- Türk Dili Ders Kitabı
Fikret Başkaya- Yedi Yüz Osmanlı Geleneğinden Yirmi Sekiz Şubata
Alaeddin Şenel -İnsanlık Tarihi. İmge Yayınları
Mircea Eliade-Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi 3 Cilt. Kabalcı Yay.
J.M. Roberts- Avrupa Tarihi. İnkılap Yay.
Yoval Noah Harari- Sapiens. Kolektif Kitap.
David Eagleman- Beyin. Domingo
Samuel Noah Kramer- Tarih Sümerde Başlar. Kabalcı Yay.
Alaeddin Şenel-Siyasi Düşünceler Tarihi. Bilim ve Sanat

İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Sohbeti Başlat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?