Yüce dağ başında bir garip mezar

Yüce dağ başında bir garip mezar
Geçen yıl Malatya – Yeşilyurt /Seyit Uşağı köyünde Meryem Ana,
Haçova( Atabay) köyünde bulunan Fadıl ziyaretine gitmek için, fotoğrafçı Hüseyin ile yola koyulduk.
Beydağından aşıp günü selamlayan güneş Malatya ovasına sarı çarşaf gibi seriliyordu.
Köy yolunda yavaş yavaş tepelere tırmanırken bir anda önümüzdeki tepede bir ağaç ve altında bir mezar beliriverdi…
Bozkırın ortasında tek başına bir ağaç, yemyeşil, dimdik, mağrur duruyordu… Tepede güneş parlıyordu, bozkırda bu ağacın gölgesinden başka gölge yoktu.. Güneşten yanan canlar bu gölgeye sığınabilirdi…
Kökü derinlere uzanan dalları çokta büyük olmayan bir ağaç.Suya hasret. Gözü göklere bakıyordu…
Hemen arabadan inip mezara selam verdikten sonra mezarın yoldaşı meşe ağaçıyla birlikte fotoğrafını çektik. Mezar taşında bir erkeğe ait olduğunu o zaman okumuştum . Mezarın hikayesi hakkında bilgiyi Haçovalı Hasan öğretmene sordum. O köylülerden sormuş öğrenmiş. Karlı bir kış günü şehirde ölen yaşlı bir köylü “ölürsem beni köyüme gömün” diye vasiyeti varmış. Çocuklarda kar kış demeden köylülerle birlikte yola çıkarlar. Yoğun kar yağışı tipi nedeniyle tepedeki mezarlığa gitmekte zorlanan köylüler. Mezarlığın alt tarafına düşen yola yakın meşe ağacının dibini kazma kürekle eşerek buraya gömerler…
Mezarın başındaki meşe ağacı yaz kış yapraklarını dökmeyen bir ağaç olmasına rağmen yaprakları sararır.
Meşe ağaçları ömürleri bakımından uzun ömürlü ağaçlar statüsündedir. Çünkü uygun ortamlarda 500 yıl kadar yaşayabilen meşe ağacı türleri bulunmaktadır.
Yemişlerine Palamut adı verilmektedir. Bu palamutun içindeki kestaneye benzer tohuma ise “Pelit” ismi verilir. Yemişleri oldukça değişik bir şekildedir.
Meşe palamudu Ağustos ve Eylül ayları arasının ortasında toplanarak 15 gün kadar kurutulur. Depolama özelliğine sahip olan bu meyve ve ağacı kimyasallardan uzak bir şekilde yetişir ve o şekilde kurutulur. Kuruduktan sonra kavrularak aynı fındık yer gibi kuru yemiş olarak yenir.
Meşe palamudu kestane gibi çizilir ve istenir ise fırın/ kül içerisinde pişirilir. Tava üzerinde de kavrularak yapılan meyve kavrulduktan sonra kabuklarından ayıklanarak yenmektedir.
Ağaçların mevsime göre değişmesi, meyveler vermesi, yeraltında köklerinin;
yeryüzünde de dallarının olması insanları her açıdan düşündürmüştür. Kimi toplumlar ağaçtan geldiklerini düşünerek onu yaratıcı olarak görmüş, kimi toplumlar ise yeraltı ve yeryüzüne ulaşması nedeniyle onun tanrıya
ulaşmada bir aracı olduğunu düşünmüştür. Tarih boyunca insanlar birçok ağaç türüne kutsal anlamlar yükleyerek o ağaçları kutsal Ağaç olarak kabullenmişlerdir
Malatya ve çevresinde kült konusu olan, yakınında mezar ve türbe bulunan/ bulunmayan ağaçlar. Bu ağaçların cinsi kara ağaç, meşe, ardıç, alıç, davın, dut, incir gibi tür-
lerden oluşmaktadır. Bu ağaçlar dua, dilek, hastalık, şükür vb.maksatlarla ziyaret edilmektedir. Ziyaret esnasında çaput bağlama, yazı yazma, dilek yazıp iliştirme, toprak
alıp yeme, taş alıp vucüda sürme şeklinde uygulamalar görülmektedir.
Anadolu’da dere tepe,dağ taş gezerken tenha ve ıssız yollarda, mezralarda, rüzgârlı bayırlarda, boz kırlarda,, dumanlı dağlarda, ormanlık alanlarda dolaşırken bir anda karşımıza bir mezar taşı, bir türbe,isimsiz bir yatır bizi selamlar .Hangi medeniyete ,dine ait olursa olsun, mezar taşı hangi dilde yazılırsa yazıksın ona saygı duyulur. Ziyaret edilir.Son zamanlarda artan tarihi çeşmelere, mezarlara, ibadet yerlerine zarar veren defineciler hariç.
Yalnız mezarların yoldaşı doğa anadır. Yattığı toprak, yaslandığı dağ, tepe, su kaynağı, üzerinde esen rüzgar, gölge yapan bulut, börtü böcek , taşına tüneyen kuştur. Yalnız mezarlar işte bu yüzden bize yalnız gelirler. Oysa onlar artık her canlıdan, her cansızdan, kısacası doğadan birer parça olmuştur.
Anadolu uçsuz bucaksız yol kenarlarında, tepelerde sessiz mezarlardan biri işte bu tozlu yolun sonunda otları saramış yeşil bir ağacın altında yatan sessiz bir mezar… Mahzuni baba sözü ile sazı ile ne güzel demiş…
“Hızlı hızlı giden yolcu
Bu mezarda bir garip var
Bak taşına acı acı
Bu mezarda bir garip var
Kurumuş yeşil otları
Toprak olmuş umutları
Gökte mavi bulutları
Bu mezarda bir garip var”
Zordur bozkırda tek ağaç olmak köklerinin ağı sarmalamış can dostudur kara toprak… Kuşlar yalnız bırakmaz. Tünek yeridir… Bir ağacın gölgesinde bir sürü yatar …
Gece yıldızlar yorganı olur. Ay ışığında geceler, sessiz . Kuş sesleri ile uyanır. Yinede yanlızlık zordur bozkırda tek ağaç olmak.
Rüzgârda hışırdayan yapraklarının “Hû” çekip zikrettiğine inanılır.Çetin rüzgârla devirecekmiş gibi sallar,bazen dalları kırılır. Kışın beyaz yorganını sarılır. Baharla birlikte kuru dallara su yürür canlanır. Dallarında yeşil örtüler serilir. Doğanın döngüsü böyle devam eder…
O ağaca kim bilir kaç yıl sonra kimsesiz bir mezar komşu olmuş. İkisi de yalnız .
Ne çok insan, yazılı ve sözlü vasiyet eder ;”ölünce köyüme götürün beni…”
Nazım Hikmetin “vasiyetim ” şiirinde söylediği gibi…
“Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
öylece gibi de görünüyor
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani.”
fotoğraf da görüldüğü gibi
“Hayat, gelip geçen bir gölge. İnsan dünyada bir ağaç altında gölgelenen, sonra da terk eden yolcu.”
Fikri DEMİRTAŞ
Köşe Yazıları
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?