Yeni Topraklar ve sömürü alanları adına yeni savaşlar. Çıkarılması gereken dersler!.

Yeni Topraklar ve sömürü alanları adına yeni savaşlar. Çıkarılması gereken dersler!.
Dünyada ve bölgemizde insanlığın çıkarları için, egemen güçler, her türlü inanç ve kimlikleri tek taraflı kullanarak, kanlı savaşları çıkarmışlardır ve savaşları körüklemeğe devam ediyorlar!
Milyonlarca insanın ölmesi ve sakat kalması, bir o kadarda ekonomik kayıplara yol açmış; doğa ve insanlık yaşamı, hunharca tahribatlara yol açmıştır. Burada benim üzerine durmak istediğim ve farklı pencereden bakarak, biz insanlar bu kanlı ve kirli tarihi savaşlardan kin ve nefretten, gelişmelerden ne kadar dersler çıkardık?..
Önemli karalar almanız ve verdiğiniz sözlerin ve anlaşmaların bir önemi ve anlamı kalmıyor.
Ulus devlet anlayışı ve anlaşmaları öne çıkarılarak çizilen sınırlar. Aniden değiştirile biliniyor. Devreye ülke ve bölge halklarınızın ortak çıkarları ve eşit yaşamı göz ününde bulundurulmuyor.
Bilakis, bayraklar, ulus kimlikler ve inançlar kullanılıyor. Bu savaşlarda yine fakir ve yoksul Aile çocukları devreye sokuluyor.’’ Vatan millet ‘’adına.
Bu yakın tarihlerde gerek Suriye’de gerek se Azerbaycan ve Ermenistan topraklarında çıkartılan savaşlar! Hiç bir bakan ve cumhurbaşkanının savaşa karar verenlerin çocuklara savaşta ‘’şehit ve gazi ‘’olmamıştır!
Burada. Sayın Hovsep Hayreni – 27 Eylül https://yakindoguyazilari.com/
—Bir yazısından aktarmak istiyorum
(‘’…Kararda vurgulanan “Müslümanlar ve Ermeniler arasında ulusal barışın gerekliliği” ne anlama geliyordu? Bu ifadenin hareket noktası olan trajik geçmişe bakılırsa, 1920 Şuşi Ermeni katliamı ve pek çok başka örnekle ağır mağduriyete uğratılmış olan Ermeni tarafına hakkaniyet adına daha hassas yaklaşılması gerekirdi. Böyle bir gerekçeyi daha çok onun lehine düşünmek ve taraflar arasında yaşanmış acıları suskunlukla değil, adil bir yaklaşımla geride bırakmak anlamlı olurdu. Faturayı Ermeni halkına çıkartan kararın böyle bir mazeret ileri sürmesi tek kelimeyle trajikomik oluyordu. “Yukarı ve Aşağı Karabağ arasındaki ekonomik bağın ve Azerbaycan’la daimi ilişkinin önemi” gibi bir gerekçe de tamamen keyfi olarak ileri sürülmüş boş ve anlamsız bir şeydi. Yukarı (Dağlık) Karabağ’ın Aşağı (Ovalık) Karabağ gibi, diğer taraftaki Zangezur ve Ermenistan’la da çok yönlü bağ ve ilişkileri vardı. Kararda sözü edilmeyen dil ve kültür bağı dikkate alınırsa, örneğin Dağlık Karabağ Ermenilerinin Ermenistan üniversitelerinde kendi dilleriyle eğitim görmeleri, orada yetişmiş kadrolardan yararlanmaları ekonomik-ticari ilişkilerden daha az önemli değildi. Kaldı ki, suni ayırma çabası dışında bütün o bölgelerin Ermenileri bir ulusal bütünlük oluşturuyordu. Azerbaycan’la ekonomik bağ adına öne sürülen petrol-gaz ihtiyacının Bakü’den karşılanmasına gelince, bütün Kafkasya ülkeleri, hatta devasa Rusya onun gazına bağımlıydı. Öyleyse hepsi ona bağlansaydı. Ekonomik bağ önde gelen bir faktörse, öte yanda Azerbaycan’la coğrafi sınırı bile olmayan Nahçıvan’ın, yanı başındaki Yerevan yerine çok uzaktaki Bakü’ye bağlanması nasıl açıklanacaktı? Neresinden tutulsa orası dökülen kararın, tabii ki hiçbir mantığı ve kabul edilebilir yanı yoktu. Nahçıvan’ın dışarıdan “eksklav” bir bölge olarak Azerbaycan’a bağlanmasından sonra, Dağlık Karabağ’ın da “enklav” bir bölge olarak ona iç edilmesi her iki bakımdan Ermenistan’a yapılmış haksızlık oldu. Birincisini Lenin’e yaptığı baskıyla kotaran Narimanov, onunla yetinmeyip ikincisini de Stalin vasıtasıyla elde ederken tam bir milliyetçi aç gözlülük sergiledi. Ve bunu altı ay önce kendisine “büyük enternasyonalist” payesini kazandıran “Dağlık Karabağ, Zangezur ve Nahçıvan’ı Ermenistan’ın ayrılmaz parçası olarak tanıyoruz” deklarasyonuna rağmen yapabildi. 1921’den 1923’e uzanan süreçte o gayrı-meşru kararın öngördüğü “geniş bölgesel özerklik” hakkının da gerek kapsama alanı, gerekse içeriği bakımından nasıl kırpılarak kuşa çevrildiğini sonraki bölümde göreceğiz’’.) Burada ulus devletler mantığı ve egemen bölge güçleri. Genel ve güncel çıkarları için ani değişikliklerle. Söz ve kararlarından vaz geçebiliyorlar. Rusya neden taviz verdi? Hani bu topaklarda din dil ırk ayrımı olmayacaktı? SSCB. Anayasasında halklar eşit idi? Bu vahşice saldırı, kin ve nefret nasıl birden ortaya çıktı.? Demek ki, fikirsel ve düşünsel değişiklik yaşanmamış.. Tarihten dersler çıkarmayanlar; hala ‘Ben merkezli’ çıkarcı anlayışlar. Ülke ve bölge halklarına karanlıktan, yıkımdan yoksulluktan başka bir şey getirmemiştir. Bu topraklarda tarihten bu yana kin ve nefret yerine ortak çıkar, ortak yaşam düşüncesi gelişmedikten sonra; halklar, fikirsel ve düşünsel açıdan kendisini geliştirmek ve değiştirmek zorundadırlar. Aksi halde bedel ödeyeceklerdir. Kazanan devletler, kaybedenler Halklar olacaktır ne yazık ki! Bu nedenle. Ulus Devlet mantığından uzak bakış açısıyla, bizi size, sizi bize yaklaştıracak olan ortak yaşam, ortak üretim, ortak paylaşımdır.
Rızalık üzerine kurulu bir yaşam felsefesi ile bölge halkaları kurtulabilir. Savaşa karşı Barış kazanmaz ise; aksi halde savaşlar devam edecektir.
Aşk ile, umutla, barışla kalın
Aydın Can
6–10–2020

Köşe Yazıları
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?