Dillerimiz farklı mücadelemiz aynı: İstanbul Sözleşmesi yaşatır!

Dillerimiz farklı mücadelemiz aynı: İstanbul Sözleşmesi yaşatır!

Dillerimiz farklı mücadelemiz aynı: İstanbul Sözleşmesi yaşatır!

BİRGÜN KADIN

AKP iktidarı kadınların yaşam reçetesi olan İstanbul Sözleşmesi’ne saldırırken her gün en az bir kadının hayatı erkekler tarafından çalınıyor. Hayalleri olan, mücadele eden, ölmek istemiyorum diyen kadınların ardından geride adalet mücadelesi verenler kalıyor. Patriarkal düzen içerisinde biz kadınların hayatı baştan sona mücadele ile geçiyor…

Ayşe Tuba Arslan, Emine Bulut, Pınar Gültekin ve nicesi kadınların omuzunda uğurlandı son yolculuğuna… Her sabaha yeni bir kayıpla uyanan kadınlar isyanını sokağa taşıyarak “İstanbul Sözleşmesi’ni uygula!” diye haykırdı. Pınar’ın arkadaşının “Elinden vahşice alınan 27 senelik kısa hayatı baştan sona mücadele içinde geçti” sözleri yankılandı kulaklarımızda.

Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ‘Kadına Yönelik Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Sözleşme’, konseyin 2011’de İstanbul’da düzenlediği toplantıda imzaya açılmıştı. Bu nedenle ‘İstanbul Sözleşmesi’ olarak bilinen sözleşmeyi, ilk imzalayan ve onaylayan ülke ise Türkiye’ydi. Sözleşme, 10 ülkenin onayıyla 2014 yılında yürürlüğe girdi ve Temmuz 2019 itibariyle 34 devlet ve Avrupa Birliği tarafından da onaylandı.

Peki, bu sözleşme neden önemli? Çünkü İstanbul Sözleşmesi, uluslararası hukukta şiddetin, kadın-erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın bir sonucu olduğunun vurgulandığı ilk sözleşme. Fiziksel, cinsel, ekonomik ve duygusal şiddet her tür şiddetle mücadele konusunda “önleme, koruma, kovuşturma ve destek politikalarından” oluşan dört temel yaklaşım içeren ilk sözleşme. Aynı zamanda, şiddetle mücadelede bağımsız bir izleme mekanizması bulunan ve yaptırım gücü olan bağlayıcı ilk sözleşme.

İşte bu nedenle sözleşmenin uygulanması, kadınlar için kelimenin tam anlamıyla ‘hayati’ bir önem taşıyor. Bu yüzden yalnızca Türkiye’de değil, sözleşmenin imzalandığı ama uygulanmadığı birçok ülkede kadınlar, sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmesi için mücadele yürütüyor.

Bu hafta sayfamızda tüm şikayetlerine rağmen yetkililer tarafından korunmadığı için evli oluğu erkek tarafından 15 yerinden bıçaklanan ve ölümden dönen Öznur Sazlar’ın çığlığına, 203 gündür bulunamayan Gülistan Doku’nun hikayesine ve dünyanın başka yerlerinde yaşam mücadelesi için sokakları dolduran kadınlara yer verdik.

ÖZNUR OLMAK İSTEDİĞİM İÇİN DİŞ BİLENDİ

ÖZNUR SAZLAR

2014 yılında evlendiğim Harun Sazlar ile hemen çocuğumuz oldu ve ilk erkek torun olduğu için ailesi de çok sevindi. Doğumdan sonra işi bırakmam için baskılar başladı. İşi bıraktıktan sonra Anadolu yakasından Avrupa dillerimiz-farkli-mucadelemiz-ayni-istanbul-sozlesmesi-yasatir-760778-1.yakasına taşındık. Burada bana ilk şiddet uygulayışında 15 gün evi terk ettim. Harun’un önceki evliliğinde de evli olduğu kadına şiddet uyguladığını sonradan öğrendim. Bir gün annesine de şiddet uyguladı ve öldürmeye kalktı. Ailesi ile de arası bozulunca biz Eskişehir’e taşındık.

