‘Salgın şişirilmiş balonların patlamasını tetikledi’

‘Salgın şişirilmiş balonların patlamasını tetikledi’
Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Aydoğuş, koronavirüsün dünya ve Türkiye ekonomisine etkilerini BirGün’e değerlendirdi

‘Salgın şişirilmiş balonların patlamasını tetikledi’

NAMIK ALKAN

Dünya kapitalizminin metropol ülkelerinin 2008 krizinden tüm dünyayı likiditeye boğarak çıktıklarını ve tüm dünyada varlık piyasalarında balonlar oluştuğunu kaydeden Prof. Dr. Osman Aydoğuş, bugün “Bir yandan petrol fiyatları çökerken, bir yandan da tüm dünya borsaları erimeye başladı, tahvil fiyatları hızla yükseldi. Öyle görünüyor ki, Covid-19 salgını şişirilmiş balonların patlamasını tetikleyen bir vesile oldu” dedi.

ABD ve AB tarafından koronavirüs salgınının yol açtığı krize karşı alınan önlemlerin neo-liberal dönemde tu kaka edilip rafa kaldırılmış olan Keynesci politikaların yeniden devreye gireceğini gösterdiğini kaydeden Aydoğuş, bu önlemlerin “Arzu ettikleri için değil, çaresizlikten” alındığını söyledi.

Türkiye ekonomisi için de 2020 yılının zor geçeceğini kaydeden BirGün’ün sorularını yanıtladı.

>>Koronavirüs salgınının dünya ekonomisini etkilerini anlatabilir misiniz?

Koronavirüs geçtiğimiz yılın Kasım ayının sonunda Çin’de bir eyalette başladı, dört ay içinde hızla artan vakalarla ve ölümlerle tüm dünyaya yayıldı. Çin’de yavaşlama eğilimine giren salgın Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde hızla ilerliyor. Bugün gelinen noktada, pandeminin sanıldığı gibi kısa sürede bitmeyeceği, en gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere dünyanın her yerinde aylarca sürebileceği açık olarak görülüyor. Önlem olarak, ülkeler peş peşe seyahat yasakları getiriyor, sınırları kapatıyor ve şehirlere giriş çıkışları yasaklıyorlar; sınırlı karantina uygulamaları sokağa çıkma yasaklarına dönüşüyor, okullar tatil ediliyor, gıda, sağlık ve hijyen ürünleri satanlar dışındaki işyerlerinin büyük bölümü kapatılıyor. En gelişmiş ülkelerde marketlere saldırı ve boşalan raf görüntüleri sıradan hale geldi.

Salgın pandemiye dönüşüp uzayınca, kaçınılmaz olarak ekonomik etkileri de giderek belirginleşmeye ve konuşulmaya başlandı. Ne demişler, “mal canın yongası.”>>Salgın bütün ekonomileri etkileyecek mi?

Pandeminin tüm ekonomilerde olumsuz etkiler yaratacağı muhakkak. Bununla birlikte ekonomik kayıpların boyutunun ne olacağını tam olarak öngörmek neredeyse olanaksız. Bunun nedeni salgının nasıl gelişeceğine ilişkin belirsizliğin büyüklüğü. Önceleri, salgının Çin ile sınırlı kalacağı ve çok da uzun sürmeyeceği düşünülüyordu. Bu iyimser yaklaşımda Çin ekonomisinin kaçınılmaz olarak yavaşlayacağı ve bunun da dünya ekonomisinde dolaylı yollardan çok ciddi olumsuz etkilere yol açacağı öngörülüyordu. Nedeni son 30 yılda yılda ortalama yüzde 10 hızıyla büyüyen Çin’in dünya ekonomisinde ulaştığı konumdur. Çin özellikle Dünya Ticaret Örgütüne katıldıktan sonra imalatta müthiş bir atılımla “Dünyanın fabrikası” oldu. Çin en büyük ihracatçı (yüzde 13 pay) ve ABD’den sonra ikinci büyük ithalatçı (yüzde 11 pay). En fazla doğrudan yabancı yatırım alan ekonomilerden birisi ve son yıllarda sermaye ihracına da başladı. Dünyanın fabrikası olarak Çin dünya ara girdi ve parça ihracatının beşte birini yapan bir ekonomi olarak küresel üretimde yaşamsal bir tedarikçi haline geldi. Dolayısıyla, dünya imalatında ve dış ticaretinde böylesine kritik bir konuma gelmiş olan bir ekonomi sallandığında dünya ekonomisinin de sarsılması kaçınılmaz olur.

>>Sanırım durum Çin ekonomisindeki olumsuzlukların dünyaya yansımasıyla sınırlı değil..

