Zulmün gerçek kaynağı eşitsizlik

Zulmün gerçek kaynağı eşitsizlik
“Halkların düşü, umudu, yazgısı ve geleceği adalet, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış üzerine olacağı kuşku duyulmaz bir gerçekliktir!” DERVİŞ.
Alan çalışmasında gözlemlediğim bir gerçeğin altını kalın çizgilerle çizelim, bugün Aleviler içinde büyük bir kesim (çoğunluk) hala 1924 anayasasıyla oluşturulan rejimi “laik, demokratik ve eşitlikçi” diye biliyorlar. Ve bunu da hararetle savunuyorlar. Oysa rahatlıkla söyleyebileceğim gerçek şudur ki; bu rejim, dünyada eşi benzeri olmayan tekçi, inkârcı ve asimilasyoncu bir rejimdir. Devletlerde genel idare ve devamlılık ilkesi esastır. Bundan dolayıdır ki; günümüz yönetim anlayışının neyin ürünü olduğunu, hangi temel üzerine oturtulduğunu ve kimlere hitap ettiğini anlamak açısından, kısmen de olsa büyüteç altına alıp sorgulamak gerekiyor.
Öncelikle tekçi, inkârcı ve asimilasyoncu rejimle, laik, demokratik ve eşitlikçi rejim arasındaki anlayış farkını ortaya koyalım: “Laik, demokratik ve eşitlikçi” rejimle, tekçi, inkârcı asimilasyoncu rejimler birbirine karşıt (zıt) durumdadırlar. Tekçi, inkârcı rejimler kuruluş felsefeleri gereği her dönem asimilasyonu kendilerine görev edinirler. Toplumlar içerisinde var olan farklı düşünceleri, inançları kabul etmezler, dönüştürmeye çalışırlar. Tek merkezde gelişen düşünce sistematiğini, toplumlara farklı yöntemler ile kabul ettirmeye çalışır. Kendine karşı gördüğü düşünceleri (ideolojileri) kendine uygun geliştirdiği yöntemlerle ortadan kaldırmaya çalışır.
Laik ve demokratik rejimler ülkenin toplumsal değerlerini olduğu gibi kabul edip benimser, iyiliği, mutluluğu ve güzelliği esas alan, bir yapıya sahiptir, ortaya koyduğu ilkeleriyle adaleti, barışı ve demokrasiyi savunur, tekçi-inkârcı anlayışa karşıdır, çoğulculuğu esas alır, eşitlikçidir, kadın özgürlükçüdür. Bu ilkeler üzerine inşa edilen toplum, (“ahlaki ve politik toplum”) anlamsal bir gerçekliğe kavuşur. Bu anlamsal gerçekliğe kavuşan toplumun ve bireyin insana, demokrasiye, doğadaki tüm canlıya ve ekolojiye (çevreye), hayvana, yaklaşımı da ahlaki olur.
Konu başlığımıza dönelim: “zulmün gerçek kaynağı eşitsizlik mi?” Bu soruya hiç düşünmeden yek cümle evet diyebiliriz! Günümüzde yaşadığımız eşitsizliğim temelleri çok eski tarihlere dayanıyor… Altı yüz yıl hüküm süren Osmanlı İmparatorluğunda din devleti kapsamaktaydı, bu anlayışından dolayı da Osmanlı Devletinde Şeyhül İslam’ın her dediği kanundu! Aleviler, Şeyhül İslam’ların çıkardığı fetvalarla çeşitli katliam ve sürgünlerle karşı karşıya kaldılar. Cumhuriyetin kuruluşuyla 1921 anayasasının men edilip, 1924 anayasasıyla yapılan şudur: Osmanlı İmparatorluğu döneminde devleti kapsayan din, devletin bir alt organı halini almış, yani bu sefer devlet dini kapsar hale getirilmiştir. Bu anlayışın uygulanması için kararlar alınmış ve kanunlar çıkarılıp yürürlüğe konulmuştur.