Annesinden gelen maddi yardım kesilince İstanbul’da çalıştığım kozmetik markasının Eskişehir şubesinde çalışmaya başladım. Benim işe geri dönmem onu daha çok çıldırttı. Kozmetik markasının mağazasında makyajlı ve parfüm sıkarak çalışırız. Parfüm sıkmasak bile oradaki koku üzerimize siner. “Tramvaya biniyorsun, kendini erkeklere koklatıyorsun, kendini güzel mi sanıyorsun” diye aşağılamalara başladı. Çevremdeki arkadaşlarımı beğenmeyip kötülüyordu. Onları savunduğum zaman da arkadaşlarına aileni değişiyorsun diyerek saldırıyordu.

“Sen kadın mısın, maymuna benziyorsun” gibi hakaretleri giderek artmaya başladı. Daha sonra iş yerime dinleme cihazı yerleştirdi ve orada oğlum olacak yaştaki iş arkadaşımla onu aldattığımı iddia etti. Bir gece uykumdan uyandırıp kendisini aldatmakla suçladı, ses kayıtlarını defalarca dinledik. Özür diledi. Akşam eve döndüğümde tekrar kafasında kurduğu şeylerle bana hakaretler etmeye başladı. İlk evliliğinden olan kızıyla birlikte oğlumu da alıp evi terk ettim. Kızına da bu olaydan 1 hafta önce şiddet uygulamıştı, elinden zor aldım. Peşimizden gelip aileme de benim onu aldattığını söyledi. Ailem onu evden kovdu. Ertesi gün tekrar iş yerime gelip bağırmaya başladı. Ben de “seni aldattığımı polise kanıtla” dedim ve şikayetçi olmaya gittim. Polislerden beni aklamalarını istedim. Sonra emniyette benden tekrar özür diledi. Ancak bu kişinin benim onayım olmadan ses kaydımı almasına ilişkin bir işlem yapılmadı. Daha sonra savcılık bilgisayarı istedi, bilgisayar bende değildi ama kızından alıp incelemediler. Ben şikayetçi olduktan sonra uzaklaştırma kararı çıkarıldı, polis eşliğinde eşyalarını alma bahanesiyle eve gelip evdeki tüm paraları, altınları hatta dolaptaki yemekleri bile aldı. Çocuğumu da alıp parasız da kaldığım için ablama döndüm.

POLİS İŞLEM BAŞLATMADI

Aradan 1 hafta geçti çocuğumu görmek istedi. Uzaklaştırma kararının D maddesi olan “Çocukları görme hakkı saklıdır” maddesi uygulanmadığı için çocuğumu göstermek zorunda kaldım. 4,5 yaşında olan oğluma beni aratıp ağıza alınmayacak hakaretler ettirdi, benim kötü bir anne olduğumu, beni görmek istemediğini söyletti ve akşam bana teslim etmesi gerekirken oğlumu kaçırdı. Benimle dalga geçer gibi, “Yar saçların lüle lüle belki Bodrum belki Suriye” yazılı mesaj attı. Karakola gittim ve gece yarısına kadar sıra beklediğim karakolda “Velayet ortak olduğu için kaçırdı diyemezsiniz” dediler ve şikayetim işleme koyulmadı. Apar topar velayet davası açtım ancak hakim adli tatil başlayacak diye kapısında nöbet tutmamıza rağmen imzalamadan tatile çıktı. Çocuğumun velayetini alamadım.

detay
İstanbul Sözleşmesi nedir? Kadınlar için neden hayati öneme sahiptir?

