Bir sosyal puanlama olarak: Çelişme oranı

Bir sosyal puanlama olarak: Çelişme oranı

Ayşen ŞAHİN

aysen.sahin@mbsays.com

Yakın zamanda sosyal medyanın insan psikolojisindeki rolünü, insanın beğenilme arzusunun dijitaldeki tatmini, gerçek hayatla zaman zaman kopukluğu gibi konular konuşuyorduk.

Black Mirror dizisinin Nosedive bölümünde RateMe uygulamasıyla herkes herkesin davranışını oyluyor, bu yüksek puanlar sosyal statüyü belirliyordu.

Sosyal puanı kişiler bazı hizmetlerden mahrum bırakılıyordu.

Bu sebeple market kasasında sıraya girmeniz, soru sorana nazikçe yanıt vermeniz, sabahları güler yüzlü olmanız gerekiyordu. Yoksa uçak bileti bile alamaz, otobüsle seyahat ederdiniz.

Tabii ki bu samimiyetten hızla uzaklaşmayı getiriyordu ve gerçeklikle bağ kopuyordu.

Ancak futuristik bir dizinin konusu olan bu model, Çin’de bu sene hayata geçmek üzereydi. Şehirleri her yerden izleyen milyonlarca kamera ile insanlara sosyal puan verilecek, puanı yüksek olanlar daha farklı hayat standartlarına sahip olabilecekti.

Yüz tanıma özelliği olan milyonlarca kamera, her bir vatandaşın hangi saatte nereye gittiğini, hangi taşımayı kullandığını, yakın arkadaşlarını, çalışma saatlerini, hobilerini görecek, tanıyacak, analiz edecek ve puanlayacaktı.

Ve pandemi ortaya çıktı.

Çin, öncesinde çok eleştirilen, George Orwell’ın 1984 kitabına benzetilen bu uygulamayı pandemiyle mücadele için kullanmaya başladı.

Tüm bina girişlerine ateş ölçerli güvenlikler yerleştirildi. Apartman ve işyeri girişleri ise zaten yüz tanıma sistemiyle açılıyor. Çin, WeChat diye bir uygulama kullanıyor. Bildiğimiz WhatsApp uygulamasına kredi kartınızı tanımladığınızı ve bununla ödeme yapabildiğinizi düşünün. Alışveriş bu uygulama ile yapılıyor. Yani devlet, sizin nerede kim ile buluştuğunuzu, hangi arkadaşlarınızla ne konuştuğunuzu, hangi toplu taşıma ile seyahat ettiğinizi ve hangi marketten neler aldığınızı, eczaneye gidip gitmediğinizi biliyor.

Pandemi ortaya çıkınca yaygın test ile ateşi olan herkese test yapıldı. Sonucu pozitif olanların ise geçmiş 10 gün içerisinde hangi bölgelerde hangi toplu taşımayı kullandıkları ve kimlerle görüştükleri sistemde yer alıyordu. Bu insanlar derhal uyarıldı ve teste tabi tutuldu ve karantinaya alındı. Örneğin, ekmeği aldığınız markete uyarı gönderildi: “Dikkat, el temas uyarısı, 9 Mart saat 14.00 sularında marketinizden alışveriş yapıldı, covid-19”

Herkese, bir covid-19’luyla temas aralığına göre 3 renkte kod verildi. Kırmızı: Risk taşıyor, sarı: Karantina sürecinde, yeşil: Güvenli.

Kırmızı kodluların trafiğe çıkışı yasaklandı. İnsanlar, uygulama üzerinde etraflarındaki renkleri görebiliyorlardı.

İlginç bir bilgi: George Orwell, ironiktir ki Sovyetler’in propaganda yöntemlerini eleştirmesine rağmen BBC’de propagandist olarak çalışıyordu. Peki Çin, bu insana saklı kalma hakkı tanımayan sistemde virüse karşı nasıl bir propaganda yürüttü?

Tüm şehir ekranları “İnsanlığın Virüsle Savaşı, Biz Kazanacağız”, “Haydi Çin! Yapacağız!” afişleriyle kaplandı. Televizyon ekranları sürekli bu savaşın kahramanlarından bahsediyordu. İlk anda Wuhan’a 20 bin doktor, özel uçaklarla, ellerinde bayraklar, tek tip kıyafetleriyle bir tıp kafilesi gibi değil de Stalingrad’ı savunmaya giden keskin nişancılar gibi indiler. Kameralar önünde, kadın erkek ayırmadan, gözyaşları içinde saçları kökünden kazındı. Yıkanmaya vakit bulamayacaklardı. Saçlar virüs taşıyabilirdi. Bu bir savaştı, propagandası da ona göre yapıldı.

Bu bilgilerin bazılarını, pandemiden az önce Hubei’ye inen bir İngiliz’in videosunda tüm gerçekliğiyle de izledim.

