Bir sarı öküz hikayesi: Festival gibiydik

Bir sarı öküz hikayesi: Festival gibiydik

Ayşen Şahin
@temcikterelelli

aysen.sahin@mbsays.com

Ayşen Şahin

Tüm yazıları
Bu hafta her zamanki gibi yine gün başına 20 sansasyon düşen bir tempoda geçti.

Küçükken, zorunlu din derslerinin sözlü sınavlarında bir klişe vardı. Duaları ezbere okumadan önce illaki besmele çekilecek, duayı tam okusak da o besmeleyi unutursak tam puan kafadan giderdi.

Bu yüzden dalıp da direkt duaya başlayanlar, sıralardan kaş göz yapan arkadaşları sayesinde duruma uyanır, kocaman yutkunur ve “Baştan başlayabilir miyim hocam?” der, girerdi: Bismillahirrahmanirrahim…

Haftada bir yazınca, hep gündemin bir özetini geçme ihtiyacı hissediyorum. Mesela bu hafta HDP’yi susturmaya yönelik baskıya, tutuklamalara, Meclisin açılışına, Sağlık Bakanının verilerine, kadın eylemine, göz göre göre gelen bir başka kadın cinayetine, doların koşuşuna, elektrik zammına değinmezsem sanki sıralardan kaş göz yapacak arkadaşlar. “Zart diye girdin konuya, nerede senin besmelen?” diye.

Besmele 24 harfli, gündeminkine 24 bin yetmiyor.

Affınıza mağruren besmelesiz gireceğim bugün. Memleketin tüm dertlerine sözüm yetmiyor.

Bu hafta evde içki yapmak yasaklandı. Türkiye’de kişi başı içki tüketimi yılda 1.4 litre. Dünya sıralamasında en sonlardayız.

Karantinaya girilen mart ayında artan içki tüketimi sonucu alkolden alınan ÖTV 850 milyon TL.

Son 18 yılda milli içkimiz rakıya yüzde 1800 zam geldi.

8 sene önceyi hatırladım.

Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsünde her sene One Love Festival yapılırdı.

Bir bira markası sponsorluğundaki festivalde dünyaca ünlü müzik grupları sahne alırdı.

Çimenlerde yayılarak konser dinlemek, sponsor olan markaların bahçeye kurdukları oyunlarla eğlenmek, sıra sıra stantlardan sokak lezzetlerini tatmak ve içki içmek mümkündü.

Ben çocuklarımla da giderdim, ortalıkta gezen başka ufaklıklar da olurdu zaten. Bütün bir günü keyifle geçirmek, iyi müzik dinlemek, sürekli eğlenceli aktivitelere katılmak, yarışmak iyi gelirdi.

2012 yılında kendilerine “Eyüplüler” diyen bir grup “eyupgazetesi.com”da bir açıklama yayımladı.

“Biz kimsenin inancına yaşantısına sanat anlayışına karşı bir tepki koymuyoruz, bildirilen sanatçıların katılması ve kendi sanatlarını icra etmesine de bir itirazımız yok. Ancak Osmanlı’dan yadigar kalan bu mekanda ve Eyüp Sultan İlçesinin sınırları içerisinde, mübarek üç ayların içinde tam da Ramazan ayının girişine yakın bir tarihte böyle bir festivalin bizler gibi tüm Eyüp’lüleri ve Eyüp Sultan severlerini rencide edeceğini hem siyasi ve mülki erkanın, hem de festivalin sponsoru olan firmaların ve Bilgi Üniversitesi yetkililerinin bilmesi ve bu hassasiyetlere uygun bir şekilde hareket etmesini istiyoruz. Eyüp Sultan’da bira festivaline HAYIR diyoruz.”

Reklam
Eyüp Sultan Camii ile üniversite arası yürüyerek yaklaşık 5 kilometre, Eyüp Sultan Türbesi ile yaklaşık 4 kilometre. Üç ayların yaza denk geldiği senelerde, bu mantıkla hiçbir yerde festival yapılmaması lazım. İstanbul’un 7 tepesinde 3 bin 365 cami İstanbul Türbeler Müzesi Müdürlüğüne bağlı 120 türbe var.

Festival 2002’den beri yapılıyordu.