Ancak bugün gelinen noktada durum Çin ekonomisindeki olumsuzlukların dünyaya yansımasıyla sınırlı değil, daha da vahim bir görünüm arz etmekte. Dünyanın en büyük ekonomilerinde ulaşım ve turizm başta olmak üzere çok önemli hizmet sektörlerinde patlak veren harcama çöküşü (talep şoku) giderek derinleşiyor ve yaygınlaşma eğiliminde. Hizmet sektörlerinde başlayan büyük talep gerilemesinin hızla tüm ekonomiye yayılması, gecikmeli olarak üretimde ve istihdamda büyük kayıplara yol açması kaçınılmazdır. Nasıl mı? Tüm ülkelerde ilk olumsuz ve doğrudan etkiler hava ulaşımı başta olmak üzere ulaşım, otel ve lokantalar, eğlence, spor ve kültürel etkinlikler gibi hizmet sektörlerinde ortaya çıktı. Bu çok önemli beş sektörde talep pek çok ülkede deyim yerindeyse çöktü. Tüm dünyada yolcu uçakları artık yerde duruyor; turlar iptal ediliyor; oteller, lokantalar, kafeler ve barlar ya kapandılar ya da boşlar; sinemalar, tiyatrolar ve eğlence yerleri kapatılıyor; büyük spor organizasyonlar ve bilim-kültür faaliyetleri iptal ediliyor. Bütün bunların üzerine, gıda, sağlık ve hijyen ürünleri dışındaki tüketim (özellikle otomobil ve dayanıklı tüketim malları, giyim, vs.) harcamalarında çok büyük düşüşler yaşanıyor. Bu nedenle perakende ticaret sektörü de doğrudan ve çok şiddetli etkilenen sektörler arasında. Gelişmiş kapitalist ekonomilerde zaten uzun süredir artmayan sabit sermaye yatırımlarının da böyle bir ortamda daha da gerilemesi kaçınılmazdır. Dünya hizmet ve mal ticaretinin de şiddetle daralması beklenir. Uzun lafın kısası, pandemi tüm ekonomilerde toplam talepte çok ciddi düşüşlere yol açtı ve harcamalardaki gerileme artarak devam edecek.

>>Talep şokunun boyutu nedir, ne kadar sürer ve etkileri nelerdir?

Talep şokunun boyutu ve ne kadar süreceği hiç kuşkusuz salgının ne kadar süreceğine bağlı. Etkili bir aşı bulunması, söz gelimi, sorunun daha kısa bir sürede ve daha hafif atlatılmasını sağlayabilir. Buna karşılık, salgının salgin-sisirilmis-balonlarin-patlamasini-tetikledi-703719-1.giderek şiddetlenmesi ve aylarca sürmesi halinde ilk etkilerin ortaya çıktığı sektörlerde şirket kapanmaları ve işten çıkarmalar başlayacak, azalan gelirler ve harcamalar nedeniyle sorun dalga dalga tüm ekonomiye yayılacaktır. Hiçbir firma satamadığı malı üretmeye devam etmez, o nedenledir ki, harcamaların gerilediği bir ekonomide nihai olarak, üretimin de gerilemesi kaçınılmazdır. Bu ise işten çıkarmaların giderek yaygınlaşması, istihdamda ve ücret gelirlerinde büyük kayıplar yaşanacağı anlamına gelir.

Öte yandan, reel ekonomiler talep ve arz şokları nedeniyle küçülürken, neoliberal dönemde olağanüstü boyutlara çıkmış olan finansal kesimde de şiddetli sarsıntılar yaşanması beklenir. Nitekim öyle oldu. Dünya kapitalizminin metropol ülkeleri 2008 krizinden deyim yerindeyse tüm dünyayı likiditeye boğarak çıkmışlardı. Krizin patlak vermesinin hemen sonrasında merkez bankaları para musluklarını sonuna kadar açarak dolar, avro, pound, yen, frank gibi dövizlerin miktarını 4,5-5 katına çıkardılar. Bu likidite bolluğu, ücretlere yansımayıp gayrimenkule, hisse senetlerine, tahvillere, türev ürünlere ve emtialara aktı. Sonuçta beklendiği gibi tüm dünyada varlık piyasalarında balonlar oluştu. Geçen hafta bir yandan petrol fiyatları çökerken, bir yandan da tüm dünya borsaları erimeye başladı, tahvil fiyatları hızla yükseldi. Öyle görünüyor ki, Covid-19 salgını şişirilmiş balonların patlamasını tetikleyen bir vesile oldu. Burada koronavirüsün balonların patlamasının nedeni değil, yalnızca tetikçisi olduğunu zamanını belirlediğini belirtelim. Başka bir ifadeyle, varlık piyasalarında şişen balonların patlaması kaçınılmazdı, salgın kaçınılmazın başlatıcısı oldu.

>>Krizin dünya ekonomisinde ne tür sonuçları olur?

