Evrensellik ve Aleviler

Bazı birey, siyasi anlayış ve toplumlar, kelimeleri gerçek kavramlarının dışında, kendi duygularına hitap edecek yedek anlamlar yükleyerek, farklılaşmasına neden olurken bunu doğuran sebepleri iyi bilmek gerekir. Alevilerin Evrensellikleri; tarihsel kültür kökenlerine dayanıp, diğer siyaset ve inançlar gibi kendilerini meşru gösterme psikolojisinin de etkisi vardır. Alevilik özü itibarıyla hümanist, her türlü ırkçılığa karşı inanç ve siyasal felsefi bir düşüncedir. Evrensellik ise siyaset ve inançlar üstü bir kavramdır.

Evrensel kelimesi; evrenden türetilmiş olup, derin sonsuzluğu ifade etmekle birlikte canlı, cansız ve insan topluluklarının temel haklarının meşruiyetine saygı göstermektir. Bunun dışında başka bir anlam taşıdığı söylenemez. Evrensellik bir yaptırım aracı olarak kullanılamayacağı için genel geçerdir. Evrenselliği, bilimin ya da felsefenin üstünde bir düşünce olarak görmek ciddi yanılgılara sürükler insanı. Çünkü evrensellik bilim ve felsefenin içerisindeki nüvelerden sadece bir noktadır. Bilimsel buluşlar gibi zorunluluk özelliği taşımıyor. Sadece insani yaşam realitesine vurgu yapar.

Newton’un belirttiği gibi uzun çalışmalarla elde edilen bilimsel bir sonuç, başka bilimsel çalışmayla değişirken, evrenselliğe benzer konuları daha da genel geçer kılmaktadır. İnsanın evrenselliğe yüklediği anlamı insan doğasına göre incelediğimizde, karşımıza sürekli değişen kararlar ve yaşamsal farklılıklar çıkıyor. Bu da evrenselliği her kültürün kendi kapasitesine göre sahiplendiğini ifade ediyor. İstisnaların dışında hiçbir toplum ve siyasi düşünce, kamuoyu önünde evrenselliği reddetmezken insandaki egoizm, daha sonra evrensellik gibi temel kavramları rahatlıkla Kafdağı’nın arkasına atabiliyor.

İnsani yaşam hakkı her ne kadar evrensellik (Meşruiyet) taşısa da insan denen canlının, doyumsuz ve tatmin olmaz karakter yapısı, çok şeyin anlamsal geçerliliğini zayıflatandır. İnsan iradesi felsefe ve bilimi dahi çoğu zaman işlevsizleştirdiği gibi, evrenselliğe bundan daha çok olumsuz etki yapıyor. Evrenselliğin vurgu yaptığı temel insani yaşam ölçüsü, tüm dünya toplumları tarafından gerçek anlamda kabul edilip, ciddi yaptırım gücüyle desteklenmedikçe işlevsiz kalmakta. İnsanlık tarihi bu zamana kadar sürekli hak ve hukuk kurallarını ihlal edilerek günümüze gelmiş olup, evrenselliğe sarılarak sorunların çözüleceğini düşünmek, gerçek çözümden uzak kalmaktır. Evrensellik insan yaşamında bir realite olmasına rağmen, insan düşüncesi rasyonaliteyi dahi değiştirmesi, realitelerin kabulünü sürekli zorlaştırıyor. İfade edilenleri diyalektik tarihsel materyalist felsefenin temel ilkelerinden doğa, canlı, insan, birbirine bağlılık, sürekli değişim, her şeyin zıtlığı ve yeniden birleşerek var olma, tüm sorun ve sorulara net cevaptır.

Diyalektik tarihsel materyalist felsefe, evrensellik bir realitedir der. Ancak realiteler kendi doğallığı içerisinde evrimsel kurala göre yaşanırsa, gerçek anlamını bulabiliyor. Bu defa zaman kavramının işin içerisine girmesi, çoğu düşüncelerin tahammül sınırlarına uygun değildir. İnsan ister diyalektiğe inansın ister inanmasın, temel düşüncesinde “Evrim-devrim” mekanizmasıyla hareket etmesi, realiteler gibi çoğu şeyler hep tartışma konusu yapmıştır. İnsan çoğu noktada ortak duygular taşıdığı halde, birbirinden farklı düşünüp isteklerine diğerinden daha erken sahip olma güdüsü, realite ve rasyonalizmde anlam farklılaşmasına sebep olmuştur. İnsandaki bu kaygan özellik, siyasal ve dinsel inançlarla daha da yükseltilmesi, evrensel realiteleri ciddi anlamda etkisizleştiriyor. Hayati önem taşıyan gerçeklerin (Realiteler) doğal şekilde ya da gerçek anlamıyla yaşanması, bağımsız objektif akılcı (Rasyonal) düşüncelerin dünya genelinde egemen olmasıyla mümkündür. Objektif Akılcılık; insanın gereksiz egoist güdülerine hükmetmediği sürece, realite ve rasyonaliteler sınırlı yaşanırken, evrensellik genelde laftan öteye geçmemiştir.