Twitter’ın yeni zamanlarıydı, orada bir sürü tweet atılmaya başladı: #Eyuptebirafestivalinehayir

Bir şey olmaz diye düşünüyordu herkes. Sonuçta bu iktidar kimsenin yaşam şekline karışmama vaadiyle gelmişti. Kendileri senelerce türban yüzünden o kadar ayrımcılığa uğramışlardı ki fikir ve inanç hürriyeti en temel söylemleriydi.

Ama sonra bir gelişme daha oldu. Dönemin Başbakanı Erdoğan üniversitenin rektörünü aradı.

Bunu da bir televizyon yayınında şöyle dile getirdi:

“Bu olay, bu üniversitede yapılacak olan bir toplantıyla ilgili bir çalışma. Fakat ilginç olan şey şu; ben o zamana kadar bilmiyordum, buradaki restoranlar tütün alkol kurulundan alkollü içki satışına yönelik izin almışlar. Yav Allah aşkına bir üniversitenin içinde restoranlarında alkollü içki satılmasına müsaade edilebilir mi, böyle bir şey olabilir mi? Üniversitenin içinde böyle bir şey nasıl olur? Öğrenci oraya gelip de alkolü alıp kafayı mı bulacak yoksa ilmi alıp kendini mi bulacak? Üniversitenin dışında malum yerlerde gider alkolünü alır, bizim meyhane filan kapattığımız yok, hepsi ortada. Ben de üniversite yönetimini aradım, ‘Yahu nedir bu hal’ dedim, ‘Biz buna üzülüyoruz’ dedim. Bu Anayasa ortada dururken ben anlamıyorum kalkıyor bu köşe yazarları nasıl oluyor da bu işi savunuyor. Yani bizim gençliğimizin bunlar tamamen alkolik olmasını istiyor.”

Köşe yazarları dört koldan bunu savunuyordu hakikaten. Reşit olmuş öğrencilerin bulunduğu kampüsler sadece okul değil devasa yaşam alanlarıydı. Kafeler, restoranlar, banklar, çimenlik alanlar, seminerler, paneller, festivaller yaşamın bir parçasıydı.

Alkolizmle mücadele ile içki kültürü ile mücadele birbirinden bambaşka şeylerdi zira. Dünyaca ünlü üzümlerimizden şaraplarımız, dünyada bilinen bira markalarımız, milli içkimiz rakı vardı. Ve tüm bunların tüketim kültürü de.

Başbakan tüm söylemlerinde “Alkol almak” diyordu, içki içmek değil.

2012 yılı gazetelerine bakarsanız, şöyle haberler göreceksiniz:

“Festivalin başlamasına birkaç gün kala bir grup, sponsorun bir içki firması olması gerekçesiyle festivalin iptali için kampanya başlatınca sosyal medya karıştı.” 09.07.2012 Hürriyet.

“Eyüp’te bulunan Bilgi Üniversitesi Santralistanbul Kampüsü’nde düzenlen festivale bir içki firmasının sponsor olması, vatandaşların sert tepkisiyle karşılaştı. Bir vatandaş, festivalin Eyüp’te yapılmasının yanlış olduğunu belirterek, “Olumlu karşılamak gibi bir şeyimiz yok. İnsanların yaşam tarzları, düşünceleri olabilir ama bu düşüncelerini farklı bir yerde yapabilirler” 14.07.2012 İHA

“İçki satışının yasaklanması büyük tepki topladı. Yüzlerce kişi festival girişinde ne olacağını beklerken, festival yetkilileri isteyenlerin biletlerini iade edeceklerini söyledi. Bunun üstüne festivale katılım ciddi oranda düştü.” 14.07.2012 Bianet

Şimdi ÖTV ile ilgili haberlere baktığınızda artık kimsenin “içki” kelimesini kullanmadığını fark edeceksiniz. Herkes için “alkol” oldu içkinin adı.

“Alkol aldım araba kullanmayayım”, “Alkollüydüm erken yattım”

Oysa bir zamanlar bu kullanım “İçkiliydim” şeklindeydi.

Alkol, alkolizmi çağrıştırdığı için bilinçli olarak kullanılıyordu. Dile de pelesenk oldu.

Kurucusunun beyaz leblebi ile rakı içtiği bu ülkede içki kelimesi neredeyse kullanımdan kalktı.