Aradan geçen 20 günün ardından evime psikologlar geldi dolaplarıma kadar karıştırıp beni sorguya çektiler. Sonra çocuğumu gün içinde bana teslim ettiler. Çocuğum bana “Babamın çantasında silah var dikkat edelim” diye uyarıda bulundu. AVM daha güvenli olduğu için çocuğumla iş yerine geldik. Aynı gün çocuğum makyajımı çıkarmamı isteyip “Hani maymuna dönüşecektin sen” diye şaşkın şaşkın yüzüme baktı ve “Sana eziyet etmemi söylediler ama sana eziyet etmekten çok yoruluyorum” dedi.

İŞ İŞTEN GEÇTİKTEN SONRA GELEN UZAKLAŞTIRMA KARARI

Çocuğumla ablamın kafesinde tekrar görüştü ve birkaç saat içinde nasıl doldurduysa ben teslim almaya gittiğimde çocuğum bana vurmaya başladı. Sonra çocuğu eve çıkardık ve bana vurduğu esnada aklınca intikam almak için video çekmeye başladı. Çocuğumu sakinleştirip uyuttum. Ceketimi aldım ablamın evine gidecekken bana saldırdı ve kalbime defalarca vurmaya başladı. Bıçak kalbime ve çeneme geldi ve ben mücadelemle elinden kurtuldum. O mutfağa gidince son gücümle çıplak ayak dışarıya kaçtım bir yere sığınıp çocuğumu kurtarın dedim. Ambulansın kapısında bile “Sen göreceksin” diye beni tehdit etti. Sabah savcılıktan hastaneye koştura koştura geldiler. Defalarca kapılarına gitmeme, şikayet etmeme rağmen umursamayan polis, ifademi almak için hastanedeydi… İş işten geçtikten sonra çocuğumla ilgili de uzaklaştırma kararı çıkardılar.

6284 UYGULANMADI

Tüm bunlara rağmen bu kişi ilk duruşmada tahliye oldu. Hakim kadın olduğu için tahliye beklemiyordum. Ağır Ceza’da yargılanması gerekirken Asliye Ceza’da yargılandı ve tahliye oldu. Baş edemeyince çözümü basına konuşmakta buldum. Tüm bunlar basına yansıyınca tutuklandı. Defalarca adli tıpa gittikten sonra 1 senenin sonunda Ağır Ceza’ya sevk edildi. Bu arada benim çocuğumun psikolojisini kimse düşünmedi. 6284’e göre çocuğumun psikolojisini gözetmeleri gerekiyordu ancak yasa uygulanmadı. Kendi kendime çocuğumun psikolojisi için mücadele ediyorum. Öznur olmak istediğim için bana diş bilendi. Benim kendi ayaklarım üzerinde durmam onu rahatsız etti.

Harun’un annesi hâlâ çocuğumu elimden almaya çalışıyor. Beni şikayet etmesi üzerine Sosyal Hizmetler evimi bastı. Görevliler korktuğu için ağlayan çocuğuma “Ağlamaya devam edersen seni yetimhaneye vereceğiz” dedi. Güçlükle kreşe yazdırdığım çocuğumun zihninden bu anı silemiyorum ve öğretmeni sürekli arıyor. Sosyal Hizmetler alkol, sigara kullanıyorum iddiasıyla evimi basaceğına çocuğumun kreş masraflarını karşılasın. Devlet 6284’ü uygulayıp çocuğumun psikolojisi için gerekeni yapsın. Beni sürekli oğlumdan vurmaya çalışıyorlar.

İstanbul Sözleşmesi kaldırıldığı takdirde hayatta kalmaya çalışan kadınlar bir bir öldürülecek. Zaten cezalar caydırıcı olmadığı için ve bir şeyler sümen altı edildiği için erkekler cesaretlendiriliyor. Biz kadınlar öldükten sonra değil, yaşam mücadelesi verirken faillere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmeli. Yaşamımız çalındıktan sonra ne yapsanız boş.

