Var bir hayalimiz

Var bir hayalimiz

aysen.sahin@mbsays.com

Ayşen Şahin

Kaldı mı bir hayaliniz? En son, Future Bright’ın yaptığı Türkiye Hayal Haritası çalışmasına göre yoktu hayalimiz. Türkiye’de insanlar hayal kurmayı bilmiyor diye çıkmıştı sonuçlar.

Hayali kaybetmek geleceği kaybetmek gibi aslında. Hayalle umudun bir göbek bağı var. Kurur gideriz ikisi de kalmazsa.

Aynı hayali milyonlar birlikte kurarsa o hayal bir sembol olur, herkes birlikte kurmasa da olur, biri bir hayal kurar, anlatır, milyonlar o hayali severse kendi hayali sayar, yine sembole döner. Hayalin peşine takılan çok olur. Bu ülkeye hayaller kurdurdular.

Kuralım bakalım biz de bir hayal:

Emeklilik yaşı öne çekilsin. Emeklilik ikramiyesi geri gelsin.

Çünkü ancak elinde birikim varsa, bir gelirin de varsa, zaman da sana kalmışsa işte o zaman baştan başlar hayat. İşte o zaman kendi hayalini kurmak kolay.

Dileyen çantasını alır hayalindeki yerleri gezer, dileyen ertelediği resim kursuna gider, dil öğrenir, seramik yapar, bir dramada rol alır, bir koroya girer, yeni bir iş kurar ya da yazlık bahçesinde erik ağacını sular. Çalışıyor olmanın bile yeni bir anlamı olur.

Hayat be!

Benimle birlikte 5 milyondan fazla insan kuruyor bu hayali biliyorum. Emeklilikte yaşa takılan en az o kadar insan var zira.

Bir o kadar da iş bekleyen genç işsizler var. Emeklilik yaşı erkene çekilsin ki yer açılsın istihdamda.

Oldu mu şimdi benim hayal 10 milyon kişilik?

Dur bir hayal daha kuralım:

Asgari ücret, yoksulluk sınırının 1.5 katı olsun. İşsizlik sigortası yoksulluk sınırı ile eşitlensin.

Bütçe mi yok? O zaman araç geçiş garantisi verilen köprüler, tüneller ve yollar kamulaştırılsın. Oraların vanası kapatılsın.

Havuzu milyonlarca emekçi doldurmaya çalışırken alttaki beş büyük musluğun onlardan daha hızlı boşaltması önlensin.

Kamu ihale yasasında değişiklik conta görevi görebilir mesela.

İnsan bir kere hayal kurmaya başlayınca hemen alışıyor aslında, bir tane kurunca gerisi geliyor:

Taksim Meydanı, 1 Mayıs’a açılsın.

Milyonlarca insan için büyük bir semboldür. Nice şairler uğruna şiirler yazmış nice romanlarda anılmıştır.

Madem 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü olarak resmi tatildir, devletçe kabul görmüştür, Meydan’da kutlanmalıdır.

Ne alaka, nereden çıktı şimdi mi diyorsunuz?

Neden Ayasofya şimdi ibadete açılıyorsa tam da o sebepten.

86 yıllık bir hayal vardı denildi, bir imzaya bakıyordu, neden geçen sene, neden 3 sene, 5 sene önce, neden ocakta, şubatta, martta değil de şimdi olduysa bu da ondan.

Bu iktidar hayaller kurdurarak başladı, Ortadoğu’nun lideri olunacak, Filistin için İsrail’e Davos’ta posta koyan cesur yürek, İslam Alemi’nin yeni kurtarıcısı, atara atar zamanı geldi, herkes ayağını denk alacak, herkes bizi kıskanacak, uçaklar yapılacak, yerli otomobiller sekiz şeritli yollarda gezecek, ennn büyük havalimanları, ennn büyük camii, en güzel saray bizim olacak. İtibardan sual olunmayacak…

Her şey bir sembole dönüşebiliyordu. Daha önce duyulmamış kavramlar atılıyordu ortaya, herkesin diline pelesenk oluveriyordu.

Hep birileri düşman, hep birileri kıskanç, hep birileri kuyumuzu kazacak, işte kötü giden her şey onlar yüzünden olmuş olacak.

Mantığa gerek yoktu, bir şeyi kırk kere söyleyince yeni sembole, yeni düşmana dönüşüveriyor, beş benzemezlerin adı aynı tehdit içinde yan yana gelebiliyordu.

Peki bizim sembollerimiz yok mu? Yok mu bizim bir ortak hayalimiz?

Peşine takıldıkları hayalin yanlışlığını anlatmak üzerine bir muhalefet olur mu?

Bizim de şöyle çıkarıp odağa koyabileceğimiz dokunulmazlarımız yok mu?

Var bir büyük hayalimiz ama hadi onu yazınca çok uzak bulunacaksa, bari eli kulağında seçimi koyalım ortaya.

Seçimle kurtulacaklarımızdan da değil, yerine ne geleceğinden konuşalım. Elde patlayan istikrar yerine çoğulcu, katılımcı demokrasinin nasıl olacağından konuşalım.

Geçelim ısıtıp servis ettikleri mevzuları, bunların etrafında dönmek yerine biz artık hayalimizdeki gelecekten konuşalım ama hep birlikte yüksek sesle konuşalım. O kadar çok konuşalım ki herkes duysun.

Biz artık kendi hayallerimize odaklanıp kendi sembollerimize sarılalım.

Siyasal İslam’ın elinde inanca bağlı sembol ortaya atma kolaylığı olabilir ama arkalarında da yere değecek kadar ağırlaşmış bir bagaj var.

Arkalarında öfkeden siteme uzanan bir çizgide çok fazla bıkkın var.

Şimdi birileri diyecek ki “Seçimle gitmeyecekler”

İşte o zaman güzel kardeşim, sen de gel bir devrim hayali kur. Öyle yattığın yerden kurmak gibi değil, etrafını örerek kur.

Birileri diyecek ki “Bu muhalefetle mi seçim kazanılacak?”

E o zaman aktif muhalif ol ya da mevcuttakilere fikrinle, emeğinde, değişim dileğinle dahil ol. Son yerel seçimde yıkılmadı mı hâlâ ezberlerin? En son seçim kazanıldı işte bir şekil, olmaz denilen oldu, bu neyin pesimistliği?

Birileri diyecek ki “Muhalefette iktidarı almaya hazır olan var mı?”

Tek bir parti almayacak ki artık, geride kalmasını arzuladığımız düzen o zaten. Yüzünü liyakat ve adalete dönünce, peşkeşin de önünü kesince, yürüyor işler herhangi bir ülkede de. Hele bir nefes alalım da.

Birileri diyecek ki “Vallahi benim hiç umudum kalmadı”

Ben de diyeceğim ki umut etmeyince ne oluyor? Her şey bin beter olursa dibi gördüğümüzde “Ben demiştim umut yok diye” demenin tatmini için mi?

Bittik diye yaşanır mı? Belki biteceğiz ama emek verip umut edince en azından o güne kadar yaşamın bir amacı olacak bir de elimizde onurumuz kalacak.

Hep cezaya oynadık, hiç koz süremedik masaya. Hayaller kozdur.

Var bir hayalimiz, ne kadar kalabalık inanırsak o kadar yaklaşıyoruz gibi geliyor.

Köşe Yazıları
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?