İnsan kendi tespit ettiği akıl, yol, yöntem ve kuraları yine kendisinin işlemez duruma sokması, evrensel olmakla değil, mecburen daha akılcı felsefi, ideolojik teori ve pratiğe sahip olmayı şart koşuyor. Evrensellik aynı zamanda ahlak, namus, mutluluk, özgürlük gibi her birey ve toplumda görecelilik taşımaktadır. Bilindiği gibi toplumsal farklılıklar, kültürel kavramlarını kendi doğa, çevre, iklim, ekonomik, siyasal ve sosyal şartlarını önceleyerek anlam yükler. Bu da evrensel realitelerin uygulanma ve geçerliliğini, ahlakta olduğu gibi rahatlıkla göreceleştiriyor. Kaldı ki evrenselliğin, ideolojiler gibi dayatmacı özelliği bulunmuyor.

İnsan biyolojik, fiziksel açıdan aynı özelliklere sahip olsa da duygu, edim, istem ve mutlu olma gibi birçok psikolojik güdülerde, birbirinden büyük oranda ayrışan canlıdır. Farklı sosyal, kültürel yapıya bağlı yaşayan insanların, evrensellik gibi realiteleri kendi düşünsel akıl (Rasyonalite) süzgecinden geçirip kendine uyarlaması, evrensel her konuyu oldukça zayıflatıp genel geçer kılıyor. Evrensellik başta olmak üzere çoğu realitelerde genel gerçeklilik varken, bir siyasi yapı veya inancın evrenselliği ideoloji gibi yüceltmesi, ciddi düşünsel sorunlara işaret eder ki, Aleviler çoğu zaman bu tür yanılgıları yaşıyor. Bir düşüncenin evrenselci olması, çok fazla bir anlam ifade etmiyor. Çünkü siyasi ve inançsal ideolojiler, insan yaşamını belirleyen en büyük etkenlerdir. Evrensellik ideoloji ve siyasal yapı olmadığına göre, şu noktayı rahatlıkla ifade edilebiliriz.

Realiteleri uygulatan veya işlevsizleştiren ana motor güç, insan ve devletlerin siyasal ideolojileridir. Alevilik inanç veya siyasal yapı olarak, evrenselliğin dışında daha kapsayıcı ideolojik motor güce sahip olmak zorunda. Evrenselliği her derde deva gibi yansıtmak, derin çelişki ve yanılgılara düşmektir. Bu değerlendirmelerden Alevilerin evrenselliklerine baktığımızda, “Denize düşen köpüğe sarılır” örneğini bize hatırlatıyor. Irkçı, dinci, faşizan siyasal ideolojiye sahip ceberut devletlerin, baskılarından bir an evvel kurtulma psikolojisiyle, Aleviler sürekli evrenselliği dile getiriyorlar. Vurgulandığı gibi evrensellik tarafsız insani yaşam realitesine işaret edip siyaset dışı olması, Alevilerin umutlarına çare olmamıştır, olamaz da.

Alevilik taraflı ve toplumun geleceği için kendi felsefi, ideolojik yapısına göre alternatifler sunan siyasal veya inançsal bir yaptırım gücüdür. Bu realiteden bakıldığında, Alevilerin evrensellik gibi genel geçer ilkelerle oyalanmaması gerekir. Ya da evrensel ilkelere göre hareket edip yaşamak isteniyorsa, “Hümanist” bir oluşuma dönüşmelidir. Bir taraftan inanç ve siyasal alternatifler sunarken, diğer taraftan evrenselliğin her şey gibi görülmesi, birbiriyle çelişen durumdur. Her din, inanç siyasal bir ideolojidir, ideoloji dışı evrenselliği yücelterek çare aramak, esas amaçta netleşememektir. Aleviler evrensellikten daha çok, siyasal ve inançsal olarak kendilerini kimler, neden, nasıl büyük bir karmaşanın içerisine düşürdüklerini tartışıp gerçek çağdaş, laik ve özüne uygun bir meclis yapısıyla bu cendereden kurtulmalıdırlar. İslam; Anayasada resmi devlet dini iken, Aleviler laik yaşadıklarına inanmaları, düştükleri en büyük karmaşadan birisidir. Diğeri ise İslam’ın hiçbir Mezhebi, Alevilerin Cem ve Semah ibadetini kabul etmediği halde, Alevilerin çoğu kendilerini Şii İslam görmeleri, en büyük karmaşa ve de dejenerasyondur. Başta bu iki karmaşadan kurtulmadıkları sürece, evrensel, hümanist, demokrat ve sosyalist olmaları, Alevilere bir şey kazandırmadığı gibi Alevileri korumamıştır da.

Cemal Zöngür

Köşe Yazıları
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?