‘MİLYONLARCA KADIN YANIMDA AMA GÜLİSTAN YOK’

“Bu süreçte çok güçlendiğimi ve kalabalıklaştığımı biliyorum. Şunu biliyorum, arkamda milyonlar var. Bu bana güç veriyor. Şunu bana gösteriyor: Aygül sen sonuna kadar yürüyebilirsin! Aygül sen Gülistan’ın akıbetini dillerimiz-farkli-mucadelemiz-ayni-istanbul-sozlesmesi-yasatir-760676-1.öğrenebilirsin! Gülistan öldürülmüşse bunun hesabını sorabilirsin, çünkü arkandaki güç büyük güç”

Gülistan Doku, 200 gün aşkın süredir bulunamadı. Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Doku’dan, kaldığı yurttan 5 Ocak sabahı ayrıldıktan sonra bir daha haber alınamadı.

Diyarbakır’da yaşayan ailesi, kaybolduğu gün Dersim’e gelerek, güvenlik güçlerine ihbarda bulundu. Ailenin ihbarı üzerine arama çalışmaları başlatıldı. Yapılan araştırmalar sonunda Doku’nun cep telefonunun en son Uzunçayır Baraj Gölü üzerindeki Sarısaltuk Viyadüğü’nde sinyal verdiği belirlendi. Viyadük üzerinden geçen bir aracın kamerasına da yansıyan Doku’nun son görüldüğü bölgede yoğunlaştırılan arama çalışmalarına rağmen sonuca ulaşılamadı.

Doku’nun bulanabilmesi için Uzunçayır Baraj Gölü’deki suyun tahliye edilmesine geçtiğimiz gün başlandı.

5 Ocak’tan bu yana kardeşinin bulunması için mücadele veren abla Aygül Doku, “Bu süreçte çok güçlendiğimi ve kalabalıklaştığımı biliyorum. Bu bana güç veriyor. Şunu bana gösteriyor: Aygül sen sonuna kadar yürüyebilirsin!” diyerek Gülistan’ı ve onun hayallerini BirGün’e anlattı.

AYGÜL DOKU

“200 günü aşkın süredir Gülistan’ın bedenini arıyoruz. Bizim o çok sevdiğimiz kıyamadığımız dediğimiz Gülistan’ın… Bunun acısı nasıl anlatılır nasıl ifade edilir inanın anlatılacak ne sözcük bulabiliyorum ne cümle kurabiliyorum. Gülistan çok farklı bir kızdı. İlk defa yüreğimin içinde kocaman bir yangının olduğunu hissediyorum. Gülistan’ın acısı beni yakıp kavuruyor. Beni ayakta tutan, böyle mücadele gücü veren içimdeki Gülistan sevgisidir. Gülistan bambaşkaydı. Tertemiz bir insandı. Masum 21 yaşında, hayalleri olan…

Hele hele kadın olaylarına o kadar duyarlıydı ki… Pankart kaldırmıştı ‘Sen bağır ki şiddet sussun’ diye. Hatırlıyorum, bir kadın şiddete maruz kaldığı zaman, çaresiz olduğu zaman, öldürüldüğü zaman Gülistan’ın tepkisi bambaşka olurdu. Hep derdim ‘Gülistan sen yaşına göre ne kadar olgunsun’ diye… Gülistan çocukları çok severdi. Hayali öğretmen olmaktı. Mesela ben ‘Gel iş kuralım’ dediğimde ‘Yok ben çocuklara yetişeceğim, sıradan bir öğretmen olmayacağım’ diyordu.

Zaynal Abakarov kim? Dersim’e gelip neden Gülistan’ı buldu? Gülistan’ın başına ne geldiğini bildiğinden adım gibi eminim. Bütün bu sorularımın cevapsız kalması beni üzüyor. Gülistanımıza ne zaman ulaşırız bilmiyorum… Umarım sağ ulaşırız ama umudum kalmadı. Çünkü biliyorum ki Gülistan beni, ailesini bu şekil üzmez.