Pandeminin nasıl gelişeceğini hala bilmiyoruz. Bununla birlikte, en muhafazakâr öngörüler bile Çin, ABD, AB, Japonya gibi ülkeler başta olmak üzere belli başlı merkez ekonomilerin ilk çeyrekte küçüleceği ve zaten yavaşlamış olan dünya ekonomisinin büyüme hızının daha da düşeceğine işaret ediyor. IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi kurumların aksine bizde nedense pek bilinmeyen ve özellikle gelişmekte olan ülkelere daha sıcak bir yaklaşım benimsemiş olana UNCTAD’ın (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı) son hesaplamaları dünya gelirinin büyüme hızının yüzde 2,7’den 1,7’ye gerileyebileceğine işaret ediyor. Buna göre dünya gelirindeki kayıp 1 trilyon dolara ulaşacak. Daha kötümser senaryolarda ise küresel bir daralma kaçınılmaz görülüyor. Varlık piyasalarında başlayan çöküşün sürmesi halinde daralmanın (resesyon) daha da derinleşmesi ve şiddetlenerek tam bir buhrana (depresyon) dönüşme olasılığı da giderek büyüyor. Finansallaşmaya bağlı olarak olağanüstü boyutlara ulaşmış olan dış borçlar özellikle gelişmekte olan ülkeler için büyük bir tehdit oluşturuyor. Seksenli yılların başında ve doksanlı yılların sonunda yaşananlardan çok daha şiddetli bir borç krizinin patlak vermesi de hiç olasılık dışı değildir.

>>Krize karşı ne tür önlemler alınıyor?

Bütün bu kriz alametleri boy verirken merkez bankaları bir biri ardına faiz indirimleri yaptılar ve deyim yerindeyse dünyayı yeniden dolar, avro, pound, yen ve franka boğacaklar. Çözüm olur mu? Hiç sanmıyoruz, olsa olsa zaman kazanılmış olur. Zaten IMF’nin 1 trilyon dolar büyüklüğünde bir kredi olanağını kullanıma açması, ABD Başkanı Trump’ın 1,2 trilyon dolar (ABD gelirinin kabaca yüzde 6’sı) büyüklüğünde bir mali teşvik paketini açıklaması ve Avrupa Birliği’nde de genişlemeci maliye politikalarına başlama hazırlıklarının yapılması, neo-liberal dönemde tu kaka edilip rafa kaldırılmış olan Keynesci politikaların devreye gireceğini gösteriyor. Arzu ettikleri için değil, çaresizlikten.

>>Koronovirüs salgınının Türkiye ekonomisine etkileri ne olur?

Türkiye ekonomisi koronavirüs şokundan en olumsuz etkilenmesini beklenen ekonomilerin başında geliyor. Aylık olarak yayınlanan İktisat ve Toplum Dergisi’nin bu ayki (Mart 2020) sayısında daha ayrıntılı olarak ele aldım. Türkiye ekonomisi son iki yılda önce yavaşladı sonra da üççeyrek boyunca daraldı. 2018-2019 dönemindeki iki yılda büyüme hızının ortalama (potansiyel) büyüme hızının altına düşmesi nedeniyle uğradığı gelir kaybı neredeyse GSYH’nın yüzde 8’ine ulaştı. Bir başka deyişle, Türkiye ekonomisi 2018-2019 dönemindeki iki yılda durgunluk ve daralma nedeniyle kabaca GSYH’nın yüzde 8’ine yakın (kabaca 60 milyar dolar) bir üretim/gelir kaybına uğradı. Bunun üzerine şimdi bir de salgının yaratacağı ekonomik şoklar binecek. Türkiye ekonomisi en kırılgan ekonomilerin başında geliyor. Nitekim sermaye çıkışlarının hız kazanması, döviz kurlarının zıplaması, borsanın çökmesi ve risk göstergesi CDS’nin yeniden 500’ün üzerine fırlaması durumun vehametini ortaya koyuyor. Ekonomi yönetimi, diğer ülkelerde olduğu gibi faiz indirimine giderek, kamu bankları aracılığıyla kredi kanallarını zorlayarak ve plansız programsız ve saydamlıktan uzak olsa da kamu harcamasını artırarak talebi canlandırmaya ve sorunun üstesinden gelmeye çalışıyor. 2019 yılındaki bu tür genişlemeci para ve maliye politikaları ne yazık ki yalnızca yüzde 0,9 oranında bir büyüme sağlayabildi. Kişi başına gelirimiz düştü. Daha da yoksullaştık. Emekçi kesimlerin alım gücü büyük darbe yedi. İşsizlerin sayısı ve işsizlik oranı rekor düzeylere yükseldi. Bir yandan da enflasyon azdı. Hayat pahalılığı düşük gelirli hanelere darbe üzerine darbe vuruyor. Böyle bir durgunluk içinde enflasyon yaşanan ekonominin, Türkiye’de henüz yayılmaya yeni başlamış pandeminin yol açtığı ekonomik şoklara karşı dayanıklılık göstermesi olanaksız değilse de zor görünüyor. 2020 yılı çok zor geçecek.

Sonuç olarak, olasılığı kanımızca giderek güçlenen kötümser senaryo altında, Covid-19’un yol açtığı talep, arz ve finans şoklarının, diğer dünya ekonomileri gibi Türkiye ekonomisini de derinden sarsması ve büyük üretim, istihdam ve gelir kayıplarına yol açması kaçınılmaz görünüyor.

Haber
İlgili Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Open chat
Merhaba,Web Sayfamıza Hoşgeldiniz..
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?