Bu anlayış çerçevesinde Diyanet İşleri Başkanlığı 03 Mart 1924 tarihinde 429 Sayılı Kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına bağlı bir teşkilat olarak kuruldu. Bir fetva makamı olan Diyanet’in kuruluşuyla birlikte, “Müslümanlık=Sünni-Hanifi-İslam” devletin resmi dini olarak kabul edilmiş oldu… Devamında 18 Mart 1924 tarihinde 442 Sayılı Köy Kanunu çıkartıldı! 442 Sayılı Köy Kanunu Madde 02; “Cami, Mektep, Otlak, Yaylak, Baltalık gibi ortak malları bulunan ve toplu veya dağınık evlerde oturan insanlar bağ ve bahçe ve tarlalarıyla birlikte bir köy teşkil eder” diyor! Madde 13’te Köylünün mecburi işleri şunlardır diye sıralıyor: bu maddenin 14’ncü bendinde, Köy meydanının bir tarafına “bir mescit yapmaktır” diyor. Günümüzde Alevi Köylerine Cami yapılmasının dayanağı Köy Kanunu Madde 02’deki ve Madde 13’ün- 14’ncü bendindeki tanımlamadır. Bu tanımlamalar da tek din anlayışına göre yapılmıştır.
Diyanet ve Köy Kanunun çıkarılmasından yaklaşık bir buçuk yıl sonra 30 Kasım 1925’te Tekke, Zaviyeler ve Türbelerin yasaklanmasına dair 677 Sayılı Kanun çıkartılır. 677 Sayılı Kanun’la Alevi Dergâhlarının kapısına kilit vurulur. Alevilik ortaya çıktığı bu kadim topraklar üzerinde yasaklı hale getirilir. Alevi Yol önderleri Pirler, Dedeler, Babalar ve de Çelebiler üfürükçülerle, muskacılarla ve falcılarla aynı sepetin içine konularak yasaklanır. Alevilerin büyük bir çoğunluğunun “laik ve demokratik” dediği rejim, Bu kanunla Aleviliği adeta yasaklanıp yerin altına itmiştir diyebiliriz. İleriki yıllarda Cemler yasaklanmış ve baskına uğramış. Bütün bunlarla da yetinilmemiş, Cemlerde deyişlerin ve nefeslerin söylendiği halk çalgısı olan saz (tembûr) yasaklanmıştır.
Düşünce, vicdan, din veya inanç özgürlüğü uluslararası insan hakları hukukunun koruduğu temel özgürlüklerden birisidir. 12 Eylül 1980 darbesiyle Zorunlu Din Kültürü̈ ve Ahlak Bilgisi dersi zorunlu hale getirildi. Bu ders bir asimilasyon aracıdır. 37 yıldır zorunlu din dersiyle Alevi çocukları kendi inancına, kendi kültürüne ve ailesine yabancılaştırılıyor. Bu dersle ALEVİ çocuklarına yapılan bir zulümdür! Açıkça zorunlu din kültürü̈ ve ahlak bilgisi dersleriyle insan hakları ihlal ediliyor. Zorunlu din dersleri adı altında çocuklarımıza başka bir inancı dayatanlara karşı demokratik alanda mücadele etmek anayasal bir haktır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18’inci maddesinde ibadet yeri ibaresi yer alıyor. 677 sayılı kanun gerekçe gösterilerek. Cemevleri ibadet yeri (ibadethane) olarak kabul edilmiyor. Günümüzde Cemevlerine imar alanlarında yer açılmamasının ve de yok sayılmasının dayanağı 677 sayılı kanundaki yasakçı ve imar kanunundaki tekçi anlayıştır… Devletin tüm inançlara eşit mesafede yaklaşması adına, imar kanununda ‘ibadet yeri’ ibaresinin yerine ‘cami, mescit, cemevi, havra, sinagog ve kilise’ olarak tanımlanıp yer alması gerekiyor.
Aleviler inançları yüzünden, yıllarca tekçi-inkârcı egemenler ve bu egemenlerin ürettiği cahil kitleler tarafından hakaretlere ve çeşitli zulümlere maruz kaldılar, günümüzde de bu eşitsizlik ve ayrımcılıkla karşı karşıyadır… Evet, hep birlikte laik, demokratik, adil, eşitlikçi ve özgürlükçü bir dünya kuramadığımız sürece yeryüzünden adaletsizlik, ayrımcılık ve zulüm eksilmeyecektir. Haksızlığa ve zulme boyun eğmeyen, adaleti, hakkı, hukuku, eşitliği ve insanca yaşamı savunup kendine ilke edinenlere aşk olsun…
Mehmet Kabadayi

Köşe Yazıları
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?