Bu süreçte 5 Ocak’tan önceki Aygül ile şimdiki Aygül çok farklı. Bu süreçte şunu öğrendim: Kadın kelimesini Gülistan ile öğrendim. Kadın demek şiddete maruz kalmak, tecavüze maruz kalmak… Kadın demek bu coğrafyada acı çekmek… Kadın demek mücadele demek. Çok daha fazlasını öğrendim… Bu süreçte bu toplumu ve bu coğrafyayı öğrendim. Bu coğrafyada bir kadının yaşamasının ne kadar zor olduğunu öğrendim. Bu coğrafyada bir kadının hayata tutunmasının güç olduğunu öğrendim.

Gülistan bir kadın olduğu için bugün yok. Belki bir kadın olduğu için öldürüldü. Başına ne geldiğini bile bilmiyorum. Bu bana o kadar acı veriyor ki… Diyorum ya bu coğrafyada kadın olmak zor. Dilerim Gülistan’a ulaşırız. Dilerim kızımızın başına ne geldiğini bilebiliriz.

Bu süreçte çok güçlendiğimi ve kalabalıklaştığımı biliyorum. Şunu biliyorum, arkamda milyonlar var. Bu bana güç veriyor. Şunu bana gösteriyor: Aygül sen sonuna kadar yürüyebilirsin! Aygül sen Gülistan’ın akıbetini öğrenebilirsin! Gülistan öldürülmüşse bunun hesabını sorabilirsin, çünkü arkandaki güç büyük güç.

Bir tarafım yapayalnız. Gülistanla ilgili tarafım, yüreğim yapayalnız. Bu kadar insan yanımdayken Gülistan’ın olmayışını düşündüğümde duygularımı tarif edemem. Gülistanın acısı içimde apayrı. Hiç hayatımda en yakınımı kaybetmemiştim. Ciğerim, kalbim, hayatımı, bedenimi bu kadar yakan bir kaybım olmamıştı. Öyle böyle bir acı değil. Onu bulduğumda yaşamıyorsa ne yapacağımı bilmiyorum. Çünkü Gülistan benim için kardeşten öte canımdı, kardeşimdi, dostumdu. Hayattaki her şeyimdi. Sanki bu hayatta kimse kalmamış gibiydi. Gülistan sevgisi beni ayakta tutuyor. Ant içtim Gülistan’ı bulmadan; failler cezasını çekmeden oturup bir köşede ağlayan Aygül olmayacak. Bu Aygül 200 gün koşuyorsa, ailem bu kadar koşuyorsa kızımızı böyle bir belirsizlikte bırakmayacağız.

Bir parkta otururken baktım bir gelin ve damat geçti o gün yüzlerce kurşun yedim. Gülistan bir kız çocuğunun olmasını çok istiyordu. ‘Aygül onu çok iyi yetiştireceğim’ cümleleri aklımda. O gelinliği gördükten sonra hayatta beni hiçbir şeyin korkutmayacağını anladım.

Herkes cezasını çekecek. Onlar cezasını çeken kadar Gülistan’ın ailesi durmayacak.”

SÖZLEŞME AHLAKİ ÇÜRÜMEYE SEBEPMİŞ!