En başında diyor ki; “Buraya 1.5 ay önce geldim, salgın başlayınca buraya gelmem çok aptalca bir karardı diye düşündüm. Şu an İngiltere ve Çin’deki duruma bakınca kendimi şanslı görüyorum.”

Einstein atom bombası için söylediği, “Ben atomu insanlığa hizmet etmek için buldum, onlar bomba yapıp birbirlerini yok ettiler” sözü tarihe, bu bilim insanını aklayan bir şerh olarak düştü.

Çin’deki büyük data kullanımı, şu an için insanlığa hizmet etti. Bundan sonrası rejime ve toplumsal muhalefete kalmış. İnsanları baskı altında tutmak, cezalandırmak, sınıflandırmak, sınırlandırmak, düşünce özgürlüğü önünde bir engel olarak da kullanılabilir. Tamamen yaşamı sürdürülebilir kılmak, adli suçları engellemek ve afet durumlarında hayat kurtarmak için de. Çin, disiplini, bilime adanmışlığı, insanların kuralları esnetmekle uğraşmayıp bilime saygı duyup önlemleri benimsemesi açısından örnek alınabilir. Bir de propaganda yöntemiyle: bu insanlığın virüsle savaşı. İnsanlığın savaşı demek herkesi kapsıyor demek. Yani işçi ve emekçileri korumak da bu savaşın bir kuralı.

Ancak sosyal puanlama için kurulan bu sistem, salgın yüzünden işlevli olsa da geneli daha çok uzun süre tartışma götürür.

Ama insanın bir sosyal puanı olacaksa ben kendi ülkemiz için “Çelişki Oranı” öneriyorum. İnsan büyür, değişir, öğrenir, fikirleri dönem dönem şekillenir.

Ancak bu bir süre zarfında ve bazı koşullarla olur. Belirlenen sürenin altında radikal görüş değiştirenlerin çelişki oranı yüksek olsun ve bazı mevkilere gelemesinler, toplumdan dışlansınlar, kendilerini en baştan ispatlamaları gereksin.

Örneğin bundan 10 gün önce kendisine mikrofon tutulduğunda sokağa çıkmakta fayda var diyen bir ünlü, şimdi karşımıza telefon aramaları öncesi “Evde kal” kamu spotu olarak çıkamasın.

Bir yetkili salgınla ilgili açıklama yaparken, hasta sayısı, test sayısı verirken, bu bilgilerin yarın çelişkili olduğu anlaşılırsa kariyerini kaybedeceğini bilsin.

Halk sağlığı çok önemli diye sahte maske üreten bir fırsatçı çelişki oranı yüzünden toplumdan dışlanacağını ve bir daha ticaret yapamayacağını aklından çıkaramasın.

İnsanın bazı temel prensiplerinde ve evrensel doğrularda, bir ömür çelişmemesi, omurgalı ve onurlu bir yaşamdır.

Bunun aksi durumlar fırsatçılığa, çıkarcılığa, riyakarlığa, takıyeye işaret eder. Sonumuzu getirme riski olan da bu tip insanlardır.

Şeffaflık, toplumu gözetleyerek olmak zorunda değil, asıl şeffaflık yönetimde olursa ve iyi niyetli kullanılırsa anlamlı olur.

Bu hafta bir film izledim: Platform.

İnsanları en zayıf yerinden vurup, acının daniskası ile sınayınca nasıl bir şarapnel parçasına, bir kasaturaya döndüklerini anlatıyor.

Dayanışma ile kurtulabilecekleri bir sürecin nasıl bir vahşete dönüşebileceğini gösteriyor.

Bizi, kimseler değil, birbirimizle olan dayanışmamız kurtaracak. Zira daha sırada belki de kıtlık var.

Bir yanda kıtlık ihtimaline karşı şimdiden silahlanma oranı inanılmaz yükselen ABD diğer yanda Orwell mantığı ile eleştirilen Çin. Dünya pek çok yeni teoriye ve pratiğe gebe.

Dilerim bu süreçten birileri bizi gözetlemeden de açık iletişim kurabileceğimiz, bir başkasının iyiliğini kendi çıkarımızdan öne koyabileceğimiz, bilime inanan, ufku açık, iyi insanlar olarak birlikte sağ çıkarız.

Çalışmak zorunda kalan tüm işçi ve emekçilere bol şans ve sağlık, evde oturan tüm duyarlı insanlara sabır diler, tüm sağlık emekçilerine minnetlerimi sunarım.

Çelişki oranımız hep düşük kalsın. Öyle bir süreç ki hangi sözümüz son söz bilemiyoruz.

O yüzden yazmak isterim, son sözümüz ilk sözümüzle aynı olsun:

Başka bir çıkış yok: Yaşasın Sosyalizm.

Köşe Yazıları
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?