2012’de bu kriz büyüdü, bira firması festivalden çekilmek zorunda kaldı. Festivalde limonata servis edildi. One Love, 10 festivalde 72 grup ve 1459 sanatçı ağırlamış, 2011’de sektörün şampiyonlar ligi sayılan Avrupa Festivaller Birliği’ne dahil edilmişti. Son One Love Festival oldu. Tüm üniversite kampüsleri içindeki içkili restoranlar kapatıldı. Kampüs içi marketlerde dahi içki satışı yasaklandı.

2013 yılında “Alkollü içkilerin perakende veya açık olarak satışının yapıldığı yerler ile örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethaneler arasında kapıdan kapıya en az yüz metre mesafe olacak” yasası çıktı.

Devlet resepsiyonlarından içki servisi kaldıralı çok olmuştu. 2019 yılında tüm yurt dışı temsilciliklere bir genelge gönderilerek 29 Ekim Resepsiyonunda Barış Pınarı Harekatı sebep gösterilerek içki servisi yasaklandı. Hiçbir büyükelçilik ve konsoloslukta içki servisi yapılmadı.

Şu an en çok vergiyi içkiye ödüyoruz. Seküler siyasetçiler dahi içtiğini dile getiremiyor, içki sofrasında bir fotoğraf vermeye çekiniyor.

Bir kadının içki içerken fotoğrafları olması, boşanma davasında velayet kararına etki edebiliyor. Haysiyetsiz yaşam adı altında mahkemeye sunulabiliyor. Gerisi hakim takdiri.

Bunu neden yazdım? Çünkü 2023’te 7 milyon genç ilk kez oy kullanacaklar.

Sarı öküzü teslim ettiğimiz davaları bilsinler. Biz o festivali savunamadık. Şimdi ne içkiye paramız yetiyor, ne de evde yapmamıza izin veriyorlar.

Adına bile sahip çıkamadık, alkol oldu kaldı.

Kimdi bunu ortaya ilk atan? “eyupgazetesi.com”

2011’de bir Twitter hesabı açtılar, 2014’te iletişimini bıraktılar. Gazete zaten artık yok.

İşte tıpkı İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmaya açan “Türkiye Düşünce Platformu” gibi o ana kadar hayatımızda hiç olmayan bir gruptu. İşlevini tamamladı. Bir daha da sözleri edilmedi.

Bir şey ortaya attılar, ardından tweet attılar, sonra araya o dönemki başbakan girdi ve ülkede içki kültürünün geldiği durum ortada.

Biz böyle çok mevzuda sarı öküz kaybettik.

İlk kayyumda yer yerinden oynamadığı için bir yılda 63 HDP’li belediyenin 52’si kayyuma geçti.

İlk gazeteci tutuklandığında herkes aynı anda ayağa kalkmadığı için sadece eylül ayında duruşmaya çıkan gazeteci sayısı 60’ı buldu.

Bu sebeple derim ki kavramlarınıza da en ufak bir hakkınıza da sahip çıkın.

Bu ülkede özgürlük bir uçan balon gibi.

Dalgınlığına gelirse elinden uçar gider, gözünü üzerinden ayırsan elinde patlatırlar, arada şişirmezsen, ilgilenmezsen de çaktırmadan zamanla söndürürler.

Yaşadığımız gençliğe bir gün de olsa şahit olun dilerdim, kendi adıma size yaşattığımız bu dönem için özür dilerim. O sarı öküzü biz verdik, siz vermeyin.

Ruslar kadeh tokuştururken za zdarovye: Sağlığa ya da na zdarovye: Afiyet olsun der.

İtalyanlar salute: Selam der, Fransızlar Santé der: Sağlığa, İngilizce cheers denir, alkış tezahürattır.

Biz şerefe deriz, onur demektir, biz masaların, muhabbetin, dostluğun ve hayatın onuruna içeriz.

Onurla çıkar ters orantılıdır. Onur bir kere teslim edildi mi geri gelmesi zordur.

Çok mücadele ettik, çoğunda onurumuzla kaybettik, onurlu bir zaferi hep birlikte bir gün görürüz umarım.

Kalabalıksınız, oyunuz var, gençliğiniz var, güç sizin elinizde.

Önünüzdeki yılların şerefine gençler!

Festival tadında geleceğiniz olsun dilerim.

Köşe Yazıları
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?