KAMELİYA MOORE/ BULGARİSTAN

İstanbul Sözleşmesi, Bulgaristan tarafından 21 Nisan 2016 tarihinde imzalandı. 2017 Temmuz ayında Toplumsal Cinsiyet’e Dayalı Şiddete Karşı Koruma İttifakı, ülke geneli 11 organizasyon ve Bulgaristan Toplumsal Cinsiyet dillerimiz-farkli-mucadelemiz-ayni-istanbul-sozlesmesi-yasatir-760677-1.Çalışmaları Kuruluşu, sözleşmenin derhal onaylanması için kamusal talepte bulundu. 2017 Kasım ayında, Adalet Bakanı Desislava Ahladova, İstanbul Sözleşmesi’nin 2017 yılı sonunda onaylanacağını duyurdu. İstanbul Sözleşmesi’nin ilke ve şartlarının Bulgar mevzuatına getirilmesi Adalet Bakanlığı içindeki bölümlerarası grup tarafından bir strateji geliştirildi. Bunlar; Animus Derneği Vakfı, Cinsiyet Alternatifleri Vakfı, Bulgar Helsinki Komitesi, STK Merkezi, Razgrad Bulgaristan Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Merkezi, Risk altındaki SOS Aileleri Vakfı, Cinsiyete Dayalı Şiddete Karşı Koruma İttifakı, Bilitis Kaynak Merkezi Vakfı, Deystvie LGBT Gençlik Örgütü, İçişleri Bakanlığı Akademisi ve Sofya Üniversitesi Hukuk Fakültesi.

Sözleşme’nin Bulgaristan’da onaylanmasına ilk karşı çıkan, Dünya Aileler Kongresi üyesi gayriresmi sivil organizasyon “Toplum ve Değerler” oldu. 2017 Eylül’de onaya karşı olduğunu açıklayıp imza kampanyası başlattı. Sözleşmenin 3’üncü ve 4’üncü maddeleri gereği, Bulgar yürütmesinin “Toplumsal Cinsiyet” ve “Toplumsal Cinsiyet Kimliği” terimlerine yasal tanımlar verme gerekliliği, bu terimleri “Seçime bağlI toplumsal cinsiyet” olarak yorumlayan benzer muhafazakar gruplar için istenmeyen bir duruma dönüştü. Çeşitli siyasal partilerin de sözleşme karşıtı açıklamalarından sonra, 10 Ocak 2018 tarihinde, Başkan Rumen Radev de İstanbul Sözleşmesi karşıtı konuştu.

22 Ocak 2018 tarihinde, Kutsal Sinod, Ortodoks Hristiyanlara, yurttaşlara ve hükümet yetkililerine, Meclis’in sözleşmeyi onaylamamasını söyleyen bir açıklama yayınladı. Açıklamaya göre sözleşme “İnsanın psikofiziksel yıkımına kaçınılmaz olarak yol açan ahlaki çürümeye kapı açar.”

Son duruma bakarsak, yakın zamanda hükümet tarafından sözleşme ya da nihai onayı üzerine herhangi bir açıklama yok.

Anayasa Mahkemesi İstanbul Sözleşmesi’nin bazı maddelerinin anayasa ile çeliştiğini çünkü iki cinsiyet arasındaki sınırı aştığını ileri sürdü. Bu aşamada sözleşmenin onaylanmasını imkansız hale getirdi. Mahkeme kararı öncesi, yalan haberlere dayanan büyük milliyetçi kampanyalar yürütüldü. En popüler olanı, Sözleşme’deki üçüncü cinsiyet kavramının eşcinsel evlilikleri yasallaştıracağı yönünde olanıydı.

Bulgaristan kadın hareketinde şiddete maruz bırakılan kadınlarla çalışan ve onları destekleyen sivil toplum örgütleri var. Sosyal medyada da aktifler ve insanlarda farkındalık yaratmaya çalışıyorlar. Bunlardan bazıları Animus Vakfı, BG Kadın Fonu, Bcause ve bazı diğer daha küçük olanlar.

2020 yılına geldiğimizde, Bakanlar Kurulu, Aile içi şiddetin önlenmesi için bir ulusal program kabul etti. Bu program; İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Emek ve Sosyal Politika Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı tarafından geliştirildi. Belgede bu yıl uygulanacak faaliyetler, sorumlu yetkililer, finansman kaynakları, bu faaliyetlerin uygulanması için son tarihler ve beklenen sonuçlar belirtilmektedir.

