Ölümünüzü nasıl alırsınız?

Ölümünüzü nasıl alırsınız?

Ayşen Şahin

Yere, yaşa, bedene, tarza uygun ölümlerimiz bulunur. Bu ölüm bana bir beden büyük geldi demeyin, bol olan şey ölürken bari belki zengin gösterir.

Ölümden yana zenginizdir.

Mesela üniversite okudunuz, iş bulamadınız, serde çıraklıktan yetişmek de yok ama ne yapacaksınız ekmek aslanın ağzında, bulduğunuz ilk işe yevmiye için giriverdiniz.

Pres makinasına sıkışabilir, ağır basınçla fırlayan bir metalin ardında kalabilir, döküm kazanında yanabilirsiniz.

Ha tecrübeli bir ustabaşıysanız size uygun bir kaza da elbette stoklarımızda vardır. Denetimi yapılmayan bir vinç kepçesi üzerinize düşebilir, inşaat asansörünün ipi kopabilir, çekme zinciri yerinden boşanabilir, uyarılarınız dikkate alınmadığında istifa etme lüksünüz yoksa tamamı patlayan bir fabrikada yok olabilirsiniz, bir madende göçük altında da kalabilirsiniz.

Öğrenci misiniz? Sizin için baskı altında yurtlar düşünüldü. Bir verip beş geri alınacak öğrenim kredisi ile açlıkla sınanıp dayanamaz hale gelebilirsiniz.

Akademisyen olma umutlarınızı çimdik çimdik yolarak yok edecek YÖK kadrolarımız var. Ayrıca öğrenciye ev vermeyen, kızlı erkekli kalınıyor diye ev basan bir gericilik de tuzu biberi. Biraz politikleşirseniz belki üniversite tuvaletinde intihar süsü verdirilebilirsiniz ya da bir ramazan günü yemekhanede bıçaklanabilirsiniz.

Genç bir delikanlıysanız, Kürt’seniz, Ermeni’yseniz ya da bir şekilde “öteki” dediklerine tabi ettilerse sizi, askerde başınıza beklenmedik şekilde gelebilir. Bu ülkede herkes şehit olur ama askerde ölen ötekilere şehit demekten imtina eder bazı gazeteler.

Ne kadar antimilitarist olsanız da bedelli paranız yoksa yapacaksınız o askerliği, kim bilir hangi uzak toprakta beklemekte sizi pusular, operasyonlar, mayınlar.

İyi insansanız işiniz daha kolay. Bir sürü seçenek var. Kartopu oynarken bıçaklanabilirsiniz, bu olay nasıl oldu diye hayretler içinde gidersiniz, çocuklara oyuncak götürürken bir bombayla parçalanabilirsiniz, kapı önünde hayvanlara yemek koydunuz diye dövülebilirsiniz, barış mitinginde havaya uçurulabilir, sinemaya giderken bombaya denk gelebilir, vurmayın öldüm demenize rağmen sokak ortasında linç edilebilirsiniz hem de yaşınız daha 19’ken.

Bayramları seviyorsanız, ölümünedir bu sevgi. Trafik canavarı sizi bekler yollarda ya da önlemi insanların inisiyatifine bırakılmış mekanlarda salgına yakalanmak da var.

Newroz ise bu bayram, sırtınızdan vurulabilirsiniz kameralar önünde, 1 Mayıs ise ha keza gaz fişeğinden nefesiniz kesilebilir.

Dayanışmacı bir insansanız zaten o gazı muhakkak tadacaksınız. Belki kanser olacaksınız gazdan belki de dayanışma derken beyninize bir kurşun sıkılacak.

Bir hak savunucusu olarak sizden geriye basın bildirisi okumaya çalışan fotoğrafınız ya da pabucunuzun altındaki delik kalacak silinmez bir anı olarak.

Çocuklara ölüm hiç yakışmıyor ama yine de kapış kapış gidiyor.

Mayınlar patlıyor, pedofiller kaçırıyor, mevsimlik işçi çocukları sulama kanallarına düşüyor, karda eve yürürken donuyor, bir mermi çocukları illaki buluyor, 15’inde fidanlar başından vuruluyor. Anneler kızlarının bedenini buzdolabında saklıyor. Bazen hiç beklemediğin yerden geliyor ölüm, çuf çuf şarkılarını söylediğin tren, çocukları ezip geçiyor.

Bazen de işte ne oldu diye soruyorsun, yanıtını alamıyorsun, çocuk öldüğüyle kalıyor.

Kadınsanız seçenekler artıyor, siz bir şey yapmasanız bile bir erkek sizi isteyebilir, hayır yanıtınız karşısında kafanıza sıkabilir. Boşanmak istediğiniz adam iple boğabilir, boğazınızı kesebilir, herhangi gün ve saatte, yürürken ya da bir ulaşım aracında ölüm öncesi tecavüz de olasıdır. İşverenin evinde ölebilirsiniz, ölümünüz soruşturulmayabilir bile.

Katmerli işkenceye maruz kalabilirsiniz, bir varilde yakılmak gibi. Belki bulamayız sizi nerede olduğunuz bilinmez aylar geçse de. Kayınbirader ya da kayınpeder tecavüz eder, faturası yine size çıkar, sizi öldürürler. Kan bağına güvenmeyeceksiniz, namus öyle lanet bir kavramdır ki ipinizi çeken babanız da olabilir erkek kardeşiniz de.

Mülteciyseniz, her köşe başından dayak çıkabilir, bir öfke nöbeti çadırınızı yakabilir, kamplarda yüksek ateşle ölebilirsiniz, dur ihtarına uymazsanız vurulabilirsiniz, nehirlerde akıntıya kapılır, bir tekneyle gölün dibinde ya da açık denizde bir lastik botta, kapısı kilitli bırakılmış bir konteynerde, ölüm sizi bulabilir.

Festus gibi “Gidiyoruz Türkiye, Teşekkürler” bile yazmayabilir tabutunuzda. Memleketinizden çok uzakta bir mezarda olabilir sonunuz.

KHK’li misiniz? Atanamamış öğretmen misiniz? Günde 150 hasta muayene edip üst üste nöbet yazılan bir hekim misiniz? Hassas mısınız, duyarlı mısınız?

Değersizlikten, parasızlıktan, gururu iyileşmez yaralar aldığı için ya da dayanamayacak kadar yorgunluktan kendi ölümünü kendisi seçmek isteyenler de oldu.

Yapmayın!

Bizi öldüren bu düzen.

Eli kanlı bir düzen derdest edilmeyi beklerken, kendi sonunuzu erkene yazmayın.

Yaşamıyor, hayatta kalmaya çalışıyoruz.

Oysa bir yaşamak ihtimali var ki hayali cihan değer.

Korkmadan, aç-açıkta kalmadan, işte canın çıkana kadar yorulmadan, yarını görebildiğin, kendine planlar yapabildiğin, hayaller kurabildiğin, vicdan yükü duymadan gülebildiğin, özgür yaşamak ihtimali hep var.

Kadınlar sokağa korkusuzca indi onlarca alanda. Ne polisin saldırısı ne gözaltılar susturamıyor.

Çünkü çok canımız gitti, canımızdan gitti. En büyük zenginliğimiz ölüm çeşitliliği, canımızdan başka kaybedecek ne kaldı ki?

Bu hayat memat kavgasında biz kazanacağız.

Ve dilerim herkese yaşamak ve yaşatmak inadında feyzolacağız.

Onca ölüm içinde bir kez daha haykırmalı: Zalimlere inat, yaşasın hayat!

Yaşatacağız kendimizi!

Köşe Yazıları
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?