AÇLIK KORKUSU

AÇLIK KORKUSU

Geçtiğimiz cuma gece saat 12.00’den itibaren iki gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi. İlan yasaktan iki saat evvel duyuruldu. İnsanlar iki saat içinde virüsten daha hızlı bir şekilde(!) kentlerin içine yayıldı ve marketleri kuşatma altına aldı. Adeta küçük çaplı bir kıtlık isyanı provası yaşandı. Ee açlık korkusu bu başka şeye benzemez.

Açlık korkusu

İnsanlar, ölüm korkusundan önce açlık korkusunu yaşarmış.
Osman Nuri Koçtürk, “Açlık Korkusu” kitabında: “Açlık gerçekten de korkulması gereken bir durumdur. Açlık çekenler ile açlığı yakından tanıyanlar
bunu gayet iyi bilirler. Hayvanlar aç kalınca yavrularını yemekte, insanlar hayvanlaşıp, hayvan gibi
davranmaktadırlar.
Türkçemizde halk diliyle ‘Açlık sofuluğu bozar’, ‘Aç köpek fırın deler’ gibi sözcüklerle ifade
edilmeye çalışılmış olan, aç yaratığın davranış bozuklukları, tarihlerde insan toplulukları üzerinde de
izlenmiştir. İnsanlar aç kalınca yaşadıkları toprakları, köylerini, analarını, babalarını, kanlarını ve çocuklarını geride bırakarak başka ülkelere göç edebilmektedirler” diyor.

Ya Kıtlık?

Türkiye’de hükümetler elin aklına ve elalemin verdiği üç kuruş paraya kanarak, tarımda neoliberal politikalara geçildi. Adları farklı, ama siyam ikizi kadar benzer olan hükümetlerin hepsi, Türkiye tarımını elbirliğiyle çökertti. 18 yılın “tekçi” hükümeti AKP, küçük aile çiftçilerini, yani üretimi yeterince desteklemedi. İthalatı politika sanıp,” paramız var ki alıyoruz” diyerek, ‘övünçle’ yanlışlarını bir güzel savundu(!) İthalata güvenildi, üretene destek verilmedi, karagünler için yeterli ürün stok yapılmadı. İthalat denizi de kurudu. Gıdada stoksuz ve kevgir halini almış bütçeyle beş parasız biçimde Covid-19’a yakalandık! Diğer yandan Covid-19 bütün dünyayı da bir güzel (!) sardı sarmaladı. Ülkelerin çoğu gıda konusunda kendi başlarının çaresine düştü; ihracatı durdurup, korumacılığa geçti. Yani corona virüse çare bulunmadığı için gıda ihraç kapıları da kapandı gibi. Evet, kıtlık kapıda. Temel gıda maddelerinde virüs öncesi kendimize zaten yetersizdik. Sonrasında ise durum eskiyi aratır görünümde şimdi. Eskileri kurcalamayalım. Bugüne faydası yok. Şimdilik halının altına süpürelim. Bugüne bakalım. İçinde bulunduğumuz durum ciddi.

Ancak

Üretme potansiyelimiz var. Temel gıda maddelerinde daha geç kalmadan çalışır, çabalarsak kendimize yeterli olabiliriz. Kara kara düşünmeye, elimizi böğrümüzde kavuşturup karalar bağlamamıza gerek yok! Yeter ki hükümet, “ey benim çiftçim parayı düşünme, sen sadece üret. Üretimi düşün” desin. “Çiftçi arkadaş borcunu sildim, borcu kafandan at, kaygılanma onun için! Üretim seferberliği ilan ediyorum. Sen sadece üret. Boş bir karış yer bırakma. Nadas alanlarını da kuru bakliyatla yeşert. Tohumun, suyun bedelsiz olacak. Elektrikle, gübrene yüzde 80 sübvansiyon uygulayacağız. Elektrikle gübreye zam yaptırmayacağız. Kullanacağın mazotundan KDV ve ÖTV vergilerini almayacağız, kaldırıyoruz. Meralar senin ona dokunmayacağız, dokundurtmayacağız. Koyunculuğa destek vereceğiz, üreteceğin ürünü de biz, devlet olarak değerinde alacağız” desin. Bırak kendimize yeterliliği sağlamayı, bakalım fazla ürünü koyacak yer bulabilecek miyiz o zaman? Öyle yarım yamalak – yetersiz-, şu kadar ilde, bu kadar tohumun yüzde bilmem kaçını biz vereceğiz açıklamalarla gıda krizinin önü, a-lı-namaz!

Tarım bir kültürdür

İngiltere’de tarım ‘agriculture’ diye adlandırılır. ‘Agri’ yaşam biçimi, ‘culture’ kültürdür, yani ‘agriculture’ yaşam biçimi kültürü anlamına gelmektedir. Yaşam biçiminin iyi veya kötü olması tarım politikaları ile doğrudan ilgilidir. Yaşam biçimimiz malumunuz; şimdilerde evlere şenlik!

Nasıl yapmalı?

Öncelikle merkezi devlet politikasıyla beslenme ve alışveriş kültürümüzü değiştirecek politikaları belirleyip, uygulayalım. Gıda krizi zamanlarında market zincirlerinin nasıl işlemediği ve aynı zamanda çözüm olmayacağı görüldü. Gelin küçük aile çiftçiliğini tarımın odağına koyalım. Beslenme kültürünü yaşamımızın -kırla kenti- birleştiren tutkalı yapalım. Yıllık olarak kendine ve kentteki evlatları ile torunlarına yetecek unu, zeytini, sabunu, yağını, eriştesini, bulgurunu, tarhanasını, kurutulmuş sebzesini, turşusunu, peynirini salçasını daha pekçok besinini ürettilenlerle sağlayalım. Temel gıda maddelerini eskisi gibi evlerimize yıllık sağlayalım. Hem insanlar sağlıklı beslensin, hem köy ile bağı kesilen kentlilerin kuracakları kooperatifleri aracılığıyla sağlıklı, bağışıklık sistemini güçlendirici gıdalarla buluşturabilelim.

Abdullah Aysu.

Köşe Yazıları
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?