Yasama, kurumsal ve örgütsel önlemler, önleme tedbirleri, eğitim ve yeterlilik, aile içi şiddete maruz bırakılanların korunması, rehabilitasyonu ve yeniden entegrasyonu ile kontrol ve değerlendirme tedbirleri önerildi. Covid-19 salgını ile aile içi şiddet vakaları olağanüstü hal başlaması sonrası haftada üçte bir oranında arttı.

PEKİ GÖÇMEN KADINLARIN HAKLARI?

HAZAL YANBAY/ İTALYA

İki erkek egemen devlette kadın olmayı ve bir ülkede göçmen kadın olmayı tecrübe etmiş biri olarak İstanbul sözleşmesiyle ilgili ilk söyleyebileceğim şey geç kalıyoruz olacaktır. Geç kalıyoruz. Biz geç kaldıkça bir yerlerde bir kadın fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalıyor ya da yaşama hakkı elinden alınıyor.

Biz kadınlar her alanda mücadeleler veriyoruz. Vatandaşı olduğumuz ülkelerde, göç ettiğimiz ülkelerde, iş yerlerinde, akademilerde, aile kurumlarında, sosyal medyada, sokakta ve hatta güvenli alan sandığımız o yerlerde… dillerimiz-farkli-mucadelemiz-ayni-istanbul-sozlesmesi-yasatir-760678-1.Benim kişisel olarak Italya’da verdiğim mücadele Türkiye’de verdiğimden çok farklı değil aslında. Bir kadın olarak yaşamayı istediğim için doğrudan bu mücadelenin içinde buluvermişim kendimi. Bu mücadelenin gittiğim her yerde de var olacağını çok da görmeyerek aslında. Bu yüzden italyada ve türkiyede verdiğim mücadele çok farklı değil diyorum. Temelde hepsi yaşama hakkı ve eşit yaşam hakkı.

İtalya’da, Salvini’nin -İçişleri Bakanı- politikalarıyla birlikte kadın hakları, LGBTİ+ hakları ve göçmen hakları konusunda büyük dalgalanmalar başladı. Öncesinde de bu haklar tam anlamıyla güvenceye alınmış ve herkese eşit hak tanınıyor durumda değildi tabi ki. Lakin son senelerde nefret suçları artmışken, göçmenler sınır dışı ediliyorken ve son karantina döneminde ev içinde kadına şiddet çok fazla artmışken Salvini’nin politikalarının bu durumlar üzerindeki etkisini yok sayamayız muhtemelen. Zaten var olan ataerki ve değişen politikalar yüzünden bir kadın ve göçmen olarak tecrübe ettiğim şeyler oldu.

Oturma iznimin tüm belgelerimin tam olmasına rağmen gerekçe gösterilmeden kısa süreli verilmesi, iş bulamamak, dilimin tam yetmediği yerler yüzünden ciddiye alınmamak, kiralık ev ararken diğer insanlara oranla daha zorlanmak ya da Türkiye’den gelen bir kadın olarak ‘ilginçleştirilmek’. Ama bazıları hakkında daha uzun bilgiler vermeyi isterim. Mesela, bir gece adamın biri çok yüksek bir yerden kafama zarar verme amacıyla bira şişesi fırlattığında -bunun yapmasının sebebi kadın arkadaş grubumuzun o kişiyi uzaklaştırmaya çalışmasıydı rahatsız ediyordu- polise gitmeyişim/gidemeyişim gibi. Bunun politik bir yanı olsa da asıl sebeplerden bir tanesi asla benimle ilgilenilmeyeceğini düşünmemdi. Aynı şekilde hastaneye de gidemedim. Çünkü hastaneye gitmek benim için çok fazla para ödemek demekti ve bir göçmenin sağlık sisteminden ücretsiz faydalanmasına dair yaptırımlar yok. Sonra polislerin benimle ilgilenmeyecekleri düşüncemi destekleyen bir şey daha yaşandı. Başka bir akşam bize, özellikle bir arkadaşıma cam şişelerle saldıran insanları şikayet etmek için polisi ben aradım. Olayın paniğiyle düzgün İtalyanca konuşamayıp polise İtalyan olmadığımı fark ettirdim. Sonrasında ise dakikalarca beklemeye karşı polisin gelmemesi. Bir kadın, panik halde bize saldırdılar diyor ama bir polis arabası bile gelmiyor.

Adalet ve yaşamak için bir şeylerin mücadelesini verebilir hale gelene kadar o mücadeleyi verebilmek için kadar başka şeylerin mücadelesini veriyor halde oluyoruz. Benim, başıma şişe fırlatan insanı şikayet edebilir konuma gelebilmek için mücadele vermemin gerekliliği gibi. Muhtemelen o konuma gelseydim de o adamın gerekli cezayı alabilmesi için ayrı bir mücadele vermem gerekecekti.

Canımın değeri hangi ülkede ölü olmadan görülür? Bunu tüm kadınlar adına soruyorum sanırım. İhtiyacımız var, haklarımızın güvenceye alınmasına ihtiyacımız var. İstanbul sözleşmesi bu yüzden önemli. Devletler, polisler beni korumuyorsa yaptırımların uygulanacağı İstanbul Sözleşmesine ihtiyacımız var. İstanbul sözleşmesini öğrenmem italyada bir kadın toplantısında gerçekleşti. Non una di meno -italyadaki kadın hareketinin adı, bir eksilmeyeceğiz- toplantısında adının bizim bildiğimiz şekliyle İstanbul sözleşmesi olan sözleşmeyi konuştuk. Bir hafta sonra başka bir şehirdeki kadın eylemine hazırlık yapıyorduk. Üstüne dakikalarca konuşulan bu toplantıda göçmen ve kuir kadınlarla vardığımız bir yer vardı. Eşit haklarımızın tanınmasını ama en önemlisi de yaşama hakkımızı elimizde tutmak istiyorduk ve bu sözleşme aslında istediğimiz bir çok şeyi veriyordu şayet imzacı ülkeler gerekli yaptırımları düzgünce uygularsa. Anayasalarda var olan kanunların yetersizliğini görebiliyoruz. Anayasa, devlet ve polis hakkımı gözetmiyorsa bu hakları zorunlu olarak vereceği, yaptırımların uygulayıcılığını sağlayacak İstanbul sözleşmesine ihtiyacımız var. Dediğim gibi kadın olmak birçok hakka sahip olmak için mücadele etmekten de geçiyor. İstanbul sözleşmesinin uygulanması da bir mücadele. Benim de mücadelem. Tanıdığım birçok kadının da mücadelesi. İstanbul sözleşmesi uygulanana kadar, kadınlara hakları verilene kadar biz bu mücadeleyi dünyanın her yerinde vermeye devam edeceğiz.

MÜCADELEYİ BÜYÜTÜYORUZ

LİDKA MAKOWSKAdillerimiz-farkli-mucadelemiz-ayni-istanbul-sozlesmesi-yasatir-760679-1.

2011 yılından bu yana, İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamanın başlangıcından itibaren, Gdansk Kadın Koalisyonu olarak, Polonya Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması için güçlü bir şekilde mücadele ettik. Fakat 2015 yılında, Polonya’da iktidarın değişmesiyle birlikte sözleşme göz ardı edildi ve uygulanmadı. Ancak Polonya AB üyesi bir ülke olduğu için ve hâlâ onun yükümlülüklerin gereğini yerine getirmek zorunda olduğundan kaynaklı önemli bir yerde duruyor. Biz, Kuzey Polonya’dan kadınlar olarak bu onaylanmış sözleşmeyi gündemde tutmak, uygulanmasını sağlamak için sesimizi yükseltiyoruz. Mücadelemizi Ulusal Şemsiye ağının sağladığı araçlar ile büyütüyoruz.

Kadın
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?